
Buradan hareketle rahatlıkla sorabiliriz; aşk karşılıklı olmak zorunda mıdır?
Tek taraflı aşk olabilse de, sınırları nelerdir?
Bence insan aşkına karşılık bulamayabilir, illâ her halükârda cicili bicili, karşılıklı, şen bir aşk yaşanma şansı her zaman mümkün olmayabilir...
Ben şimdi gitsem kaç kişi beni ayak izlerimden tanır..kaç kişi izleri takiben yeniden bana ulaşır.
Nasıl bir yalnızlık biçimindeyim böyle..izahı zor .
En az Tanrı kadar yalnızlığım..
Annemin memesine , babamın eline olan bağlılığımı özledim..bir vakit elini tutabildiğim babamın..sonra kaç yiğide uzattım elimi de hiç biri babam gibi sağlam tutmadı.
Kalbim yerinden çıkacak gibi. Neden hala bu atak halinde yazı yazmaya çabalıyorum..kulaklarımda bir gong sesi, o gongu çalacak erkeğin ellerini bağladım..istersem yeniden açarım..isteyeceğimi sanmıyorum.
Şimdi sizlere farklı bir hikaye anlatacağım. Eminim herkesin yaşadığı veya çevresinden duyduğu bu tür olaylar olmuştur.
Günlerden bir gün eşi ölen dede oğlunun yanına yerleşir, elden ayaktan düşmüştür artık. Bir süre sonra gelin sürekli ona bakmaktan sıkılır. Aynı evde yaşamak istemez. Aslında oğlu da pek istemez ama dedeye acımaktadır. Dedeyi yanlız evin küçük beyefendisi sevmektedir. Dede yemek yerken porselen tabakları kullanamamaktadır. Çevresi alçak olduğundan lokmaları dökmekte ve gelininden bu yüzden azar işitmektedir. Dedenin oğlu çözüm bulmak amacıyla tahtayı oyarak kenarlarını kalınlaştırarak ona basit bir tabak yapar.Ertesi sabah küçük çocuk tahtayı oymaktadır. Annesi oğlum ne oyuyorsun dediğinde "yaşlanacaksın diye tahta tabak yapıyorum" diye yanıtlar. Gerisi sizlere kalmış.
Ben seni mi sevdim..Senin gözlerinle mi baktım dünyaya.. Kocaman bir yalanı seninle mi yaşadım?
Kendini, sevginle seni yücelten insanın hücrelerine böldüğü haliyle tanıyamazsın… Bir sürü sen var; üzgün, kırgın, mutsuz… Hangisisin?
İnsan doğduğunda ağladı diye "gözyaşı" hep hayatın bir parçası gibi gösterildi. Oysa hayatındaki nice cevherlerle beraber sevgini sunduğun insan senin "aydınlık" yönünü görmeyi tercih etmedi başka "ışıklı yollar" ararken… Önce içine dönüp yüreğini "karartan" hüzünlerden kurtul, senden önemli "hiç kimse" ve "hiçbir şey" olmadığını ispatlayacağım sana… Neden önemli ve vazgeçilmez olduğuna dair sebepler say, sana sayısız nedenler sıralayacağım… Düşün ve umut et… Sen MÜHİMSİN!
Eve geldiği nadir gecelerden biriydi..
Mumları yakıp loş bir hava verdiği o daracık ve soğuk diye nitelendirdiği odası daha da beter görünüyordu ona şimdi. Daha kolay uyuyabileceğini düşünmüştü halbuki ama nafile. Birden hiç beklemediği bir şey oldu. Ev halkı ona sıkıntılarını anlatmaya karar vermişti. Onu karşılarına aldılar ve anlatmaya başladılar.
Duvarcıklar o yokken astığı resimlere bakarak hep ağladıklarını söylediler.. Sandalyecikler masanın etrafında öylece yapayalnız hiç mutlu olmadıklarını, onun ayak sesini bile özlediklerini söylediler. Televizyon kumandası oradan oraya fırlatılmayı, içinden pillerinin fırlamasını özler olmuştu. Telefonun tuşları özlem dolu hiç bir arayışa ev sahipliği yapmıyordu ve çok sıkılıyordu. Ama en çok yastıkçık kızgındı ona.. O değilmiydi en sıkıntılı olduğu günlerde üzerini gözyaşıyla doldurduğu ama gıkını bile çıkarmayan eşyası. Sarılıp yatışı, bazen tekmeleyip uzaklaştırışı... Her halini seviyordu sahibinin..
Darjeeling'in Mutsuz Kralicenin Hikayesi ve Mutsuz Kralicenin Hikayesi 2 adlı yazısının devamı...(izin almadan yazıyorum ama umarım çok kızmazsın darjeeling:( )

Kız inanmaya devam etmiş aşkın gücüne. Aşk ona göre öyle yüce bir hissiyatmış ki sorunlar çözülebilirmiş. Bir şeye inanmak.. Bu en önemli kısımmış belkide..
Gel zaman git zaman kız ve çocuk eski mutlu günlerine dönmeye başlamışlar. Nasıl mı?
Kız çok yazı okumuş, çok nasihat almış, çok şey dinlemiş insanlardan. Aslında kızın yaşadığı bu gerilimlerin doğal olduğu ama bunun geçeceği söylenmiş ona hep, yeter ki çocuğun kendi mağarasına girmesine izin versin bir süre. Erkekler onun gibi değilmiş. Kendi gibi olmalarını isteyecek kadar dik kafalıymış ama bunun da büyük hata olduğunu anlamış.
Çocuk ve o artık birer bireymişler.
Ve bir başka birey dünyaya getirmeye karar vermişler.
(ya da galiba kız yine kendini hayal dünyasına kaptırmış)
:)
içimdeki benle yani ikinci benle çatışmakta dışımdaki ben son birkaç haftadır.. içimdeki ben uzun süredir suskundu.. iyi ya da kötü hiçbir etkisi yoktu dışımdakine.. ama şu son günlerde dışımdaki benin sevdiğini sevmeye başladı o da.. ve o birini sevmeye başladı mı karşısındakini durmadan sorgular.. bu sorgulama olayı karşıdaki şahsın incinmesine neden olunca da dış varlık iç varlığı hiç çekemez.. bu çekememeler biraz zaman sonra yerini çatışmalara bırakır.. içimdeki beni nasıl öldürebilirim bilmiyorum ama varolmasın istiyorum artık.. onun varlığı dışıma vuruyor, boş yere kıskançlık krizleri, paranoyalar v.s. şeklinde.. bana ikinci beni öldürebilmem için bir yol bulun ne olur.. dayanamıyorum artık.. yoksa aşk sadece kıskançlık ve paranoya'dan ibaret mi?