BU BENIM BABAM IRFAN'DIR ANLI SANLI.
Önceleri anlamaz kizardim O'na,
olunca sabah O, gelirdi yanima,
tembel tembel yatma derdi bana,
uyumak degil kimsenin yararina..
Doludur ici hep hosgörü sevgi,
Osmanli Seyh Edebalidir soyu serci,
Babam'dir O, Irfan, ilim, bilim ehli,
bulunmaz O'nun esi benzeri bir dengi..
Cok kültürlü iyi bilir politika siyaseti,
pesinden sürüklemistir ilceyi köyü kenti,
dögüs kavga degil inanin O'nun niyeti,
O'nun rizasi olmadan kimse secilemezdi..
68 yasindadir bu ihtiyar delikanli,
O' konusunca susar dinler hep canli,
konusmalarini dinlersen cok heyecanli,
bu benim Babam Irfan'dir anli sanli..

Nelerden bahsetmeliyim? Düş kurar gibi mi yazmalıyım? Yoksa bir yolculuğu anlatır gibi mi? Belki de alıp başımı gitmeliyim bu satırlarda, güneşin battığı yere...
Ardımda koskoca bir şehir beni özlemeli. Sırtıma azgın okyanus dalgalarını salmalı, ama ben asla dönmemeliyim bildiğimden.
Ferdi Tayfur'un bir dönem çok tutulan hadi köyümüze geri dönelim şarkısını hatırlayanlar olacaktır. Uzun zamandır köy, kent ve edebiyat gibi kavramlara takmış bir vaziyetteyim. Bunun birinci sebebi Tanıl Bora'nın Taşraya Bakmak isimli kitabı. Bir kitap okudum ve hayatım değişti, demeyeceğim; korkmayın. Sadece taşrada doğup, büyümüş biri olarak düşüncelerimi yazacağım. Çünkü Türkiye bir taşradır.
Taşra nedir? Yaşadığımız bu koca şehirde neresi taşra, neresi şehirdir. Mesela Bağcılar taşra mıdır? Ya da neden taşrayı sadece ekonomik bir durumu vurgulamak için kullanır olduk. Mesela taşrada zengin yok mudur? Zenginse neden taşra da oturur. Bu soruları kendim cevaplamak ve unutmamak için soruyorum. Çünkü genelde yazarken de cevap soruyu getiriyor.
