Bizim ofiste benim bulunduğum katta iki ayrı departman var. Biri operasyon departmanı, diğeri de satış-pazarlama departmanı. Ben operasyon'dayım. Satış pazarlama departmanı da toplam beş kişi. Sadece biri erkek. Bu bilgilerin ışığında bizim ofiste hem operasyon hem de satış-pazarlama departmanına dahil kaç kişi vardır? Bunların kaçı hem ingilizce hemi de almanca konuşabilmektedir? küme biçiminde gösterin, ama ven olsun, n'oooluuuur laaan. Neyse efenim, bunlar habire klimayı açıp duruyorlar. Bunlar dediğim bayan olanlar, bunlar zaten çoğul, erkek sayısı da bir olduğundan 'bunlar derken bayanları kastediyorum demek' gereksiz bir açıklama olmuş. Neyse o kadar yazdık, şimdi silmeyeyim. Yeyiiiiiim../Cilalı İbo. Bu güzel havalar (ki beni onlar mahvetti, yoksa fetti mi, ne fettisi laaan. fetti ne! Fethi Paşa) da bile 30 derecede çalışıyor klima.

Bu anlamsız ve ürkütücü gümbürtüler başladığından beri yaklaşık 2 hafta geçmişti. Bir akşam evime dönmek için ofisimden ayrılmış 12.nci katta asansörün gelmesini bekliyordum. Aynı gümbürtü dizlerimi sarstı. "Delirmeden bu bina dışında bir yerde iş bulabilsem ne güzel olurdu" diye düşünürken aynı katta bulunan diğer şirketin kapısından yine bir "fazla mesaici" koşa koşa çıkıp "Asansöre yetiştim, neyse ki!" diye yanımda soluklandı. Sonra da hızla geri dönüp şirketine tekrar girerken ve elindeki tıka basa evrakla dolu çantayı savura savura koşuştururken "Lütfen asansörü bekletir misiniz? Bir şeyi kontrol edip hemen döneceğim!" diye ricada bulundu.
Siz en son ne zaman kendi mutluluğunuzu yaşadınız?
Öyle bir ben var ki şuan, burada, çalıştığı ofisteki insanların birbirlerine nasıl bu kadar içten bir 'günaydın' dediklerine şaşırıyor. Kadınlar ne kadar da bakımlı, hoş,heyecan dolu, onları izliyor, şaşırıyor.
Bu mutlu kadınların hepsinin evli olmaları bir tasadüf mü diye düşünüyor. Hepsi sabah sıcacık yataklarından ve mutlu evliliklerinden sıyrılıp işe geliyorlar ve akşam aynı mutlulukları yaşayacaklarını bildikleri evlerine koşuyorlar. Siz de bunları biliyorsunuz çünkü herşey gözünüzün önünde gerçekleşiyor. İşte başka insanların mutluluklarına imrenmek sabahın ilk saatlerinde başlıyor.
Bir diğeri hamiledir ve hergün farklı bir olayı anlatıyor size. Bir gün bebeğin ilk resmini gördüklerini, bir gün cinsiyetinin belli olduğunu vs. Siz bunları yaşarken benim günüm nasıl başlamıştı diye düşünürsünüz. Sabah kimseye bir günaydın bile diyemeden uyandığınız o tuhaf yataktan saçma bir alarm sesiyle kalkıp, monoton bir şekilde yüz yıkar, diş fırçalar, giyinir ve evden çıkarsınız. Etraf darmadağındır. Her gün bu gece evi toplayacağım dersiniz ve o evin yalnızlığı içinde kaybolur gider düşünceleriniz. Ofiste 'haftasonun nasıldı?' diyen patronunuza 'iyi,güzel' demek yerine okkalı bir yalanla 'süper' dersiniz yüreğiniz burkularak. Halbuki ne kadar kötü geçmiştir haftasonunuz. Yalnız,sıkılarak,en kötüsü de SEVGİSİZ. Aslında birini severken onun size uzak durmasını hazmetmeye çalışarak. Siz sürekli o imrendiğiniz mutlulukları yaşamaya çalışırken bunun bir türlü olmamasından daha kötüsü var mı?
O, hazırladığınız şeylerden habersizken size bu kadar kötü davranmaya devam eder. Siz koşturur durursunuz onun yakın zamanda görüpte mutlu olacağını düşündüğünüz süprizi tamamlamak için. Sırf o mutlu olsun diye....Kendi mutluluğunuz zaten yoktur. Gerçekleşeceği zamana kadar beklersiniz. O süre içinde sevgisiz ve mutsuz çok an yaşarsınız. Başkalarının mutluluklarına imrenir durursunuz. Çünkü yalnızken mutlu değilsinizdir, bunu bilirsiniz....

Öte yandan, ofisin diğer bir ucunda zaten obezliğin sınırlarına dayanmış iş arkadaşlarımızdan biri, artık bu fazla mesai hapisliğinin kanıksanmışlığı içinde "Ne yiyoruz arkadaşlar?" diye gelişigüzel sorusunu sorarken zaten kişilerden alacağı cevapları, kimin neyi sipariş edeceğini, sanırım, adı gibi biliyordu.