
İsmim Hermitage. Rusça’da ermitaj diye okunuyor. Hermitaj da diyenler var. Oysa ismim tam olarak Hermitage diye yazılıyor. İsimleri kısaltmak yanlış söylemek de bir katliamdır. Dünyanın en büyük, en gösterişli müzelerinden biriyim. Savaşlar yaşayan, ismi habire değişen, zarif mimari yapıların olduğu bir şehirdeyim. Bu şehir masalsı bir yer. Beyaz Geceler yaşandığında günbatımını hiç görmeyeceğini sandığınız bir yer. Dostoyevski bu şehri sevmedi, ama. Suç ve Ceza kitabını yazdığı bu şehre şöyle diyecekti:
5 Kasım 2007 tarihli Sabah gazetesinin haberlerinden birinde, CHP Erzincan Milletvekili Erol Tınastepe, Sivas Madımak Oteli'nin müze yapılması yönündeki talebi Meclis gündemine taşımış. Sayın Tınastepe, "Madımak Oteli'nde 37 aydın ve sanatçının katledilmesinin üzerinde 14 yıl geçmiştir. Bu süreç içinde Madımak Oteli'nin kültür ve sanat müzesi yapılması yönündeki talepler hiçbir hükümet ve bakan döneminde karşılık bulamamıştır" demiş. Yine aynı yazıda Madımak Oteli'nin halen kebap salonu olarak işletildiğinden yakınarak, bu durumu vefasızlık olarak addetmiş. Konuya örnek olarak aynı yıl Solingen'de çıkan yangının anısına Almanya'da yapılan anıtı göstermiş. Onlar hatırlamak için anıt yaptırıyor, biz ise unutmayı tercih ediyormuşuz. Daha önceki yıllarda kebap salonu olan işletilen otelin önüne kırmızı karanfil koymak isteyenleri kovaladıklarını okumuştum. Rivayet mi yoksa aslı var mı diye gidip deneyeceğim diyorum ama, gitmem imkansız çünkü bu olay nedeniyle Sivas benim gözümde yeraltı şehri Hades gibi bir yer. Vefasızlığa gelince, benim nacizane fikrim, vefasızlık bizim göbek adımız olmuş. Herşey bitince acı ya da tatlı; kendi gitmiş masal olmuş; unutulmuş.. Ben de bu habere ek olarak, yıllar önce Akgün Akova'nın yazmış olduğu Madımak Oteli ile ilgili şiiri alıntılamak istedim. Ne zaman okusam gözlerim karıncalanır. Bu sayfaya yazarken de aynı duyguları yaşamış oldum. Yıllar evvel popüler bir dergiden bu şiiri kesmiştim. O gün bugündür panomda durur. Acısı da öyle...