Şirketleri geçtik de
kişilerin değerlerinin bile
sadece bilançolardan oluşmaya başladığı dünyamızda
hâlâ umudum var insanlıktan...
Ama "dostumuzun yüz karası,
düşmanımızın maskarası" olmamak için kazanacağız seni.
Cahiliye adetleri gibi
sabah tapıp öğle de yemeyeceğiz seni...
Ömer'in helvadan tanrıları kadar da olamayacak saltanatın
kalplerimizde...
Eşim ve oğlumu , hem davamıza inandırmak, hem de ortamı biraz yumuşatmak amacıyla, sürekli yeni sloganlar üretmeye devam ediyorum,
- Ben inandım siz de inanın arkadaşlar, inanın!..
Karımın da oğlumun da yüzleri kireç gibi, bana tuhaf tuhaf bakıyorlar...
Onların bu halleri çok doğal tabi...Böyle örgütlü bir mücadelenin içinde ilk kez bulunuyorlar...
Ben, duygu yüklü ve kararlı bir ses tonuyla yeniden dava arkadaşlarıma dönüp,
- Hepiniz şunu bilin ki, sizlere seslenen bu adam, çok kara kışlar gördü, yine de pes etmedi tamam mı?...
Karım beklemediğim bir tepkiyle,
- Yahu hayatım ! Bu dediğin Kibariye’nin şarkısı değil mi?... deyip,ardından da şarkıyı mırıldanmaya başlamaz mı... Ortalık iyiden iyiye sulanmaya ve karım da provake etmeye başlamıştı...Ona meydanı boş bırakamazdım,
- Ne Kibariye’si be? Bu sözleri Napolyon, Fransız-Rus savaşında askerlerine söylemişti...Kış şartları çok ağırdı da ondan tamam mı?
O ana kadar sadece bizi izleyen, anneciğim de bana destek vermek gereğini duymuş olacak ki,hemen atıldı,
- Benim dedem , 93 harbini anlatırdı; O zamanlar Rus, Sarıkamış’a girmiş herkesi kesmiş ya!
Oğlum,
-Peki babaanne, Kibariye Napolyon’un karısı mıymış?...
Annem,
-Hayır oğlum olur mu, Kibariye’nin kocası Vahdettin miydi, neydi?
İş çığrığından çıkmak üzereydi, som bir hamleyle ben,
- Deli etmeyin beni be!...93 harbi yok, Kibariye’de yok...Unutun hepsini... dedim...