Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan zamazing.org'da: "Sony 0.3mm OLED ekran"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Etiket:

masumiyet hakkındaki yazılar:

Çocukluğumu zamane çocukları ile kıyasladığımda "amma salakmışız" diyorum kendi kendime…

Şimdi hangi çocuk bu şakalaşmaları yapar ve komik bulur allahaşkına !

İşte aklımda kalanlardan bazıları;

- saatin kaç? harrrt diye kol ısırılır
- eti kemik geçiyooo

- şişe desene
- şişe kıkırdayarak
- git duvara işeeee

- ne söylersem geneyim de tamam mı?
- Tamam
- Amerika
- Geneyim
- Almanya
- Geneyim
- Çin
- Geneyim
- Çingeneeee, çingeneee

68 ahkam var

MASUMİYETİN SUÇU

İskambil destesini elinde rasgele böldü. Her bir parçayı olması gereken yerden ayırdı ve bir diğer yana attı. Devam etti böyle her bir kağıdı bir eşinden ayırmaya. Karıştırdı ağır ağır elindeki desteyi. Böylece her bir kart yerini değiştirdi isteksizce.
Durdu.
Dışarı baktı pencereden.
Yağmur yeni kesilmiş, güneş kendini göstermişti.
Tekrar elindeki kağıtlara döndü ve onları boylu boyunca masaya yaydı. Dikkatle baktı desteye. Sonra elini en kaybolmuş kağıdı ortaya çıkarmak için uzattı…
Ve seçtiği bu kartı açtı. Maça papazıydı karşısındaki. Maça papazı artık desteden ayrılmıştı…

0 ahkam var

denizin sürüklendiği tek adım...
denizin sürüklendiği tek adım...

Uzağımdaydım, uzağımda olduğun kadar. Sorular soruyordun bana (?) anlayamadığım kadar sana ait olan. Sorular soruyordun bana, zaten cevapları belli olan. Göz bebeklerimin okuyamayacağı kadar gözlerime tanıdık olan, bütün resimleri yakmıştın manzaradan. İki yanımı kollayamayacak kadar, tutsağıydın zayıf hallerinin. Sağımdaki sola baktığımda gördüğüm bir yanı yıkık bu ahşap evdeki kapı tokmağıydı. Uzanıp çalmak istedim, içerdeki yıkılmışlıkta hiç kimse var mı, öğrenmek için. Sonra, yaşamı kaybetmeyecek kadar vazgeçtim bu isteğimden. Ve ölmüşlüğü rahatsız etmekten çekinerek.

30 ahkam var

Davet edildiğim yemekte tam karşımda oturuyordu. Masada bulunanlardan hiçbirini tanımıyordum ama orada olmak zorundaydım. Ravel in Bolero su, ne güzel çalıyordu. Bütün gece başkalarını da izliyor olsam, tam karşımda oturduğu için ister istemez gözlerimiz buluşuyor, sonra birbirleri tarafından geri itiliyorlardı.. İstemeden birinin bakışlarıyla buluştuğumda gereğinden çok gözlerimi kırpmam en belirgin özelliğimdi. Evet, bir kez daha buluştuk, bu kez gülümsedik birbirimize.

-Sıkılıyor musun ? dedi.

120 ahkam var
tuttum
0

KURBAN

"İnşaatlarda sıvacılık yapan Mustafa B., 12 yaşındaki oğlu S.B.’yi, dayanamayıp orucunu bozdu diye dövdü. Yetinmeyip, kollarına, bacaklarına kalem batırdı. S.B.’nin ifadesi üzerine önce gözaltına alındı. Sonra serbest kaldı, S.B’yi alıp evine döndü."

Haberin sonrasını okumadım -içimden gelmedi doğrusu- ama tahmin edebiliyorum..
Bu kara cahil adam, zavallı çocuğuna evde en azından bi posta daha dayak geçmiştir.. Benim korkum çok daha beterinin yaşanması.. Gözü dönmüş bu "baba", oğlunun şikayeti üzerine -ki bunun kendisini çok kızdırdığına emin olabiliriz- düştüğü durumdan rahatlıkla meşum bir cinayet teşebbüsüne yeltenebilir..
Acı olan şu ki; bu adam bir baba olarak oruç bozan oğlunu dövmekle sevap işlediğini sanmaktadır.. Ona kuran kurslarında falan verilen eğitim buna işaret etmektedir.. "Hak yolunda kafirlerle ya da münafıklarla -misal oğul- her türlü mücadele hakkındır, hatta vazifendir" Tıpkı bugünlerde islam aleminde görülen -kendi canından bile geçmiş- "canlı bombalar" misali..

3 ahkam var

Çember daralıyor...tecrübe, masumiyeti öldürüyor...

tecrübe masumiyeti öldürüyor
tecrübe masumiyeti öldürüyor

Gündelik hayatımızda attığımız her adım, kurduğumuz her ilişki bize bir ders veriyor. Ve bu dersler birike birike hayat tecrübeleri haline geliyor. Yaşanmış her hikayenin sonunda elimizde kalanlara bakıp, buradan dersler çıkarıyoruz. Bunlar ise bildiğimiz ve anladığımız kadarıyla, bundan sonra hayata doğru atacağımız her adımın niteliğini belirliyor. Bu anlamıyla da en tecrübesiz halimiz en masum çağlarımıza denk düşüyor. Tecrübe; insana ve yaşama dair biriktirdiklerimiz, masumiyeti öldürüyor. Önyargısız ve savunma kalkanları olmadan hayat, bir ihanetler toplamı haline geliyor. İnsanın, yaşamın her alanında kendini korumaya çalışması, insana karşı mevziler kurması anlaşılır hale geliyor. Ama hayat burada da durmuyor ve akıyor. Çünkü öğreteceği çok şey var. Savunma hatları fırsatını bulduğu anda saldırı hatları haline geliyor. Bu yolculuk sürerken insan “meşruiyetini” hiç kaybetmiyor. Çünkü hayat bu; öğretiyor, onu aşamadığımız, ona öğretemediğimiz andan itibaren, önünde saygıya durmaktan başka seçeneğimiz kalmıyor. Bu yolculuğa direnenler, rotasını başka yöne çevirenler, hayatla inatlaşanlar, ona rağmen yaşamayı deneyenler, bir tür “kaybeden” muamelesi görüyor. Sanki tüm toplum “dersini almamışları” tuhaf bir kaygıyla izliyor. Çünkü onlar hayatın vicdanı ve aynası işlevini görüyor. Onları kategorize etmek mümkün olmadığı oranda yapay karşıtlıklar yaratılarak, vicdanlar soğutuluyor. Bu tip bir “düşmüşlük/düşmemişlik” durumu pek kabul görmüyor. Çünkü anlaşılır değil, hayat, kendimiz gibi olmayanları anlama yeteneğini de kazandırmadığı için, hayatı anlayamayan ve anlamlandırmayanın biz değil, karşımızdaki olduğuna duyduğumuz derin güvenle sürekli birilerinin düşmesini bekliyoruz. Çünkü o düştüğünde “kazananların” tarafında olduğumuz bir kez daha doğrulanacak. Leş yiyicilik de hayatın öğrettiği bir şey. Ama doğanın bir dengesi var, vahşilik bir taraftan pervasızca yükselirken, diğer taraftan tüm insanlık tarihinin yarattığı ve biriktirdiği değerler, hayatın omurgasında sağlam bir yer tutuyor. Ayakta durmayı ve sürekliliği sağlıyor. Hayatın kendi bütünlüğü ve iç dengesi sağlanıyor. Bugünün “kaybedenleri” biliyor ki, bu değerlerin tek başına yaratıcısı değil ama aktarıcıları, tarihin “kaybedenleridir” Yaratıcılık tüm insanlığın ortak değeridir, yaratılanlar tüm insanlığa aittir. Bu yüzden de herkesin yaşamında iyi kötü bir yerlere tekabül eder. Ama sistemin içinde etki ve hareket gücümüz arttıkça ya da hedefimiz bu olduğunda, duruş noktalarımız olan değerlerimizin de altı oyulmaya başlanıyor. Çünkü “gerçeklerin” dünyasında hem iş yapmıyor, hem de çocuksu kalıyorlar. Sistem bize göz kırptıkça, değersizleşmeyi normalleştiriyoruz. Çünkü gerçek kayıplar maddi olanlardır. Bu tecrübeler biriktikçe, çember daralır. Üretmek, biriktirmek, bugünkü hayatı sürdürmek için “ne gerekiyorsa” anlamına gelir. Her adımda kaybettiklerimiz, kazandıklarımızı aşar ama zaten artık kayıp ve kazanç kavramları da ters yüz edilmiştir…!!!

1 ahkam var

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu