Kağıt kesiği gibiydi.
Bi tarafınızı keser de, ani bir acımsı yanmayla çekersiniz ya elinizi,kolunuzu,her nerenizi caiz gördüyseniz bu kesiğe, ben de yüreciğimi çektim. Ama yandı, çektim ama kavruldu, kavruldukça kavruldu gözü kör olasıca...
Yanıklara yoğurt sür, derdi anneannem. Bir keresinde Allah’ın on ikisinde manyaklar gibi yanmıştım. Öyle bir yanmıştım ki, ta etime işlemişti. Kokusu burnuma geliyordu yatarken. Bacaklarımı katlayamıyordum bile. Sonra cankurtaran gibi yetişip beni yoğurda bulamıştı rahmetli.
Şimdi ne yapsam acaba? Böğrüme sokup yüreciğimi çıkarıp yoğurda mı bulasam. İçine lime lime doğrasam mı kavrulmuş yüreğimi... Hangisi iyi gelir, hangisi dermanım olur...
Bazen kafamın içinde seninle konuşurken buluyorum kendimi. Öyle salak salak gülümsüyorum kendi kendime. Sonra birden farkediyorum aczimi, kesiğim acıyor. Ama sana sorsaydım bunları tam da benim verdiğim cevapları verirdin kalıbımı basarım.
Yoksa vermez miydin?
Kesiğim acıyor.
Anneme adınla sesleniyorum ne tuhaftır. Sonra zavallı acıyor halime. Çaktırmadan ihlas, fatiha ne gelirse aklına okuyup, üfleyiveriyor.
Benim yine kesiğim acıyor.
Nasıldı sana olan aczim?
Kağıt kesiği gibiydi Acımsı yanmayla çekiverirdim kendimi, yüreciğimi...
Ankara lı olmak , Ankara yı sevmek ancak Ankara da yaşayamamak.
Hepimizin değişik takıntıları olmuştur zaman zaman.
Bazen batıl olaylar ile ilişkilendirmiş bazen gülüp geçmiş kimi zaman ise muskalara büyülere yormuşuzdur.
Benim içnde sevgili Ankara m böyle bir kabus halini almaya başladı. Şehir dışında bir kaç ya kalıyorsun. Hiç uğramıyorsun memlekete ve seni oraya çağran özlemlerin bir sonucu olark kaçınılmz ziyareti gerçkleştirdiğin anda bir felaketler zinciri işlemeye başlıyor.
Üst üste yaşanan aksilikleri terslikleri bırakın buraya sığdırmayı , yazsam bile inandırıcı gelmeyeceği için gülüp geçiyorum.