
Adına türkü yakılıp,
Defalarca okunmuş.
Bir rüzgarlık ömrün
Yaprak dökünce
Unutulmuş...
Pencereden vuran güneşle beraber zamanı heceliyorum. Belki bu bir bilmecedir, kim bilir. Birkaç gün öncesine kadardır bakakaldığım, şaşırdığım onca şeyin hüznünü sarmalayıp büyütüyorum kendimi farkına varmadan. Lakin hüzün hala var ve susuyorum dolu dizgin bir yalnızlık içinde.
Saçlarımın kızıllığından olsa gerek güneşe çıplak gözle bakabilenlerdenim. Uzun tellerde sızması zor oluyor diye yağmur altında ıslanamayanlardanım. Ya da yanımda hep şemsiye taşıyorum acaba bu olabilir mi sebebi. Bilmiyorum.
Kaç kişilik bir yalnızlık yaşıyorsun bilmiyorum. Sadece bir tanesi özlediğin sana benziyor bunun farkındayım. Uzakta durup olan bitenleri izliyorsun o halinle. Sessiz sedasız hiç yerinden kıpramadan. Onlar gitse de sen gitmiyorsun. Vaz geçsede vaz geçmiyorsun duruşundan. Yaramazlıklarına karışmıyor, döküp saçmalarını toplamıyorsun. Sadece izliyorsun. Konuşmuyor ve söylemiyorsun… düşüp tökezledikleri zaman yanlarına gelmelerine izin veriyor yaralarını sıvazlıyorsun ve iyileştiriyorsun. Temiz tutmaya çalıştığın, onlara hiç dokundurmadığın kalbinle. Bazen seni de acıtmak isteseler de izin vermiyorsun. Akşama sen uyuyorsun lakin sabaha onlar uyanıyor. Bu yüzden ben yapmadım diyebiliyor ve bütün günahların sebebini onlara yıkabiliyorsun. Çünkü sen gerçekten hiçbir şey yapmıyorsun. Kaç kişilik bir yalnızlığı yaşıyorsun bilmiyorum. Sadece yeni yeni çözüyorum her şeyi. Farkı yeni fark ediyorum.
farklı bir mevsimdeyim kitaplarda
yazmayan derslerde anlatılmayan
Bu gece dışarıda esen rüzgardan
çok sensizlikten korktum
dışarıdaki fırtınanın sesi
daha fazla ürpertemezdi içimi
yalnızlığımın sessizliğinden
Günboyu binmeye tereddüt ettikten sonra buradaydı işte. Kursak derdi ağır basıp, içine işlemiş deniz korkusunu yenmiş, feribotun Harem’den kalkan son seferlerinden birisine binmeye cesaret etmişti.
Trenlerin tempolu süratine alışmış yorgun ayakları, daha attığı ilk adımda devasa ataletiyle bu yekun metal gövdeyi yadırgayıverdi. Soğuk rüzgar denizin yüzünü buruşturup, küpeşteden birkaç aracın olduğu geminin kıç tarafında doğru esti. Hissettiği ürpertiye aldırmadan, hızlı adımlarla feribotun sol kenarından ilerleyip, dar ve paslı merdivenleri takip ederek yukarıya çıktı ve yolcuların olduğu bölüme doğru yürüdü. İçeridekiler, sadece oradaki kalorifer petekleri çalıştığı için yolcu salonunun sağ tarafında toplanmışlardı. Göz göze gelmemek için farklı yönlere dönmüş çay içen iki kişi, ayakta dikilen bir delikanlı, bir anneyle çocuğu, koltuğa gömülmüş yorgun bir kadın, hepsi topu iki elin parmakları adedinceydi tüm yolcular. Çocuğunu uyutan anne, gözlerini karşı koltukta yatan oğlundan kaldırıp, ona elindeki iğne setlerinin fiyatını sordu. Bir diğeri bir örnek aldı. İnceleyip geri verdi .
Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü, konserve ve turşu hazırlanırken dikkat edilmesi gereken konulara ilişkin açıklama yaptı. Detaylar burada
Aman dikkat! Lezzet, sağlıktan sonraki ikinci konu...
bu gün hava rüzgarlı balığa çıkamadık. ama eylül geldi artık lüfer ve çinekop zamanı burada . geçen yaz bir sürü balıkçı teknesine satılık diye yazı asmıştı balık çıkmıyordu çünkü ne bakım yapabiliyorlardı teknelerine nede eve para götürebiliyorlardı. ama eylül ayı geldiğinde o kadar bereketlendiki deniz hepsinin hayatı değişti. okadar çok lüfer tuttular ki kazanılan paranın hesabı yapılamadı. herkesin ağzında milyarlar dolaştı durdu. balıkçılar astıkları satılık yazısını yırtıp attı ki hepsi ekmek teknesini kurtarmış oldu. çok bereketliydi. bu eylülde umarım öyle olur yazacağım size ayrıntılı olarak hepsini.üzülüyorum çünkü sadece balıkçılıkla evini geçindirmeye çalışan o kadar insan varki. yine güzel havalar olacak şimdi eylülde ve çıkacağız denize atacağız oltaları rastgele deyip çekeceğiz inşallah balıkları. balığa çıkan varsa anlatsın deniz ve balık sohpetleri hiç bitmez çünkü meraklısı olursa
Malum, polen alerjisi günlerindeyiz...Çiçeklerin çiftleşmesi ne kadar "doğal" da olsa bizde rahatsızlık yaratıyor, nedendir bilinmez... Belki de bu kadar uluorta çiftleşmelerinden rahatsız oluyoruz, belki de havada bu kadar özgürce süzülmelerinden...Belki şehir hayatına fazla alışık olduğumuzdan, "doğal" hayat ile bütünleşmekte zorlandığımız için yaşıyoruz tüm bu rahatsızlıkları...Sebebi her ne olursa olsun, her yıl benim gibi birçok kişi tam da yılın en güzel aylarında burnu akarak, hapşırarak ve gözleri kızarmış halde dolaşıyor etrafta...Çoğumuz polenlere küfrediyoruz, bazılarımız yağmur duasına çıkıyoruz, kimimiz ise eve kapanıyor...Bazen polen alerjisi olanlar dayanışma derneği kurmayı düşünüyorum...Bu mevsimde hep birlikte güney yarımküreye seyahat edebiliriz mesela...Alerjisiz günler diliyorum...
Beyşehir'de çok sayıda güvercin ölü bulundu. Uzmanlar bu ölümler kış mevsimlerinde normal olduğunu ifade ediyor.
tam olarak sebebini bende bilmiyorum ama bir rahatlık var üzerimde. herhalde uzun yıllardan sonra ilk defa devletimin benim için çalıştığını hissettiğimden dolayıdır. inşallah tökezlemez, devamını getirirler.
danıştay saldırısının üzerinden tam iki ay geçti ve olay hâlâ karanlıkta. ilk dakikalarda ‘islamcıların türkiyenin laik yapısına saldırısı’ şeklinde yorumlanarak (maalesef bu yorumlara en tepede, ülkenin dirlik ve birliğinden sorumlu olanlar da katıldı) hükümet hedef gösterildi ve masum bir hakimin cenazesi laik-antilaik bir kutuplaşmaya alet edildi.