
“En büyük mutsuzluk sevilmemiş olmak değil, sevmemektir”.
Başlamam gerekiyordu, ilk adımı atmıştım çoktan. Kendimi seviyordum, ama bu değildi burada bahsedilen. Ya da anneannemin yatmadan önce kulağıma fısıldadığı masallarda olanlar.
İlk olarak onlarca post-it’e bunu yazmam gerekti. Yerleştirme planı ise şu şekilde idi: Odamın duvarlarına 7, mutfağa 6, bilgisayar monitörüne 2, banyoya 5, koridora 5, ve evin değişik yerlerine olmak üzere toplam 39.

Geçenlerde hasta beynimle oturmuş kafayı çekiyoruz, Candan Erçetin çalmaya başladı. Muhabbete de süper gitti, dinlemeye başladık, Bir taraftan dinliyoruz, bir taraftan da bir ağızdan eşlik ediyoruz parçaya. Tam nakarat kısmında, bizimki birden sustu. Ne olduğunu sordum, hay sormaz olaydım. Yoktan yere husumet çıktı aramızda. Bu dedi ki bana;
"amman efendim ne kadar güzel hissiyat, ne kadar naçis vecizeler bunlar. Bu kadar mı kinayeli, bu kadar mı özgün anlatılabilirdi yaradana duyulan sevgi?! Bravo vallahi taktir ettim."
"Ne diyosun? ne Yaradanı?" dedim tabii haliyle. Ben şarkıyı normal aşki-meşki olaylara yapıştırarak dinlemekteyim.