Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan 10marifet.org'da: "Bebek tulumu"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Etiket:

nüfus hakkındaki yazılar:

\
Bu gün elime gazeteyi aldım sayfaları karıştırırken şuradaki haber dikkatimi çekti. Dünya Çevrecisi Paul Watson, Dünya nüfusunun hızla artması insanları tehlikeli bir duruma sürüklediğini bundan kurtulmak için, Dünya nüfusunun
1 milyar olması ve çocuk doğurmanın meslek haline gelmesini önerdi.
Radikal davranarak, insan nüfusunu 1 milyarın altına düşürmeliyiz.
tamam kabul ama nasıl ? 1 milyar insan bunlar seçilmiş olsun geriye kalan insanları ne yapacağız ? Problem tamam ama bence çözüm yok...
15 ahkam var
Türkiye'deki kimsesiz çocuk sayısı 700 bin. SHÇEK'nin himaye ettiği çocuk sayısı 21 bin ve tam 20 bin çocuk ise sokaklarda yaşıyor.Durum böyle olunca,ekonomik açıdan problemleri olmayan vatandaşlarımıza da büyük bir görev düşüyor.Türkiye'nin nüfusu,haziran sonlarında 72 milyon 65 bin kişiyi bulmuştu.Peki,zaten bu kadar kalabalık bir ülkede yaşarken,dur durak bilmeksizin durumu pek de iyiye gitmeyen ülkemizde çocuk dünyaya getirmek ve gittikçe artan nüfusumuza katkıda bulunmak niye?Ben inanıyorum ki,bütün insanların,kendi kanlarını taşımasa bile 700.000'in içinden bir tane canı bile olsa doyurabilecek,ona yetebilecek sevgileri vardır kalplerinin ta derinliklerine saklanmış olsa da...Bu yazıyı okuyanlar,okumayı istememişte aslında karşısına çıkıvermiş oldugu için okumak durumunda kalan herkes, bir kere olsun ellerini vicdanlarına koyup düşünmeliler.Bizde 700 binin içinde olabilirdik.Onlar da,bizler de aynı ülkenin insanlarıyız.Aynı Türk kanını taşıyoruz... "Evlat Edinme" konusu hakkında herkes bir kez değil,iki kez veya üç kez düşünmeli.Bu hepimizin görevidir benim kanaatimce...Gelin,hepimiz biraz daha duyarlı olalım!! Düşünelim, şuan olmayan küçük bir kalbe canından can katarak onu hayatın ortasına getirmek mi,yoksa zaten kaderin sillesini yemiş ve hayatın ortasına olduğu gibi bırakılıvermiş, yaşamın bütün acısıyla kavrulmaya terk edilmiş birine canımızdan can katmak mı daha yakışır bize??
??
"Evlat Edinme" hakkinda genel bir kac maddeyi derledim:
Evlat edinmek istenmesi halinde;
  • evlat edinecek kişinin en az otuz yaşında olması,
  • evlat edinen ile evlat edinilen kişi arasında en az 18 en fazla 45 yıl yaş farkı olması,
  • evlat edinen,evlat edinilen veya her iki tarafında evli olması halinde, eşlerinden izin alınması,
  • evlat edinilenin önceden evlat edinilmiş olmaması,
    zorunludur.
    Ayrıntı isteyenler içinse:
    1. burada
    2. burada
    3. ve bu sitede detaylı bilgi verilmiş.
10 ahkam var
Etiketler: , ,

İşsizlik, günümüzde pek çok ülkenin ortak sorunudur. Ama en büyük sorun, işsizliği yaşayan kişininkidir. Anayasamız "Sosyal Devlet" ilkesinden hareketle, çalışmayı herkesin hakkı ve ödevi sayar...İşsizliği önlemeyi de ana hedef olarak belirler.
işsizlik sigortasının uygulanabilirliğinin tam olarak sağlanamadığı bir ülkede, işsizliğin korkunçluğunu en iyi yaşayan bilir.Çalışanlar da her an işsiz kalabileceklerinin korkusunu yaşar. Bu korku, çalışma yaşamındaki huzur ve güven duygusu yerine, huzursuzluğu ve gelecek endişesini getirir.
İşsizliğin büyümesi, toplumdaki tüketici gurubunu hızla arttırır. Üretici nüfusun bakmak zorunda kaldığı insanların sayısını çoğaltır. Böyle bir toplumda işsizlik sigortası varsa toplumun, yoksa bireylerin tasarruf ve yatırım kaynaklarına yüklenilmektedir. Bu durum da kalkınmayı engeller.
Bir işde çalışma; kişinin özgüvenini ve kendine saygısını arttırır.Kişiye, bir değer yaratmanın gururunu verir. Çalışma olanaklarının yokluğundaysa; düşük moral değerler, topluma ve ekonomik sisteme güvensizlik gelişir.
Günümüzde işsizlik; ekonominin dengeli işlemesi ve gelişimiyle ilgili bir sorundur. Bu nedenle Batı'da hızla gelişen piyasa ekonomisinin koşullarında, toplum işsiz kalan ve kalması olası herkesi işsizlik sigortası yoluyla iş ve gelir güvenliğine kavuşturma sorumluluğunu üstlenir.
Değişen ekonomik, toplumsal ve demografik koşullara bağlı olarak artan kentleşme olgusu, işsizliği öne çıkaran nedenlerden birisidir. Kentleşme sürecinde kırsal gizli işsizler, kente göçünce, kentsel açık işsizlere dönüşmektedirler. Örneğin; kırsal kesimde 5 kişinin yaptığı işi, bir traktör yapınca, diğer 4 kişi kentte işportacılık yapar. Dolayısıyla ekonomik getirisi sıfır olan "gizli işsiz" tarım işçiliğinden, yine ekonomik getirisi sıfır olan işportacılığa ( daha bilimsel bir söyleyişle; marjinal sektöre) geçer.
Burada; bir ekmek parası kazanıyor olmak, ekonomik getirinin sıfır olmasını değiştirmez. Çünkü bu insanların en başta sigortası yok ve vergi ödemiyorlar. Demek ki toplam hasılaya katkıları da olmuyor, bu nedenle de ekonomik getirileri sıfır olarak açıklanıyor.
Gelişmekte olan ülkelerde ekonomik kalkınma yavaş bir hızla gerçekleşmekte, bir de "nüfus patlaması" gelişmeyi engellemekte, ardından işsizlik sorunuyla boğuşma kaçınılmaz olmaktadır.
Ülkemizde 1950'li yıllardan sonra kentlere yönelmeyle birlikte işsizlik tartışılmaya başlanır. 1960 sonrası planlı dönemle, kalkınma planlarında işsizlik sorununa yer verilir. Bu dönemde; Batı Avrupa Ülkeleri'ne işçi gönderme, işsizliğe çözüm olarak düşünülür.
1970'lerdeki Dünya enerji krizi, Türk ekonomisinde durgunluğa neden olur. Bu ortamda Batı artık işçilerimizi istememeye başlar. Bu kez de Arap ülkelerinden gelen işçi istekleri o dönem için bir çözüm olur. Bu dönemin ardından 1980 sonrası 24 Ocak Kararları'yla işsizlik yeniden artar ve "küreselleşme" süresicin etkileriyle bu artış daha da büyür.
Kuşkusuz işsizliğe çözüm için; önkoşul yatırımların arttırılmasıdır, ama nasıl?...Kalkınma-Büyüme kavramları arasındaki ayrımın ayırdına varamamış yönetenlerin; ülkemizin borç yükünü arttırmaktan, böylece bütçe denkleştirip, günü kurtarmaktan başka düşünceleri yokken, yatırımların arttırılmasını beklemek, olmayacak duaya amin demek gibi bir durum...
Bu durumda başka ne yapılabilir biçiminde bir soruyu usumuza getirdiğimizde; nüfus artış hızının yavaşlatılması kuşkusuz en doğru yanıt olacaktır.
AB'ye girme düşleri kurarken, birlik ülkeleri ve ülkemizi karşılaştırmaya çalışalım: Yalnızca kişi başına düşen "ulusal gelir" ya da yapılan "yatırım harcamaları"...Bu göstergeler yerine, nüfus karşılaştırmaları yapmak bizi daha sağlıklı sonuçlara ulaştıracaktır.
Bilindiği gibi; Batı'da refah/gönenç pastasını paylaşanların sayısı giderek düşüş gösterirken, ülkemizdeyse sürekli artış göstermektedir. Biz gönenç pastasını büyütemediğimize göre, pastayı paylaşanların sayısının büyümesini durdurabilsek/dondurabilsek, işte o zaman daha az insanımıza iş düşünmemiz gerekecektir.

1 ahkam var

İnsanlar tartışmayı severler.
İnsanlar felsefe yapmayı severler severler.
İnsanlar bilgi düzeyi ne olursa olsun her konuda fikir yürütmeyi severler.
Ben de...
Eski düşüncelerimden biri de,nüfus cüzdanındaki "din hanesi" ile ilgili.

"Din , insanın yaratıcısı ile arasındaki bir bağdır.Bunu ,resmi yazı ile
belirlemenin mantığı yoktur.Üstelik,birçok insanın ,nüfus cüzdanındaki
inançla yaşadığı hayat arasındaki uçurumu gördükçe,şöyle diyesimiz geliyor
Kaldıralım bu din hanesini,inananın yaratıcısıyla arasına.İnanmayan da
kandırmasın ne kendisini ne de başkasını..."
Acaba öyle mi?..

1 ahkam var

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu