Fıkıh; lügatta bilmek, anlamak ve ince bir anlayış sahibi olmak manalarına gelir.
Fahrüddin-i Râzi hz.leri “"Allahû Teâlâ ilim, fehim ve idrak mânâsına gelen fıkhı, kâfirlerin kalplerinden çıkarmıştır. Onların kalpleri vardır, bununla idrak edemezler" buyurmuşlardır.
Fahr-i Kainat Efendimiz (s.a.v) “Allah kime hayır murad ederse, onu dinde fakih kılar” buyurmuşlardır.
Istılahta fıkıh; Şeri hükümleri, delilleriyle birlikte tafsili olarak bilmek demektir.
İmam-ı Azam Ebu Hanife (rahmetullahi aleyh) fıkhı şu şekilde tarif ediyor: Fıkıh; kişinin lehine ve aleyhine olan hükümleri bilmesidir. Yani, dinde yapılması ve sakınılması lazım gelen hususları; helali – haramı bilmek.
Rahat gece, tatlı mehtâb bul bana, Her şeyden anlatayım, o zaman sana departmanından…
Son günlerde hafif’deki bilgi kirliliğine bir de tasavvuf ve onun büyükleri hakkındaki yanlış bilgiler eklendi. Kendini bilmez bu cahiller, ayıplarını hüner sanarak sergilemektedirler.
Zavallı câhil, sanır ki, din adamıdır;
din ile ilgisi, yalnız böyle sanmasıdır.
Büyükler, cahilin ve düşmanın ağzını kapamanın kale kapısını kapamaktan daha zor olduğunu söylemişler.
Kendinden haberi olmıyan zevallıya,
yakışır mı, ince bilgileri diline ala?