
Devam Ediyor
bolum-2 Gecenin karanlığında (beslenme) Konya, gece, 02:20
dalgin dalgin yuruyordu, ne havanin soguklugu ne de gecenin kendine has hukumranligi umrunda degildi. kafasinda onlarca dusunce kivraniyor, coskuya kapilan fikirler akacak mecra bulamiyordu. hala gidip gitmemek de kararsizdi, Konyayı cok seviyordu ama yeni biryerde imkanlar gozardi edilecek cinsten degildi. hastalik gibi bunyesine yayilan bu tutku dogru kararlar vermesini engelliyordu. evden kahveye ugramak maksadiyla cikmis fakat bir muddet yuruyunce iyi gelmis bu sebebten kahveye gitmekten vazgecip yurumeye devam etmisti. ileride bir kararti gordugunu sandi dikkatli bakinca bir sey olmadigi gordu, yorgunluga verip devam etti
sokagi sapinca karsisina basi onde kukuletali biri cikti, emir almis gibi cakili kaldi yerinde, gizemli kisi kafasini kaldirinca kan kirmizisina donmus gozleri geceyi bicak gibi kesti. yuzunun rengi kacti ve ayaklarinin karincalandigini hissetti, onu tanimisti.
- Ceyda! seni vahsi vampir, ne o besin zincirini mi degistirdin? Hasta yatalak olanları ve kus türlerini olanlari sectigini duymustum
- espri anlayisini hic kaybetmemissin Selin
- ama sanirim artik kaybedicem, peki niye diye sorsam?
- sebebi sence de belli degil mi? Konyada iken sana hic ilistim mi, ama ne zaman ki sen gitmeye karar verdin, seni listenin en basina aldim
- aaa sebeb bu mu?
- sen ne sandin?
- bilmem yani bu hic aklima gelmemisti
- yaa
- ee ne olcak simdi boynumdan mi isircan
- isirmami istedigin ozel bi yer var mi yoksa bana mi birakirsin
- bak gel anlasalim sana gittigim yerdeki tema birliğine alayım ,catal tencere takimi falan verelim onuda belesten gonderim he dersin
- ne yapcam be tencereyle kanini mi kaynaticam
- belki kanin kaynar bana o zaman ehhi hi
- of cok savsakladik isi nedense kurbanlarin cenesi de cok dusuk oluyo be
- abla etme
-deeeeeeet
.....
Aslında başka bir konu hakkında yazmayı düşünüyordum ancak “korku” isimli yazımdan sonra bu yazının daha manidar olacağını anladım. Üstelik yazıyı okuyan ve yorumlayan insanlara da bazı tekniklerden bahsedeceğim sözünü vermiştim. O yazının hemen arkasından olmayacaktı da, ne zaman olacaktı öyle değil mi?
Fobi ve kaygı denilen korkuların nasıl oluştuğundan bahsetmiştim. Aslında daha önce bilmediğiniz bir konu olduğu için korkudan bile korkuyordunuz. Şimdi nasıl oluştuğunu öğrendiniz. İnsan bilmediği şeyden de korkar. Bu yüzden korkunun nasıl bilinçte yer ettiğini öğrendikten sonra kendi bilincinizi/bilinçaltınızı gözlem altına aldınız. Artık bir fobiniz varsa bile, size gerçekten sıkıntı verici düzeyde olmadığını da zaman geçtikçe anlayacaksınız.

Korku, beynin yarattığı bir illüzyondur. Kişisel gelişim konularında örneğin NLP de uzmanlaşmak isteyen biri korkunun kaynağını bilir. Kaynağı bilinen bir davranışın üstesinden gelmek ise oldukça kolaydır.

Bütün davranışların temeli, beynin çalışma prensiplerine dayanır. Korkunun da bir prensibi vardır. Eğer bunu davranışlarımızda gözlemleme alışkanlığına kavuşturursak, sahip olduğumuz ya da olacağımız her türlü korku ve kaygının da üstesinden gelmiş oluruz. Bu alışkanlığa biz “farkındalık” ta diyebiliyoruz. Farkındalık, benim tabirimle duyguları kontrol etme gücüdür. Aynı zamanda kendini tanımanın diğer adıdır.
Eğer farkındalık konusunda az çok bilgi sahibi iseniz, kendinizi tanıma konusunda, hiçbir zaman tam anlamıyla kendinizi tanıyamayacak olmanızın gerçekten ürkütücü olduğunu da anlamışsınızdır. Bu kendini bilme-tanıma-öğrenme ya da farkındalık denilen şey, siz ölene kadar devam eder.

Eğer varsam o zaman neyim? Neyim ben? Rüya ile gerçeğin farkındalığı yok bende biliyor musun? İğrenç bir durum. Var olduğumu biliyorum ama ne olduğumu tanımlayamıyorum. Ellerimi kafamda gezdiriyorum. Saçlarımın arasında parmaklarım geziniyor. Yatağımda bir sürü diken var sanki. Çocukluğumdaki bir yere gidiyorum. Çamurdan çömlekler yaptığım yere. Sonra güneşin altında kuruturdum onları. Karıncaları seyrederdim durmadan. Hayali arkadaşlarım, tanklarım, uçaklarım vardı. Çatışmalarda öldürülürdüm defalarca.
(TERÖR KURBANI TÜM ÇOÇUKLAR İÇİN YAZILMIŞTIR,OSETYALI ÇOCUKLAR İLHAM KAYNAĞIDIR)
Başımızda silahlı adamlar dolanıyordu
Ansızın biri döndü bize doğru yürüdü
Silahını üstümüze doğrulttu anne
Öpmeye kıyamadığın yavrun namlunun gölgesinde
Gözlerimi sımsıkı yumdum
Korkuyla titreyerek ölümü bekliyordum
Silah sesini duydum
Öylece dona kalmıştım
Birkaç saniye sonra gözümü açtım
Bende birşey yoktu yanıma baktım
Vurulan en yakın arkadaşımdı
Kanı yüzüme sıçramıştı
Onun için ağlamalımıyım
Yaşadığım için sevinmelimiyim bilmiyorum anne
Kalbim yerinden çıkmak üzere
Hiç olmadığından korkuyorum.
İnsan gerçeği sahteden nasıl ayırabilir?
Dikkatli bakmak gerek. Bunun çoktan beridir farkındayım. O yüzden ben uzun zamandır bakmıyor, görülmüyorum. Ama önceleri ben de bakıyor ve malesef görülüyordum. Ben önceleri daha da ileri giderek, hayal bile kuruyordum. Aslında herşeyin başlangıcında, herşey çok doğaldı. Gizlenmiyor, cesaretle tüm olan bitene dokunmadan bakıyordum. Herşey yabancı, ama fazlasıyla inandırıcıydı. Hatta sanki herşey iyiliğim içindi.
Sonra büyüdüm.
Büyüdüm ve hayatım prim yapmaya başladı sanki. Yani artık insanlar çok daha değerliymişim gibi bakıyorlardı bana. Sevilecek kadar büyüdüysen, sevecek kadar da büyümüşsün demektir. Ama... Ben ekmekle aramdaki farkları düşünürken, insanların ben’e bakamamasına bakıyor, ve ne yazık ki görülüyordum.
yıllar önce bir kahve falı baktırmıştı. falcı kadın, konuştukça büyüyen gözleri, korkunç çehresi, yırtıcı bir kuş sürüsü gibi üzerine saldığı sözleri ile yıllarca aklından çıkmamış, hayatının belli dönemlerinde ifrit gibi peydah olmuş, en olmadık anlarda, içinde yanan ateşin, kulaklarında dinmek bilmeyen gong sesinin körükleyicisi olmuştu.
yıllar yılı kadının söylediklerini düşüne düşüne eblehleşmiş, akıl yordamıyla idame ettirdiği hayatını kontrol edemez hale gelmişti.
önceki yaşantılarıyla kadının söyledikleri bir iki örtüşünce, kadının sözlerini ilahi bir takdir olarak addetmiş ve kendini bütünüyle uhrevi meselelere adamıştı.