11 yaşındayım,arkadaşlarla daha doğrusu ailem ile sokaklarda yaşıyoruz.Kara kış karalamış bizi üstümüzde başımızda bizi ısıtacak giyeceğimiz yok,soğukta karnın açsa eğer soğuk daha bir işler.Karnımızı doyurmamız lazım ama soğuktan buz tutmuş parmak uçlarım kımıldayamıyoruz.Mustafa’m öleceğiz koçlar kalkın ayağa sakın uyumayın öldürürüm hepinizi dedi o ailemizin abisiydi bizi çok severdi ailesi yılan hikayesi gibi anlatsam bitmez anası başkası ile evli şimdi o da Mustafa’mı istemiyor.
İyi ki istemiyor Mustafa’m olmasa ölmüştük belki de o korur gözetirdi,annelik yapardı bize anlayacağınız.Takılırdık Mustafa’ma anaaa biz acıktık diye.Bizi doyurmak için kendini çok tehlikelere attı ama bizi de doyurdu anamızdı o bizim anamız.Ana gibi kokmasa da bizi kucağına alıp okşamasa da anamızdı işte.
O gün yemek bulmak için dağıldık sonra tekrar aynı yerde buluşup ne bulabildiysek onunla karnımızı doyuracaktık ama hepimiz eli boş döndük o günde aç kalacaktık hava zıpkın gibi palto yok ayakkabılara ayakkabı denmez,yarık çarık.Ateş yakıp ısınalım dedik Mustafa’m en son geldi canı çok sıkılmış suratından belli.Bastı kalayı bu nasıl hayat,benim suçum ne sizin günahınız ne,üzüldük bu haline sıkıntısı o gün bizi doyuramadı ya ona isyan ediyor.Ateşin başına geçin ben geleceğim dedi gitti.
Gidiş o gidiş akşam oldu hala yok meraklandık başına bir iş mi geldi diye,açlık iyice midemizi guruldatıyor ama hepimizde aynı ses olunca rahatsız etmiyordu
Çok geç geldi ağzı burnu kan içinde yüzünden akan kanlar omuzu yırtık kazağından içeri akmış zor duruyordu ayakta ama eli dolu geldi.
Deli açız ama Mustafa’mın o halini görünce açlık falan uçtu gitti.Mustafa’m anam ne oldu sana dedim.Bastı kalayı sonra anlatmaya başladı.
Marketin deposuna hırsızlığa girmiş bizi doyurmak için güvenlik görevlisi yakalamış içeride diğer güvenlikçi de yetişmiş vermişler dayağın gözüne.Mustafa’m bizlerin aç olduğunu anlatana kadar yemiş dayağı,ağız burun çarşamba pazarı.
Kim yapardı bizim için bunu Mustafa’m anam kim yapardı söyle hadi?
Gece sayıkladı durdu bir şeyim yok iyiyim dedi ama korkmuş işte besbelli.
Dinlemeden dövmeseydin be güvenlikçi amca bak onun kaç çocuğu var yolunu gözleyen…


ÖNSÖZ İlk, orta ve lise öğrenimimi tamamladığım Alaşehir’de Milli bayramların ve 5 Eylül Alaşehir Kurtuluş Günü’nün coşkuyla kutlandığına öğrenimim boyunca tanıklık ettim ve bu törenlere coşkuyla katıldım. 1971-2006 yılları arasında Alaşehir’e sadece senelik izinlerimde ve dini bayramlarda gelebildim. 2006 yılının yaz aylarında annemin hastalığı nedeniyle Alaşehir’de bulunduğum sürede Alaşehir’de Milli Mücadele ve bu mücadelede yaşananları inceleme ve araştırma fırsatım oldu . Okuduklarımın etkisi ve bir kurtuluş günü coşkusuna tanık olmak için 5 Eylül günü sabahleyin evden çıktım ve tören alanına doğru yürüdüm. Caddede 5 Eylül Alaşehir Kurtuluş gününün coşkusunu gösterecek hiçbir hareket yoktu. Hatta dükkanlarda ve evlerde asılı bir bayrak dahi göremedim. Tereddüt ettim acaba günü mü şaşırmıştım. Hayır doğru gündü. Bugün 5 Eylül 2006 idi. Tören alanına gittiğimde ise başka bir süprizle karşılaştım. Çok kısa süren tören bitmişti. Sadece Atatürk alanına çelenk konulmuştu. En büyük etkinlik ise Tariş satış mağazasının önünde üzüm suyu ikramı idi. Halbuki neler düşünmüştüm. Yerel yönetim ve Garnizon Komutanlığı gündüz coşkulu bir program hazırlayacak, her yer bayraklarla donatılacak halk törenlere coşkuyla katılacak, gece de paneller ve konferanslarla milli mücadele halka, özellikle gençlere anlatılacaktı. Düşündüm! Nasıl bu kadar vurdumduymaz olunabilirdi. Belediyeye ve Kaymakamlığa gittim. Sorumluları bulamadım. Soracağım soru şu idi. Kutlu Doğum haftasında afişlerle ilan ettiğiniz ve coşkuyla yaptığınız etkinlikleri neden 5 Eylül gününden esirgediniz? Sonra araştırdım ki 30 Ağustos Zafer Bayramında da aynı ilgisizlik ve sıradanlık hakimdi.
Yaptığım incelemede Alaşehir’de Milli Mücadeleyi başlatan ve bize bu günleri armağan eden Galip, Mustafa, Akif, Hacı Ali, Mehmet, Ömer, Raşit ve Hilmi Bey’lerin ve diğer Kuvvayı Milliyecilerin çocukları ve torunları onlar neredeydi? İşte 5 Eylül günü karşılaştığım bu hazin manzara; beni,incelediğim ve araştırdığım Milli Mücadelede Alaşehir konusunu yazmaya sevk etti. İncelediğim dokümanlar değişik konuları ayrı ayrı ele almıştı. Ben tarihsel kronolojik bir sırayı esas aldım ve o günlerde Alaşehir’de olan olaylarla, Türkiye’deki gelişmeleri birleştirmeye çalıştım. Öncelikle yapmak istediğim ise Milli Mücadelede öne çıkan Alaşehir’lileri tesbit etmek ve yaptıkları çalışmaları öğrenmekti
Umarım bizi bu günlere getiren, o günlerin Kuvvayi Milliyecilerinin çocukları, torunları ve akrabaları her 5 Eylül günü babalarını, dedelerini ve akrabalarını hatırlarlar, evlerine asacakları bir bayrak ve mezarlarına bırakacakları bir çiçekle onları sevgi ve saygıyla yadederken, onların çocukları, torunu, akrabaları olmanın mutluluğunu yaşar ve yerel yönetimi etkin bir 5 Eylül kutlamaları için teşvik ederler.
Milli Mücadeleye katılan ve bugün hepsi rahmetli olan vatansever Kuvvayi Milliyecileri saygıyla anıyorum,ruhları şad olsun. 7 Temmuz 2007. Hasan Zeki Sungur E.Mu.Alb.
MİLLİ MÜCADELEDE ALAŞEHİR
Alkollu bir gecenin sabahinda vucuma su takviyesi yapmak icin kudurmus gibi su sisemi ararken, uyumadan once yanibasima stok yaptigim 1.5 lt lik suyun nasil bitdigini sorgulama yapacak kadar ne taakatim ne de sabrim vardi.. Hemen kalkip uzakta yer alan buzdolabina daha yakin banyoya dalip nefessiz kalana dek cesmeden avuc avuc su ictim.. Bunlari yaparken icimden bir yandan tum anarsikligimle cesmeden mideme dolan florun, kirec’in bana ne kadar zarar vereceginin umrumda bile olmadigini da an be an hatirliyorum.. Babam gorse o halimle “ Yavas ic olum, kaciyormu su » derdi tipki kucukken gecenin bi koru susayip bana su getirdigi an dedigi gibi
Normal sartlarda da; evde damacana bitmis, bi kosu markete gir yenisini al umursamam , arada bir tadina bakarim florun, kirecin…
Vucudumun su seviyesini normal halde sonunda, peki su aynada gordugum sismis goz torba altlarim icin ne bok yapmaliyim derken karin gurultumun verdigi ilham ile gusel bir kahvalti yapmaya karar verdim ammavelakin bir an herseyi unutup aynada gozume carpan 14 dikisli sag kasim bana o lezzetli kahvaltiyi unutturdu baska sey hatirlatti bi an…
Bu kasima her bakisimda Yerli mali haftasi ve poliklinikte ki gusel seksi hemsire gelir aklima,
Yerli Mali haftasina saatler kala gecenin bi yarisi kasimi yarmistim, sen evin icinde kos haliya takil ve supermen halt etmis yanimda isik hizi ile masanin kosesine ucan kafa ile gir.. Cocuk akli, canimi unutmus ve onceligimi yerli mali haftasi icin babamin bana soz verdigi mahallemizin pastanecisinden (sonradan anladim ithal mal kullaniyormus gavur pastaneci) bana alacagi pastaya odaklanmistim.. Tum hazirliklarim tamamdi Yerli Mali Haftasi ( kisaca YMH diyelim bundan sonra ) icin, koka kolalar , cikita muz, washington portakal, nestle cikolatalar ne kadar ithal mal ararsan hazirlamisim..
Herseye ragmen babam okula gitmemem gerektigini solesede allem gullem edip bir lahzada pastayi aldirmistim babama ,YMH yide yarik 14 dikisli bir kas ile gecirmistim...
Tum bunlari an be an hatirlarken ilkokulumda ki YMH ler gecti aklimdan,
Su an aslinda YHM yi tanimlama bicimim ile cocukluk donemim deki dusuncelerim geliyor aklimada guluyorum kis kis…
o zamanlar bana zamani uzatilmis beslenme tenefusu gibi gelirdi YMH ler, ya neden bunu 1 hafta yerine 1 yil yapmamislar diye kafa patlatirdim salak ama has arkadasim salih ile..
3 sinif hamurdan uretilmis gazette kagitlarina sarilmis tostlari, bayat ekmek arasi geceden hazirlanan tomate-peynir ikilisini kimseler gormesin diye gizli gizli yenirken obur taraftan art niyetsiz goz ucu ile zengin bebelerinin getirdikleri muzlari ,cerezleri, borcam saklama kaplarinda ki mis peynirli pogcalar ile midelerini nasil senlendirdiklerini izler di pek cok adem-havva oglu..
Hepimiz toplanarak paylasirdik , cikarirdik annemizin elcegizleri ile yaptiklarini , bilimum ithal zerzavati koka kola, fanta, fruko, nestle,cikita muzlar, tabi kola turka icad edilmemisti daha… Adi ustunde YMH ya , aksini ispatlamak istercesine siniftaki elcegiz urunler disinda alayi ithal..

Yıl 1919 da basladı bi kıvılcımla her sey ,bir cift mavi gozlerden sacılan kıvılcımla basladı hersey.Tükiye hicbir devletin himayesine giremez dedi yüce insan.Cocuklar babasız analar kocasız kaldı,yarini yolladılar savasa.Ulkeyi bastan yarattılar.Tam bagımsızlık dediler evlatlarımız icin dediler hersey vatan icin dediler emperyalizme hayır dediler yoktan var ettiler bu canım vatanı.Yuruduler analarımız, tuyu bitmemis evlatlarımız Canakkale ye,Kocatepe ye akın akın.Analarımız silah tasıdılar sırtlarında evlatlarımıza.Evlatlarımız sehit oldu vatan topraklarında.Peki o gunlerde evlatlarımız icin Tam bagımsızlık diye savasan analarımız babalarımız bu ulkeyi soysunlar diye mi yaptılar.Yavas yavas santim santim satsınlar diye mi,ya da sokaklarda ceteler olusturulup birbirlerini vursunlar diye mi.Devletin kitap veremediklerine dogu da bazıları silah tutusturuyolar bize karsı kullanıyorlar evlatlarımızı.Bunlar icin miydi nineleremiz sehit dusmesi.Satıldı guzel ulkem santim santim.Kemikleri sızlıyo sehitlerimzin.Tam bagımsızız gorunuste dısa olan bi dunya borc varken mumkun mu.Anlatn bunlar evlatlarınıza arkadaslarınıza.Koyun gibi olmasınlar olanlara karsı.Dur diesin evlatlarımız bunlara ki sehitlerimiz rahat uyusun.Alatın dur desinler bunlara.Her sokak basında bir adam vurulmasın.Milyonlarca km oteden gelip bize karısmasınlar.Ac susuz hasta kalmasın vatandaslarımız.Vurgun yapmasınlar servetine servet katmaya calısanlar.Dur diyin artık bu olanlara.....YETERR