Âşık olunmuş sevgilinin koynunda bir Pazar sabahı uyanmak için mi bütün bunlar? Çok sevilmiş bir karşı cinsin sizi bütün bu pislikten soyutlaması uğruna mı yaşıyorsunuz? Siz de onu soyutlayacak mısınız? Daha çok kazanıp daha çok Pazar kahvaltısı etmek için mi yaşıyoruz? Neye dönüşmesine izin veriyoruz hayatın? En büyük korkunuz sokakta açlıktan ölmek mi? O sokaklar ki; bir zamanlar gezmeye, koşmaya doyamadığınız? Salıncak sırası beklediğiniz yeşil parklar nerede? Şimdi çoğunuz ve ben ve şimdi belki hepimiz, kredi kartları borçlarımızı ödemek dışında bir şey düşünemezken kendimize getiriliyoruz. Boğazımıza kadar çamura batmışken ve hayallerimiz iğne deliği kadar küçülmüşken uyandırılıyoruz. Ertesi gün hemen yeniden uyuşturuluyoruz ve Pazar sabahı sevgilimizin koynunda mutlu olup olmadığımızı düşünemeyecek kadar mutluyuz. Çırılçıplak bir sevinç doğuyor içimize “iş güç yok” diye düşünebildiğimiz her saniye. İçinde çırpındığımız boktan çıkıp, derin bir nefes alıyoruz. İşte o zaman sarılıp öpüyoruz önümüze gelen her kimse onun dudaklarını salya sümük… Bütün bu s.kilmiş hayatlarımızı önemliymiş gibi görmeye çalışırken ve yarım yamalak hatırladığımız anıları tek parça halinde tutmaya uğraşırken. Bize hayal dünyamıza ulaşmamız veya mutlu olma yollarımız zerre kadar öğretilmemişken ve her zaman yarıştayken. Şimdi sokaklardan korkuyoruz. O sokaklar ki; bir zamanlar evimiz gibi gördüğümüz, toprağının kokusuna doyamadığımız, çimenlerinde yuvarlanıp çiçeklerini kokladığımız… Gecesi ayrı, gündüzü ayrı cennetlerimiz. Para ile bulanmış neon ışıkları ve arkasını göremediğimiz boyalı sahtekârlıklardan öteye gidemiyor artık. Umutla baktığımız hayatlar, parlak sandığımız gelecekler, özneler, ben’ler. Benzemeye çalıştığımız artistler, inandığımız masallar ve tuttuğumuz takımlardaki futbolcular. Bizden ömürleri boyunca haberleri bile olmayacak bütün süslü hizmetçiler. Ve şu halimize bakın. Bizi köle özentisi insanlar haline getiren şeye bakın. Bütün mutlu çingeneler veya ölmüş Kızılderili ruhları adına bize bakın! Âşık olunmuş sevgilinin koynunda bir Pazar sabahı uyanmayı bekliyoruz. Çok sevdiğimiz karşı cins bizi bütün bunlardan kurtaracakmış gibi. Onu bulduğumuzda onunda aslında bizi beklediğini fark ediyoruz genellikle… Ama yine de iki kişiyle olacak gibi değil bu kurtarma işi. NEYE DÖNÜŞMESİNE İZİN VERİYORUZ HAYATIN???
Ailelerimize bakıyoruz, bizi sevdiklerinde ve bizim iyi olmamızı istediklerinde ne kadar haklı ve masum görünüyorlar. Cahilliklerini sevdirip nasıl da korkularını bize aşılıyorlar. Ailelerimize bakıyoruz, nasıl da her şeyden habersizler tıpkı bizim gibi. Evlenenlere, dünyalarını birleştirenlere, dünya evine girenlere ve hatta yeni birini bu dünyaya kazandıranlara bakıyoruz. Hangi zincirin hangi halkası olduğu umurunda olmayan insanların mutluluklarına özeniyoruz. Örnek alıyoruz, kötüyü veya iyiyi… Örnek alıyoruz önemli değil gerisi…
Daha çok kazanıyoruz birileri kaybederken, daha çok gülüyoruz birileri ağlarken ve daha çok mutluyuz bir başkasını istemeden üzdüğümüzde. Bir başkasının sevgilisi her zaman koynumuzda… Biz birbirimizin sıçtıklarını yemekten başka bir şey yapmıyoruz.
Sizce neye dönüşmesine izin veriyoruz hayatın?