
İnsan hayatta karşılaştığı bazı tuhaflıkları unutmuyor, bunlardan ikisini sizlerle paylaşacağım. Bu yazıyı yazarken ülkem insanının ne kadar geri bıraktırıldığını düşünerek, ama sizin için başımdan geçenlerin sevimli yönlerini bulmak için zaman harcayarak zaman geçirdim.
2000 li yılların başında bir arkadaşın önerisini kabul ettim ve birlikte Aksaray'da bir tiyatro kurmaya karar verdik. Her şey o kadar güzeldi ki, arkadaşımın anlatımıyla, herkes bizi kabul edecek, biz de Aksaray'da tiyatronun temellerini atacaktık. Nitekim attık, ama ne kadar yeşertebildiğimiz tartışılır tabii.


Nedir bu özgürlük ? Gerçekten özgür müyüz acaba ? Özgürlüğümüzün sınırları nasıl belirlenir, nelere endekslidir ? Özgürlüğün kesinlikle mümkün olmadığı bir nokta varmıdır ? Kendimizi gerçekten özgür ne zaman hissederiz ? Veya gerçekten özgür olabilir miyiz ?
İşte bu kadar sorudan sonra bağımlılıklarımıza geri dönebiliriz.
Evet Serbest Atış Başladı; Ne diyorsunuz bu haber için; 60 yıl önceki bebek takasına herkes tepkili
Kişisel görüşümü söyliyeceğim ama iki arada bir derede kalıyorum.
1. Doktor çok iyi yapmış. Bir yavrunun hayatını kurtarmış. Doğuştan gariban olan bir insanı zengin yapmış. Üstelik bundan kimse zarar görmemiş. Tam aksine bir anne baba yavrularını kucaklarına almış sevmiş beslemiş büyütmüş evlat hasreti çekmemiş.
2. Herkesin kaderi çizilmiştir. Doktor bununla oynayamaz. Ona mı kalmış çocuğun kaderini değiştirmek . Çocuk ortada kalmasın diye insani duyguyla, çocuğu korumak için yapmış. Doktorun niyeti kötü değil. Ama niyeti ne kadar iyi olsa da, yaptığı iş aldatma ve kandırma oluyor. Kimse kendini Tanrı yerine koyup çocuğun kaderini ailesine danışmadan değiştirmemelidir. Hem etik, hem yasal, hem de sosyal açıdan yanlış bir davranış. Çocuğa ve ailelere yapılmış bir haksızlık bu.
3. Doğrusu ne peki; bence doktor her iki taraftan da birileri ile konuşmalı idi. Belki onların rızalarını alarak bu işi en doğru şekilde yapabilrdi.
Bu arada