cehennemle aramda kırık bir suret var - eee? ne var? baksam içim, bakmasam yüzüm kanar sen yok oluşu hecelerken dilimden arkaik yalnızlıklar - bırak olm tıraşı! içimde bakraçlar, zihnimde ayraçlar var oldukça ömrüm hangi mateme sığar - sığır sığar! en iyisi susmak, susana yalnızlık veresiye - sana da dayak ölesiye!
Havalar ısındı, yaz geldi, sıvı tüketimleri artacak. Mesela su istediğimiz zaman susadım deriz de, çay istediğimiz zaman çaysadım demeyiz, yada buz gibi bir limonata istedi camın deriz de soğuk bir portakalata içsek ne güzel olur demeyiz. Dün akşam da hava çok sıcaktı, günler uzun yemekten sonra balkonda keyf çatıyoruz Buddha Bar3 eşliğinde. Hava karamaya başladı, birazdan yıldızlar da gözükmeye başlar, o zaman da fenerlerde çiçeklerin arasında yanan mumlar da daha bir güzel gözükür. Ne de güzel giderdi buz gibi bir limonata şimdi. Gitti de zaten. Ben hemen geliyorum dedim, mutfağa girdim.

Şu sorunun yanıtını bileniniz var mı? “ Türkiye’de halkın karakteri mi kurumları etkiliyor, yoksa kurumların karakteri mi halkı etkiliyor...?”
Yanıtı ne olursa olsun , sonuç yumurta-tavuk hikayesine varacaktır...
Türk halkı uzlaşmazdır, uzlaşmayı sevmez...Organize olamaz ya da olmayı sevmez...
Yolunda giden bir şeyler varsa huylanır, ardında mutlaka bir "şer" arar...!
İhtilalcileri avuçları patlayıncaya kadar alkışlar, sonrada zindanlardaki çocuklarına ağlar...!
Türk milleti,çabuk unutur,altının oyulmasından keyif alır...
Yaşadıklarımız,geçmişin bir kopyası sanki...
Geçmişte, C.Başkanı seçemedik diye, militarist bir gölgenin karanlığına hapsolmuştuk...Hala onların yaptığı anayasa yüzünden yolumuzu bulamıyoruz...!
Bu gün ramak kaldı...Belki de ucuz atlattık...!
Tayyip bey hırtlara aldırma dedik, aldırmadı....Göreceksiniz ilk genel seçimde, oyların %30-40 cebinde..!
"Demokrasi mağduru" rolünü oynayacak ve sandıktan birinci parti çıkacak...Buyrun cenaze namazına...!
Başladığımız yere geri mi döneceğiz...?
Muhtıra verilmeseydi ,anayasa mahkemesi “malum” kararını vermeseydi ne olurdu?
MGK toplantılarında şikayetler dile getirilirdi...izlenirdi, suçun tespiti halinde anayasal
kuruluşlar devreye sokularak AKP’nin kapatılması yoluna bile gidilebilirdi...Fırsat kaçtı...
Hırtlar demokrasisi ne yaptı?
Nerde hareket orda bereket politikasını pek sevdiğinden olacak, ortalığı içinden çıkılamaz bir belirsizliğe götürdü...Geçmiş ola !
Şimdi ekonomik kaygılar var...Olacak elbette, hırtlar alıştılar bir gecede Türk milletinin cebindeki parayı çalmaya...Gün onların günü mübarek olsun...!
Biz bu endişeleri dile getirirken, yurt dışından cümle kurmaya çalışan bir sürü yarım akıllı batı imitasyonu yazar Atatürk,çanakkale edebiyatı yapıp, TSK’NIN AMBLEMİNİ gözümüze sokmaya çalıştı, kimi de bizi küçük parmağıyla becereceğini yazdı...!
Yalnız benden, “sorun ne arkadaş? “ diye yanıt bekleyen bir beyefendiye şunu söylemeden geçemem; Sorun şu dostum,”bu sefer ucuz atlattık zararı az oldu ama bazen gerekir” gibilerinden bir düşünce içinde olacaksın, sonra da kalkıp “ben darbe yanlısı falan değilim” diyeceksin...
Yav, azıcık ucundan dokundurtmaktan bişeycikler olmaz diyen bir bakış açısı nasıl demokrat olur biri bana anlatsın...!
Neyse, burada ortaya çıkan acı gerçek ; Devletin çıkarları ile halkın çıkarları çatışma halindedir. Ve bu çatışmadan ne yazık ki halkımız zararlı çıkmaktadır...
Geleceğimiz noktayı hep birlikte göreceğiz...
Belki mum belki kına yakacağız...
Bekleyip görelim ya g...tümüz yanacak ya yüzümüz aydınlanacak...!

Ben bu sefer çok daha farklı şeyler hissettim ve sordum kendime.
Neden ışığımızı serbest bırakmıyoruz ?
Neden ?
Hem kendimizi özgür bırakıp yüreğimizde o ferahlığı hissetmekten hem de çevremizde ki tüm insanları bu enerjiden neden mahrum bırakıyoruz.?
Nedir kendimizle alıp veremediğimiz ?
Çocuk ve ergen pornosuna karşı çıkamaya davet ediyorum hepinizi..Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük suçlarından birini durdurmak için bir mum da siz yakın.. Çocuk pornosu seyretmek suç ve tespit edilen ceza almakta. Ama yüzlerce site liseli ve ergen başlıkları altında çocuk pornosu pazarlıyor.. O çocuklar bizim geleceğimiz..
32 saatlik uykusuzluğun acısını çıkarıyor şuanda o.Bebekler gibi uyuyor.Bir tıkırtı,bir ses onu uyandırır mı diye çok korkuyorum.O yorgun çünkü bazen geceleri bazen gündüzleri çalışıyor.Zaman onunla belki de dalga geçiyor.Hayat 12 yıldır çalışan bu adamı sınıyor.Gücünü,dayanma kapasitesini sınıyor. Acaba daha ne kadar düzensiz bir hayatla boğuşacak, acaba ne zaman evlenmeye karar verecek,önüne sıcak bir çorba koyan annesi değil karısı olacak?Aslında cevapları sadece kendinde saklı bu adam bunları paylaşmayı hiç istemiyor,hep kaçıyor,konuyu geçiştiriyor,istemez görünüyor..Ama o da kendine,sadece kendine ait, bir evi olsun istiyor.Kadın kadar rahat ve açık sözlülükle ifade edemiyor bunu, evlenme teklifi yapacağı güne dek.İşte ben o uyurken bunları düşünüyorum.Uyurken bile onu çözmeye çalışıyor, hep iyi tarafından bakıyorum onun karakterine.Kötü düşünmek bana göre değil.Kimse kusura bakmasın.O uyur,ben düşünürüm.Ben geleceği kurgular,paylaşmadan mutluluğuyla yaşarım.O uyur,beynini ve vücudunu dinlendirir ben ise yordukça yorarım. Yıpranma payımı arttırırım çünkü hüznü severim ben,o sevmez.Ben sebep yokken hüzün yaratırım,şarabımı kadehe koyarım,ışığı kapatırım,bir mum yakarım, o yapmaz.O erkek,aslında o fazla erkek.Böyle görünmeyi bile sevmez,yaşamaya kalksa acaba neler olur.O öyle tutupta resimlerime falan bakmaz ben yokken,görüşeceğimiz gün elbet gelir,görürüm der,o fazla erkek. Ben ise şarabın en iyi resimlerle gideceğine inanırım,baktıkça bakarım,dokunurum resimlere.
İşte o uyurken ben genelde böyle şeyler yaparım.Başka bir evde uyuyan bu insan acaba her gece yanımda uyusa ne yaparım diye düşünmekten alıkoyamam kendimi.Acaba tüm gece onu mu seyrederim yoksa ele geçirmişliğin zevkiyle bir süre sonra onu umursamaz mıyım?
Böyle bir saplantılı aşk yazarının siz bile ilk şıkkı yaşayacağını anlamışsınızdır..Ben hüznü seviyorum.O uyurken ben mutlu olsam bile hüzün yaratır ve yaşarım.
Sen uyu bebeğim,ben kurgularım...
