Neyi mi?
Ne fark eder... Anlamıyor olduktan sonra cidden ne fark eder?
Çözemediğin şeylerin beni ısrarla çevrelemesi makus bir talih diye mi adlandırılacak bir süre sonra acaba tarafımdan,
yoksa
anlayamamaktan dolayı böyle bir kabullenişi tercih etmeyen bünyem çoktan asi bir duruş sergilemiş olabilecek mi?
Zor...
anlayamamak bile ne kadar zorken,
peki ya sonuç,
bunca zihin bulanıklığının bir bedeli, çözüme erişmenin yorulmuş ama emek vermiş tatlı vehameti var mı üzerimde? Hayır...
Dün,mutlu bir çiftin çekildiği resim karesine girdim ister istemez mutsuz yüzümle. Gözlerim ağlamaklı, boğazımda düğümlenmiş sen ve fotoğraf çektiren çiftin mutluluğu.. Orada tesadüfen oturuyor olmak mıydı suçum? Ben de mutluydum bir zamanlar, ne oldu bize bilmiyorum.. Şimdi ise başkalarının fotoğraf karelerini kirletiyorum.. Üzgünüm..
(TERÖR KURBANI TÜM ÇOÇUKLAR İÇİN YAZILMIŞTIR,OSETYALI ÇOCUKLAR İLHAM KAYNAĞIDIR)
Kurtulsam bile kim silecek içimdeki bu nefreti
Kim verecek çocuksu sevinçlerimi geri
Neden burdayım ben anne
Bize biçilen bu korku bu ölüm bu esaret bu kan neyin bedeli
Kim kurtaracak bu kirli düşüncelerden bu öfkeden beni
Kim unutturacak bana yaşadığım bu şeyleri
Ne yaptık biz neden öldürüyorlar bizi
Ben büyüdüm anne irin ve kan içinde
Ve öğrendim
Yüreğine korku girdiği zaman büyürmüş insan
Yüreğine nefret girdiği zaman büyürmüş insan
ÖLÜMÜ BİLDİĞİ ZAMAN BÜYÜRMÜŞ İNSAN
Hayatımın geri kalan kısmını başkalarının mutluluğu için çabalamakla geçirmek istemiyorum. Sırf birileri mutlu olsun, üzülmesin, gönül koymasın diye kendi mutsuzluğuma sebep olmamalıyım. Artık gönlümün dilediği gibi yaşamak istiyorum ben. Hesapsız, sorgusuz, sualsiz... Yaptığım hatalar için hayıflanmayı bırakın artık olmaz mı? Bazı şeyleri öğrenmem için hata yapmam gerekiyorsa bırakın yapayım…
Hayatımdaki yerleri "dış kapının mandalı" konumunda olan insanlar bile her şeye burunlarını sokmaktan kendilerini alıkoyamıyorlar. Bundan böyle kulaklarımı kapattım ve sizi duymuyorum.
Neden her zaman mutlu olmak ya da mutlu etmek zorunda olayım ki? İçimden nasıl davranmak geliyorsa öyle davranacağım. Ağlamaksa ağlamak, gülmekse gülmek, neyse ne iştee...
Biraz olsun kendinize gösterilmesini istediğiniz saygıyı başkalarına da gösterin...
Bundan sonra benimle ilgili verebileceğiniz tek karar hayatınızda bana yer olup olmadığıdır. Gerisi boşş gerisi yalan...
GÜVENSİZLİK PROBLEMİ
Olmak istediğim biri var aslında. Kirli ve yaşanılması zor olarak algıladığım bu dünyada kendimi korumak için olmak istediğim, olmak hayalini kurduğum diyeyim, biri var aslında. O kişi ki, bütünüyle benim varoluşsal kimliğimle çelişen bir karaktere sahip. Kendimle olan sert mücadelemde bir türlü onun tarafına geçmeyi ve kendimi değiştirmeyi başaramadım.
Ahlaki yargılarım ve ahlak anlayışım, temel anlamda hayatı yaşama ve ideal olarak gördüğüm hayatı tanımlama biçimimi de etkiliyor, bu bir gerçek. Ancak değerlerin sıfırlanmaya başladığı modern dünyada pek işe yaramayan ahlaki yargılarım, aslında işe yaramamasının nedeni de benim hayatım ile hayata bakış şeklim, onu tanımlayışım arasındaki uçurumdur, beni acı çekmeye eğilimli bir ruh haline bürünmeye zorluyor.
Mutlu olmak için kutsal bir aşk, sevgi ya da bunun gibi soyut özelliklere sahip algılarımın bir şekilde izole edilmesi gerektiğini bilmeme rağmen, bu izolasyon sonucu olmaya doğru gideceğim kişi benim öyle hoşlanabileceğim bir kimliğe sahip olmayacağı için bir ikilemde kalıyorum. Bunun sonucunda olan şey ise şu: iki arada bir derede kalmış bir kişilik ve umuda lanet etmesine rağmen inadına umut etmeyi bırakmayan iradesiz ve güçsüz bir karakter.
Bencillik denen cevheri yeterli dozda almalı insan. O zaman belki mutlu olabilir. Bir arkadaşımın deyimiyle “ben olmadan biz olamayız” düşüncesi her ne kadar kulağa hoş gelse de “sen olmadan biz olamayız” düşüncesinden de kurtulamıyorum. Sevdiğim insanlardan beklediğim, onlara vermeye çalıştığım şey, ama onlar bunu anlamakta çok güçlük çekiyorlar. Bana, onlara verdiğim şeyi vermekten kaçınıyorlar ve içgüdüsel olarak ilişkiyi siyasi bir düzleme çekmekten kaçınmıyorlar. Bunun sonucu güvensizliktir. Güvensizlik ise bir ilişkinin dibine dökülecek olan kibrit suyu, sevgiyi havaya uçuracak olan TNT kalıbıdır.
İlişkiler, doğaları gereği güvensizliği içinde barındırıyor. İnsanlar bu güvensizlikten kurtulmanın yollarını arıyorlar mı, bilmiyorum, ancak bildiğim bir şey var ki: insan, kendisi de dahil birilerine güvenmekte oldukça zorlanıyor. Freudyen bir bakış açısıyla, belki çocukluktan kalma bir sorun, oyuncakları ya da oyun arkadaşları ile ilgili bir problem vardır ki, hala onu çözmekten aciz kalmıştır. Ya da mutluluk denen şeyin karşıdaki insanın kendisine köle olmasından, itaat etmesinden öte bir anlamı olmadığına inanıyordur. Böyle midir bilinmez, ama güvensizlik zehirinden kurtulamadığımız da bir gerçek. Öyle ki, iki kişi arasındaki ilişkilerden tutun da, aile içi ilişkiler, anne-baba ve çocuklar arasındaki ilişkiler, aileler arası ilişkiler, partiler-görüşler arası ilişkiler, devletlerarası ilişkiler, ilişki kurabilecek araya sahip olan herkes ve her şey bu acıdan ve mutsuzluktan nasibini almış durumda.
Nasıl kurtulacağız, kurtulmalı mıyız? Öncelikle bu durumu benim gibi bir hastalık semptomu olarak görenler bu durumdan kurtulunması gerektiğini düşünecekler, ancak yine benim gibiler bu durumdan kurtulmak için partnerlerine daha fazla köle olacağı için bu olumsuz duruma herkesten daha fazla maruz kalacaklar, acı çekecekler ve mutsuz olacaklar.
Fakat bu durumu mutlu olmak için kullanılması gereken bir ilaç olarak algılayanlar, bu durumdan şikayet etmedikleri sürece mutlu olacaklar. Bu kısırdöngüsel durumda bu sorundan kurtulmak mümkün olmayacak, hatta bu durum bir sorun olarak dahi algılanmayacak.
Alışmaya çalışmak lazım…
Makaleci'ye söz vermiştim. Sözümü tutuyor ve EFT'yi biraz olsun anlatmaya çalışıyorum şimdi...
Efendim, sene 2004...İdealist ve girişimci davranıp kendi işimizi kurmuşuz can dostum Yeliz'le...Ancak tecrübesiz ve panik olmak konusunda son derece becerikli iki tipiz ve doğal olarak işler aslında gayet iyi giderken biz battığımıza inandırmışız kendimizi. Derken beklenen sonuç: İkimiz de depresyondayız! Uyumak istiyoruz sürekli, ya da birşeyler yemek...Ya da içki içmek...Kendimizi başarısız, işe yaramaz, aptal ve şanssız hissediyoruz. Bütün dünya bir olmuş üstümüze geliyor sanki. Tanıştığımız günden beri bir kere bile tartışmamış olan biz iki arkadaş her gün kavga eder olmuşuz...
Durum vahim mi? Çok!
Ne yapmalı? Yardım almalı...
Psikologlara güvenimiz yok...Bir sürü para döküp nasihat dinlemek modunda değiliz...
O günlerden birinde kapımız çalıyor. Ofisteyiz. "Öğrenci de gelmeyecekti, hayırdır kim acaba?" diyerek kapıyı açıyoruz. Karşımızda 2 yıldır görmediğimiz eski bir öğrencimiz. Hatun 45 yaşında ve hayatımda tanıdığım en şeker insanlardan biri. Çok seviniyoruz tabi. Kahveler yapılıyor, fallar bakılıyor ve derken sohbet bir şekilde bizim işlere geliyor...Anlatıyoruz durumu. Kadıncağız bize acıyan gözlerle bakıp: "Siz bozmuşsunuz kızlar kendinizi...Ne bu hal? Depresif cümleler bunlar" diyor. Eh, diyoruz, galiba gerçekten dibe vurduk biz...
Ve hayatımızı değiştiren cümlelerden birini duyuyoruz hatundan: EFT yapmalısınız!
Nedir bu EFT? Ne işe yarar? Kim yapar? gibi birkaç sorudan sonra alıp telefonu ve adresi kendimizi atıyoruz mekana.
Bir psikoloğun ofisi ve biz gerginiz çünkü istemiyoruz psikolog dinlemek. Ama geldik bir kere, bir deneyelim bakalım diyoruz ve ilk ben giriyorum içeri...
Macera burada başlıyor işte...İç yolculuk...Muhteşem deneyim...
Oda mis gibi kokuyor. İlk algıladığım bu...Derken varlığıyla tamamen pozitif bir enerji yayan kadın giriyor içeri.
"Hoşgeldiniiiz:)"
Ne kadar hoş bir ses! Ne kadar cıvıl cıvıl...
Konuşmaya başlıyoruz...
Anlatıyorum bir bir ne hissediyorsam...
Mutsuzum...Başarısızım...Değersiz hissediyorum kendimi. Hayat çok kötü...
Ard arda sıraladığım buna benzer birkaç korkunç cümleyi son derece sakin ve dikkatli bir şekilde dinliyor tatlı kadın ve sonra bir sigara yakıyor, Bana da ikram ediyor üstelik...
Ve başlıyor anlatmaya...
"Biliyor musunuz A. hanım, kendinizi çok güzel ifade ediyorsunuz...Bu bizim için, yani ikimiz için büyük avantaj.
Şimdi ben size birşeyler anlatacağım ve dilediğiniz yerde beni bölüp, ben anlamadım, ya da bu ne demekti şimdi, diye sorabilirsiniz. anlaştık mı?"
"Evet..."
"Peki...Öncelikle şurdan başlayalım...Beynimiz "salaktır"! Evet, salaktır. Biz ona ne komut verirsek, nasıl bir düşünce yüklersek onu kabullenir! Şimdi sizden ayağa kalkmanızı rica ediyorum."
Dediğini yapıp ayağa kalktım...
"Şimdi ellerinizi belinize koyup dik durun"
Durdum...
"Güzel...Şimdi sağ eliniz belinizde kalsın ve belinizden hareket ederek dönebildiğiniz kadar dönüp arkanızda bir
noktayı bana gösterin ve bunu sol elinizle yapın!"
Yaptım...
"Güzel...Şu noktaya kadar dönebildiniz. süper. Şimdi gözlerinizi kapatın ve sadece söylediklerimi düşünün: Siz bir
lastiksiniz...Kendinizi lastik olarak hayal edin...Uzuyorsunuz, kıvrak ve esneksiniz, siz bir lastiksiniz çünkü...Burgu burgu olabiliyorsunuz...Çok esneksiniz...Evet harika...Lastiksiniz ve çooook uzayabiliyorsunuz...Ve şimdi gözlerinizi açıp tekrar dönebildiğiniz kadar geriye dönün!"
Döndüm!
Ve gösterdiğim nokta ilk gösterdiğim noktanın yaklaşık 20 cm ilerisindeydi!!!
"Gördünüz mü A.hanım? Beyniniz sizin ona söylediklerinize ne kadar kolay ve çabuk inanıyor!"
Evet görmüştüm...
Uzun uzun konuştuk sonra bunun üzerine. Beni bir şekilde şuna ikna etti tatlı kadın: SEN BEYNİNE NE KOMUT GÖNDERİRSEN O DA ONU ALIR VE UYGULAR! BÜTÜN DUYGULARIN VE BUNUN SONUCUNDA YAŞAMIN VERDİĞİN KOMUTLARA BAĞLIDIR. "BEN İYİYİM, BAŞARILIYIM, SAĞLIKLIYIM, MUTLUYUM, GÜZELİM.."DERSEN ÖYLE HİSSEDER VE HATTA ÖYLE YAŞARSIN..."BEN İŞE YARAMAZIN TEKİYİM...ÇİRKİN VE DEĞERSİZİM. MUTSUZUM" DEMEYİ SEÇERSEN DE BEYNİN BU KOMUTU ALIR VE BUNU YAŞARSIN...
Ve başladık EFT yapmaya...
EFT (emotional freedom technique) duyguların serbest bırakılmasını sağlayan bir teknik. Vücudun belirli yerlerine
hafif vuruşlarla uygulanan ve herkesin kolaylıkla kendi kendine yapabileceği bir teknik. Ben sadece 6 seans yaptım
bunu ve inanılmaz değişimler yaşadım. Kendime olan güvenimi geri kazandım. Geçmişteki bazı kötü anıları sildim, ya da şöyle demek daha doğru olur: O anıların hissettirdiği olumsuz duyguları yok ettim...Hayatta bizleri en çok yoran,
hatta tüm yaşam enerjimizi çeken "öfke, kırgınlık, hayalkırıklığı" gibi duygulardan arındım...Beni çok kırmış olan
ve o güne kadar içimde korkunç bir öfkeyle taşıdığım insanları "serbest bıraktım"...Bu çok önemli EFT sırasında.
Öfkeyi içinizden serbest bırakabilmek...Kızgın olduğum insanları serbest bıraktım, bundan sonra düşünceleriyle
canımı yakamasınlar diye...
Çok ilginç şeyler yaşadım EFT sırasında...Hiç farkında olmadığım bastırdığım duygular açığa çıktı...Babaanneme
annemi dövmeye kalktığı için kızgın olduğumu hep bilirdim ama bunun beni ciddi anlamda etkilediğini ve ona olan
nefretimin ne kadar güçlü olduğunu farketmemiştim EFTye kadar...Babaannemi bile affedip serbest bıraktım:)
EFT burada verdiğim linkte belitildiği üzere hemen hemen her konuda imdada yetişebiliyor. Bir göz atmanızı tavsiye ederim. Burada da bu konuda bilgi verilmekte.
burada izleyeceğiniz videoda son derece kolay bir konuyu, çikolata bağımlılığını ele alarak örneklemişler EFTyi:)
Konu çikolata kadar basit de olabilir, deprem travması kadar ciddi de...Sorun değil. mantık aynı. Vücudunuzda belirtilen noktalara hafif vuruyor ve şu tarz bir cümle kuruyorsunuz:
".....rağmen kendimi seviyor ve onaylıyorum"
Buna bir örnek verelim:
"İşimde başarısız olduğumu düşünmeme rağmen kendimi seviyor ve onaylıyorum"
"Kimsenin beni beğenmemesine ve şişman olmama rağmen kendimi seviyor ve onaylıyorum."
gibi cümleler...,
Sonuçta beynimize kendimizi onayladığımıza dair mesajlar veriyoruz ilk önce...Gerisi zaten geliyor.
şimdi aşağıda yazanlar size aşamaları anlatacak:
Bu gece, kulağımda ki “Camdan Kalp” şarkısının hüznüne, mail kutuma gelen Sayın Ahmet Altan’ın yazısından bir alıntının, kalbime verdiği sızı eşlik ediyor.
Gözler, tüm gerçekleri söyleyen ve baktığınızda acı ve mutluluğu görebileceğiniz, duyguların saklanmasının en zor olduğu yerdir. Hele ki bir kadının gözlerinde…
Zihnimin kabul ettiği tek gerçektir, mutlu ve mutsuz kadını gözlerindeki ışığın ele verdiği. Mümkün değildir ki sevgiye doymuş bir kadının gözlerinin içinin parlamaması, şevk ve heyecan dolu olmaması, enerjisi ve kahkahası ile gururla gezinmemesi. Ne acıdır ki, sevgiye hasret bir kadının gözlerinin feri sönmüştür. Bakışları donuk ve hissiz olabilecek kadar tepkisizdir. Tüm heyecan ve isteklerini yitirmiş, ertelemiş ve hatta unutmuştur. Amaçları da, kendi ben’i gibi kaybolmuştur. Sadece ve sadece yaşamın gereklerini yerine getirmek için hareket etmeye başlamıştır. Kırgın ve kırılgandır. Artık yıkılmış umutlarını bile hatırlamamaktadır.
