sana bir babanın ismini vermeyi istedim birde yiğit adını baban gibi yiğit ol istedim. nasıl ki ben seni biliyorum tanıdığım en dürüst adamsın dediler ona sende onun yolundan git istemiştim. ama şimdi okadar uzakki ismin cismin şeklin ve en kötüsü hayalin bile uzak artık. belki geldiğinde bırakmamalıydım seni dinlemeseydim keşke o kulağımda çınlayan beynimi kemiren binlerce sesi. yapamadım işte olmadı oğlum güçsüzdüm sesim çıkmadı bağırıp haykıramadım canım olduğunu adını bile koyduğumu hayallerimde yüz hatlarını çizdiğimi diyemedim. şimdi af dilesem sende affedebilirmisin senden vazgeçen anneni

Bir malı seçer gibi şuradan onu seçtim. Uzak bir yerdeydi, hiç karşılaşmadık bu yüzden. Ona fotoğraflar gönderdim, o da bana. Birbirimize mektuplar yazdık.
baba... ben nasıl oldum?
baba... madem ölücez, niye doğuyoruz?
baba... allah dünya'dan da mı büyük?
baba... allah, bize kızar mı?
baba... sen niye annemi seviyosun?
baba... aslan oğlun olmasam da, aslan örümcek adam'ın olsam olmaz mı?
baba... ben, annemin karnına nası girdim?
baba... allahı niye göremiyoz?
baba... madem allah görülmez, hissedilir, diyosun da,
ben niye hissetmiyorum?
baba... bana bağırınca da beni seviyosun di mi?
baba... niye işe gidiyosun?
baba... niye kötü şeylerin tadı güzel?
baba... niye okula gidiyoz?
baba... niye benim akülü arabam yok?
baba... benim pipim niye büyüdü?
baba... madem beni seviyosunuz, niye pipimi kestiriyosunuz?
baba... cip almak için çok mu okumak gerek?
baba... niye "bir"e "iki" demiyolar?
baba... ölünce nereye gidiyo insanlar?
baba... ben ölünce de, benim babam olucak mısın?
baba... annemi seviyosan, niye küfrediyosun?
baba... ölmek uyumak gibi mi?
baba... nasıl çok param olucak?
baba... ben ölücek miyim?
baba... sen de ölücek misin, ya annem?
baba... annemin ayağının altına bakınca niye babannemi göremiyom?
baba... annemin eteği eksik mi?
baba... büyüyünce de akrabalarımıza pipimi göstercem mi?
baba... anamın örekesi nerde?
baba... beni hep sevicen di mi?
baba... ben de çocuğumun katili mi olucam "baba" olunca?
Şimdi sizlere farklı bir hikaye anlatacağım. Eminim herkesin yaşadığı veya çevresinden duyduğu bu tür olaylar olmuştur.
Günlerden bir gün eşi ölen dede oğlunun yanına yerleşir, elden ayaktan düşmüştür artık. Bir süre sonra gelin sürekli ona bakmaktan sıkılır. Aynı evde yaşamak istemez. Aslında oğlu da pek istemez ama dedeye acımaktadır. Dedeyi yanlız evin küçük beyefendisi sevmektedir. Dede yemek yerken porselen tabakları kullanamamaktadır. Çevresi alçak olduğundan lokmaları dökmekte ve gelininden bu yüzden azar işitmektedir. Dedenin oğlu çözüm bulmak amacıyla tahtayı oyarak kenarlarını kalınlaştırarak ona basit bir tabak yapar.Ertesi sabah küçük çocuk tahtayı oymaktadır. Annesi oğlum ne oyuyorsun dediğinde "yaşlanacaksın diye tahta tabak yapıyorum" diye yanıtlar. Gerisi sizlere kalmış.
Canım oğlum,


Oedipus Kompleksi ya da karmaşası Sigmund Freud tarafından orataya atılmış, erkek çocuğun annesine aşık olma sürecinin getirisi olarak babasını ortadan kaldırmayı amaçlaması üzerine geliştirilmiş tezdir.
Analık etkisinin güçlü olduğu Anadolu'da en azından bu konuda, freudiyen olmamamız için kör olmamız gerektiğini düşünürüm hep.
Evlilik huzursuzluklarının yüzde bilmem kaçının gelin-kaynana çatışmasında yatması tesadüf müdür? Eşlerinde bulamadıkları sevgi ve ilginin eksikliğini erkek çocuklarında arayan ve bunu kendileri ile paylaşan 'gelin' olgusu ile sürekli bir rekabet ortamında olan, trajik olarak aynısı bu kez kendi oğlu için yapan 'gelin'lerin kısır döngüsüdür tarihin büyük bir bölümü.