BEN
Beni bulursan sorarak bulursun. Köşedeki marketin potansiyel içiciler listesine sor. Bir ayağı çukurdakiler listesine. Aradaki sokaklara gir. Bak parklara, deniz kenarına in. Nasıl olsa…
Karla karışığımdır çoğu zaman, yağmurum hiç dinmez. Söylenmiş sözlerle baş başa kaldım çünkü. Biraz... Biraz “acı”yorum… Hep doluyum. Nasıl olsa… Bilmeyeceksin ya…
YAĞMUR
Güz yağmuruydu… Islanmak için aradığım. Herhangi bir yerdeki yağmur bile, ’farklı olsa” bile güzeldir değil mi? Hele hele sonbaharın sarı yaprakları üzerine şöyle bir dokunup geçti ise, daha bir güzel gelmez mi kokusuyla? Hani aynı ağlayan kadın gibi güzeldir diyeceğim ama. Biraz içimi de burkar, zor gelir… Ama yine de güzeldir. Bir de yalnızsam bu yağmurda... Yalnızlık da her zaman güzel midir?

Atık pillerin doğaya terkedilmesine engel olmak,
bunların toplanıp ayrıştırılarak yeniden kullanılmasını sağlamak
veya çevreye zararsız hale getirmek gerekiyor.
Tabii ki bunu sağlanması için "devlet-sivil toplum kuruluşları-
vatandaş" işbirliği gerekiyor.

Kendime yalan söylediğim ve her defasında ve her seferinde inandığım "Bu da geçecek elbet" sigaralarımdan birini daha mı yaksam ki?
Bir yalan daha mı eklesem sensizliğe?
Bir sigara boyu daha mı uzaklaşsam yalnızlığımdan...
Kaçıncı meretim ki bu? Sensizlikten sonra…
Anlasana artık yoruldum. Bir an önce bitsin istiyorum bu gerçeklerle karışmış yalan nefesler.

Hava kurşun gibi ağır…
Yağmur arsız…
Anılar ıslak, anılar yorgun…
Caddeler ıslak dışarıda.
Umutlar bekler meçhul bir faniyi. Kıyıda köşede gizlenen, yaşarken yaşamını sessizce içinden, Keşkeleri bitmiş, sankileri ile yaşayan bir faniyi...
Hoyratça harcanmış bir zaman var hayatımda. Yaşama ait ne varsa içimde, sırtımda taşıyorum geceleri. Pejmürde, yırtık pırtık ruhumla.
Çığlıklar dolarken bu kentin sokaklarına, duyan oldu mu fani sesimi acaba? Yoksa söylenecek söz kalmamış mıydı? … İçimden mi kuruyordum cümlelerimi artık?
Kapı çalar… Kapı açılır… Diyalog başlar…
Expresyon- Hoş geldin. N’aber?
X- İyidir.. Senden n‘aber?
Expresyon- Yazıyla uğraşıyorum hala bitiremedim.
X- Geçen gün yazıyordun ya, bitmedi mi hala?
Expresyon- Yok bitmedi. Girişi yazdıktan sonra devamını getiremedim.
X- Neden? Bak kızdım şimdi sana! O yazıyı yazmak için beni kovdun, sen varken yazamıyorum diye bağırdın bana...
Expresyon- Yahu yazmamamın seninle ya da başkasıyla alakası yok.. Ya da evet var ama o sen değilsin..
X- Senden önce başkası mı yazdı yine yoksa :)
Experesyon- Zaten internette bu konu hakkında birçok yazı var ama çok fazla üzerinde durulmamış ve zamanı geçmiş yazılar… Düşünsene; uzmanlar artık 200’de 1 görülen bu hastalığın sebebi bulamadık(!) derken, aynı zamanda başka bir uzman başka bir yazıda, ağır metaller bu tür hastalıklara neden olur diye vurguluyor. Bu nasıl çelişki profesörüm uzmanım demez mi insan! Diyemiyorum işte! Hem ben kendi kişisel görüşlerimi de yazmak istiyorum… Ama nasıl?
Ulusal basında önde geldiği savıyla varolan Doğan Media'nın "amiral gemisi" HÜRRİYET'in 19 Ocak 2007 günlü Bursa ekindeki spor sayfasında yeralan bir başlığı gündeme taşımak istiyorum. Bursa'da ilköğretim okulları arasında düzenlenen "D..... Minikler Futbol Turnuvası"na ilişkin bir karşılaşmanın sonucunun gazeteden nasıl duyurulduğuna ilişkin bir başlıktan sözetmek istiyorum. Başlık tıpkısının aynısı olarak aşağıdaki gibidir:
KARACA'YA TEK KURŞUN
Bu başlığı gören okur; birisinin tek kurşunla vurulduğuna ilişkin bir duyuma yerverildiğini düşünerek, hoş birşeyler okumayacağı endişesine ve kuşkusuna kapılabilir, değil mi?...Oysa bu endişeye ve kuşkuya hiç gerek yok; başlığın altında yeralanları okuyunca...