
Aklıma çocukluğumdan beri oynadığım bir oyun geldi… Çocukken kumsalda yürüyüşe çıkınca kumsala derdim ki; „bana bir deniz kabuğu hediye eder misin?.. şimdi yürüyorum…lütfen önüme çık, lütfen önüme çık“… Bulurdum da... Bazıları halen evimizin bahçesindedir… Onlarca, belki yüzlerce kez oynayıp bulduğum kabuklarım vardır… Şimdi aynı oyunu bu dev şehirde oynamak istiyorum….
Eğer bir şehirde, hele bencileyin İstanbul gibi bir metropolde yaşıyorsanız; işlek bir caddeden geçtiğinizde ya da özellikle giysi satan bir pasaja falan daldığınızda, adeta etrafınızı saran nesnelerdir bu cansız şeyler.
Yine de, normalde kanıksadığımız, dikkat etmezsek pek gözümüze çarpmayan, bakışlarımız özellikle onları aradığında fark edebileceğimiz ve çokluklarına şaşıracağımız bu vitrin insanları, "varlık"larını hep aramızda; ancak bambaşka bir alemdeymişcesine sürdürürler..
Adları vitrin mankenleri olsa da, mekanın durumuna göre vitrinlerden taşmış, sokaklara kadar yayılmış durumda olduklarını söyleyebiliriz.
Bunların, küçük-büyük, kadın-erkek, bakımlı-bakımsız, saçlı-saçsız, kollu-kolsuz hatta kafalı-kafasız olarak binbir çeşiti varsa da, tek görevleri vardır; o da üzerlerine geçirilen giysileri müşterilere göstermektir.
Bir sıçrarsın,iki sıçrarsın bana bunda da biraz sıçrayacakmışsın gibi geliyor ama hadi hayırlısı.