
Bu sabah yine güneş benim için doğdu. Herkesten evvel önce beni selamladı. Ahh.. Ne güzel! Hâlâ kalbim vurmaya devam ediyor. Beynim tıkır tıkır çalışıyor. Ellerim tutuyor, gözlerim görüyor, kulaklarım işitiyor. Evrenin en mutlu yaratığı ben olmalıyım. Evet, evet… En neşeli, en bahtiyar insan da ben olmalıyım. Kesinlikle benim, BEN!
Neden bu denli saadet içindeyim? Bilmiyorum. Tek bildiğim mutluluktan uyuyamaz olduğum. Kendimi o kadar güçlü, kuvvetli hissediyorum ki, serçe parmağımla pehlivanları bir bir devirebilirim. Vur at çöpe, vur at çöpe… İşte hepsi bu kadar!
Bayramları sevmiyorum...
Sıcak akrabalık ilişkilerim olmadığı için bayramlarda akraba ziyaretlerine gitmiyorum.
Bayram boyunca evde tıkılıp kalıyorum. Kapıyı açmıyorum,çünkü bir kere açınca duyan bütün şekerci çocuklar geliyor. Şekerci çocuklardan nefret ederim. Kapıya vururlar,zar zar zili çalarlar...
Misafirleri sevmiyorum. Geliyorlar yapmacıktan yüzlerinde bir sırıtma. Gelen kişi arkadaşım filan olsa hadi neyse,bir kere bile merhabam olmayan kişiler bile bayramda geliyor,sevmiyorum...
Kurban bayramını hiç sevmiyorum. Bir sürü günahsız hayvan katlediliyor.
Sevmiyorum,bıktım...
Ayaklarınızı uzatıp, şöyle bir nöbetleşe bayram olaylarını düşünmeye hacetlenirken, kayan bir gökyüzü gibi. Derinden yaralanmalarımızı anımsarız. Şöyle ya da böyle deriz. Bu ya da şuyuzdur. saat.08. bilmem kaçıncı sayıda namazın vakti kılınır bir cami dolusu eğilmiş gövde minarenin yanılsamasından bize seslenir. O gün hayvanların kurban edildiği bir gündür. Kutsi ve pekveyaçok dünyevi bir güncükler, dörtüz günlükcükler. Kesilen boynuzlar ayrı bir simetride farklı anların ölümlüklerine tutunarak günbegün ölüm tarihlerine otlanırlar. Yenen etlerin salyası akarken bir çocuk biz yokuz. Hayır yavrum, yoksuluz. Ama baba yoksul olmak , yok olmak demek değil mi. OLMAK, yalnızca olmak demek. Ne kadar emek eder?
Susuz suskunluklar birkaç defa kendine ait bir masal tutar. Ve çok geçmişli bir deniz hikayesi anlatmaya başlanır. Bir gün denizin biri, akarken düşüneyazmış, yüzmenin kurallarını tanımam deyivermiş. Birden, o anda. Şimdiki anda. O anın şimdiki zamanında kurallar, yüzmenin kuralları silinmiş. Denizler masal masal al al akınmış. Bir dilek eyle ey baba efendi. Yüzme öğütle şu koyunlara. İçleri dar gelsin. Yürekleri dağlasın.
Ben bugünün anlamını biliyorum. Diyene bakınma koyan koyuna bakan öteki adsız koyun. Neymiş, pekala bu gün neymiş. Dediğinde inek olan böğürtü bıraktı dünyanın yüzelliğine, güzellik olsun diye. Güzelin ne olduğuna bilinemeden. Kurban bayramı. Bilmiyor musun.kurbanların bayramı. Sen bayram ne değildir biliyor musun ?
ARKASI (Y/K)ARIN
birazda gülelim....








Önümüzde bir bayram var. Kurban bayramı. Çocukluğumdan bu yana bayramın ilk günlerini evimden çıkamadığım, çıkmak zorunda kaldığım günlerde de gözlerime kulaklarıma söz geçirmeye çalıştığım, görmek, duymak istemediğim manzaralardan kaçmak istediğim bayram günleri. Her yıl tekrarlanan bu kabus gibi günler beni derinden etkiler. Mahalle sokaklarında, bahçelerde, avlularda böğüren, kesilen, derileri üflenerek soyulan, işe yaramayan organları üstünkörü toprağa gömülen, daha sonra etcil mahalle sakini hayvanların umarsızca, sinekler arasında kalan kutsal kurbandan artanlarla beslenmeleri.
Küçükbaş hayvanların genellikle eylül-ekim döneminde gebe kaldığı, bu yüzden bayramda alınacak kurbanlık koyunların gebe olma ihtimalinin çok yüksek olduğunu söyleyen yetkililer dikkatli olunmasını istediler. Haberle ilgili ayrıntılar burda.
kurban bayramı yaklaşmaktadır ve kenan evren, damadına bir yemekte "evlat, bir imam bul ona vekalet ver de bu seneki kurban işini halledelim".
Damat tamam der. Ertesi gün yine yemekte damada Evren Paşa "Ne oldu hallettin mi vekalet işini?"der. Damadın cevabı Evren'in din derslerini okullarda verilmesi gerekliliğini gösterecek kadar cahilcedir :"Baba, bugün noter kapalıydı vekaleti p.tesi günü vereceğim."
aslında şimdi de bu tip cevaplar alınabilir sanırım.