Hediye düşkünü kızlar, sağlığımız açısından son derece uzak durulması gereken karakterlerdir.
Ama hayatımızın bir talihsiz anında ağır bir makyajla karşımızda belirebilirler. Asla göründükleri gibi değillerdir. Yüksek topuklu ayakkabılar giyerler. Ve popolarındaki doğum lekesini gösterecek kadar dar pantolonları tercih ederler. O soluksuz kreasyonun içinde, robot gibi mekanik bir yürüyüşleri vardır. Peşlerine düşen yarım düzine insan gibi, bizimde dikkatimizi çekerler. Önümüzden geçip gitse de, hayatımızdan hemen çıkmaz. Saatlerce gözlerimizle izleyebiliriz. O ayakkabılarla çok uzağa gidemezler.
Onlardan biriyle sevgili olmak belediye çukuruna düşmek gibidir:
Başıma gelmez dersin ama, mutlaka birilerinin başına gelir
En çokta yılbaşı çamına benzerler. Eğer kollarını hediyelerle doldurmazsanız. Gelip geçerken iğneleri batar.
İlişkilerini upuzun bir alışveriş listesi gibi görürler. Sevgililerinin gözlerindeki değeri küçüktür: aşağı yukarı bir kredi kartı boyunda!
Sevgililerinin çipli olanınını severler. Ama hedefleri jipli olanlardır.
Genelde ilişkilerinin bittiği tarih, kredi kartının son kullanma tarihiyle aynı gündür.
İsteklerini elde etmek için ilk başta sitem dediğimiz, kedi miyavlamasına benzer bir ses çıkarırlar.
_Ama aşkım lütfannnn... maoovvv...
İstedikleri olmadıysa bu sitem çok çabuk, honda motoruyla, şimşek çakması arası bir gürültüye dönüşür. Hatta soyları yeniçerilere kadar gidenler vardır ki, onlar dedelerinden kalma bir alışkanlıkla, kelle isterler...
Yine de, kadınlar arasında anlaşması en kolay karakterlerdir.
Her istediğini yaparsanız, mutlu mutlu yaşarsınız...
Türbelere giden annelerin pek çoğu, oğullarını böyle kızlara kaptırmış olanlardır.
Genelde onlara kanan çocuklar, okulda çalışkan olanlardır.
Okulda hiç kopya çekmedikleri için, kız arkadaşlarının bir tür ödül olduğunu düşünürler.
Milli eğitimin böyle bir hizmeti olmadığını o anki iyimserlikle akıl edemezler.
Hayalinde Mahmut Hoca’nın 3. sınıf bir taklidi, kulağına şefkatle fısıldar...
_Sana derslerdeki başarından ötürü teşekkür belgesi verdik. Yanına da, 90 60 90 bir kız...Hadi git çerçevele.
Eğer günün birinde böyle vizyonu açık bir milli eğitim anlayışı olursa, ben A noktasından kalkan aracı istiyorum. Hakkımı istiyorum. İlkokulda yılllarca, o aracın yazıhanesi gibi, kaç saatte B noktasına gittiğini hesapladım. Kendimi çaktırmadan parttime çalıştırılmış gibi hissediyorum.
Öss sınavına girecek olan lise son sınıf öğrencilerinin durumu ortadaEğitim sistemindeki bozukluklar, sına adaylarını daha iyi hazırlanabilmek daha rahat olabilmek için son sınava yaklaşan son günlerini gerek rapor gerekse devamsızlıklar doldurup geçiyor.Aileler ve okullarda bu çarpıklıkdan dolayı bu duruma göz yumarak fedakarlıklar yapıyor.
Şimdiye kadar olan dönemde raporsuzda olsa bu durumdaki öğrenciler okul tarafından gözardı ediliyordu.
Şimdi yaşanan olay ise tüm bunlara tezat.
Lise son sınıfta okuyup bu yıl sınava giren Bünyamin tutak,
EA. alanında 372. puan alarak Türkiye 179.su oldu.
Ama 38 gün devamsızlıkla kaldığı için öss'yi kazandığı halde mezun olamayacak.
Okul müdürü Öss 'de böyle bir başarı elde edecek kişilerin sorumluluklarınıda taşıması gerekir gibi söylemlerle kurulun kalması yönünde karar aldığını bildirmiş.
Şimdi ise tek umut geçmesi yönünde bir mahkeme kararı yada Milli eğitim bakanının olaya el atması.
Umarım biran önce çözülürde böyle bir başarı elde eden bir kişinin yok yere hayatından 1 yıl çalınmaz.
Öğretmen öğrencilere 'M' harfini verir ve bu harf ile heceler ve kelimeler üretmelerini ister.
A ve M nin yanyana gelmesi engellenebilir mi.
Nereden bilsin 6 yaşındaki çocuk A ve M yanyana gelince ne olur.
Öğretmen bunu tahtaya nasıl yazar.
Öğretmen klavuzunda ‘M’ sesi skandalı.