Kokoreççinin önünde durmuştum, pişmiş, pudralanmış midyelere ve kavrulmuş kokoreçlerin üzerine serpilen kekik kokusuna dair bir şiir yazmayı düşünüyordum. Çok acıkmıştım. İçeri beni çeken bir güç oluştu sanki etrafımda. Cebimde çok fazla para olmamasına rağmen sürükleniyordum lüks gözükmeye çalışan amele lokantasına. Taksim’in bu bölgesinde, aptal zenginlerin gidip gelip kazıklı içki içtiği yerde… Aç maymunların sarhoş uğrak yerinde, takım elbiseli gorillerin gömlek kenarlarından kılların fışkırdığı yerde…
İçeri girip boş bir masaya oturdum hemen. Benim bulunduğum sıradaki bütün masalar boştu zaten. Dev ekrandaki futbol maçına odaklanmış insanlar, ekrana en yakın masalara oturmuş ve bir koro grubu halinde bağırıyorlardı. Maçın sesi gelmiyordu ama koro halinde gelen tepkiler o heyecanı iletiyordu. Her şey çok normaldi, milli bir zevk, alışkın olduğumuz bir sokak kutlaması, izin verilmiş tüm delilikler…
Garsona bir yarım kokoreç ve bir de ayran istediğimi söyledim. “Çabuk olabilir mi?” dedim sonunda da, adam benim ne kadar aç olduğumu anlasın diye… Beş dakika geçti ve yemeğimi gelirken gördüm. O tabağın içinde süzülüyordu bana doğru. Uçan tabağında görüntüde yalnız o, benim sıcak kokorecim ve buzlu ayranım. “İçimdeki açlığın kutsal doyurucuları, hızla gelin bana!” Önüme düştü tabak sonunda, tam beklediğim gibi, tam beklediğim noktaya. Ona sarılmak istedim yemeden önce. Minnet duygumu onun kendisine göstermek geldi içimden. Önce kokladım ve sonra ısırdım kokoreçli ekmeğimi. Ayranı açtım diğer elimle. Ağzımda hissettim o muhteşem pişmiş bok kokusunu. Seviyordum bu tadı, alıştırılmıştım bunun güzel olduğuna. Tüm kokoreç sevmeyenlere inat, zevk alıyordum. Bir çırpıda bitirivermiştim yarım ekmeği. Kalktım yerimden hızla, midemdekiler yerlerine henüz otururken. Kokoreci yapan ustaların yanına gittim. “Kokoreç kaç lira?” diye sordum ve “dört milyon” dediler. Ayranın boş kabını gösterdim ve toplam borcumu sordum. “Beş buçuk” tuttuğunu ama parayı şef garsona vermem gerektiğini söylediler. Yerime döndüm ve masamı toplarken şef garsonla karşılaştım. Bir daha sormak geldi içimden ücretini. İçime pis bir his doğmuştu. Sordum… Gerçeğe dönelim: