Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan 3ayak.org'da: "jh engström"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Etiket:

okyanus hakkındaki yazılar:

sadece ön sayfa yazıları gösteriliyor, tümünü görmek için tıklayın
tuttum
23

büyük bir ecza deposu olan okyanuslar

Bugüne kadar sadece karada yaşayan bitki ve hayvanlar sağlık için çalışıyor sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Denizlerden sadece derya kuzuları çıkacak değil ya, biraz da şifa çıksın da, biz de bulalım. Şimdi şöyle sıralansın:

http://flickr.com/photos/renatadiem/35937509/in/set-289715/
http://flickr.com/photos/renatadiem/35937509/in/set-289715/

- Denizlerde yaşayan bazı canlıların iskelet sistemi, bizdeki gibi öyle kemikten değil, kıkırdaktan oluşmuştur. İşte bundan faydalanabiliriz, demek istiyorum. Hazırlanabilecek ilaçlar yaraların çabucak iyileşmesini ve iltihaplanmayı önlemeyi sağlayabilir. Bu güzelliği bize yapabilir evet, çünkü içeriğinde kondroitin bulundurur.

5 ahkam var
tuttum
18

ahtapot

\
ahtapotlar denizlerde yaşayan en esnek canlılar. o kadar esnekler ki, 2-2,5 cm'lik bir delikten geçebilirler. gövdelerinde kılçık, iskelet olmadığı için çok küçük boyutlara büzebilirler kendilerini. ne yazık ki bu hayvanların ömürleri çok kısadır. ömürlerinin kısalığının nedeni de çiftleştikten sonra uzun süre beslenmemeleridir; erkekler çok kısa süre içinde, dişiler ise yumurtladıktan çok kısa süre sonra ölürler. dişilerin ömrü erkeklerin ömründen daha uzundur.

çiftleşmeleri de ilginçtir. ahtapotlar sürüngenlerin kuyruklarını bıraktıkları gibi kollarını bırakkabilirler. erkekler cinsel organ olarak kullandıkları kolu dişinin içine bırakır ve giderler. dişi bu spermleri içinde çok uzun süre canlı olarak saklayabilir. bu arada da kendi yumurtalarını olgunlaştırır. (bazıları 200.000 yumurta kadar) yumurtlar ve kısa süre sonra da ölür.

15 ahkam var
tuttum
37

Ben de bir tur binebilir miyim?

Eğer denizden korkuyorsanız ya da deniz tutuyorsa bu cümleden sonra bu yazıdan ayrılın, zira bir sonraki paragrafta okyanusa açılacağız.

Dünyayı bir yelkenliyle gezmek benim çocukluk hayalimdir. Ne güzel geliyor değil mi kulağa? Dünyayı gezmek, yelkenliyle! Evet güzeldir ve güzelliğinin en önemli besini ulaşılmazlığıdır. Para, zaman, bilgi, hazırlık, form, cesaret ve sabır ister öncelikle. Ya tekne? Bu gezi için gerekli tekne aslında genellikle tahmin edilenden çok daha düşük maliyetlerle elde edilebilir, lüksünüz ve emniyet skalanız arttıkça maliyet büyür. Elbette Rahmi Koç gibi özel doktorunun, aşçısının, tecrübeli bir kaptanın da içinde bulunduğu ciddi ekip ve Nazenin 4 gibi saray yavrusu bir tekne ile öyle kafanıza esen şehirlerden uçakla memlekete sıkça gelerek yapılan bir gezi değil bahsettiğim. Gerçi dünya turu atan Türkiyeli tekne sayısı bilinen kayıtlarla sadece yedi adet olduğu için, sekizinci tekne olarak tarihe de geçecek Nazenin 4.

28 ahkam var
tuttum
0

adam okyanusu yuttu...

Adam Okyanusu Yuttu



Derinlik Sarhosluğu'nu seyredip etkilenmemiş birisi var mıdır? Elbette vardır ama ben kesinlikle onlardan değilim. Filmden çıktığımda deniz suyunun ısıran serinliğini, tuzunun yakıcılığını, en müthişi de derinliğin sarhoşluğunu üstümde hissediyordum.

Yıllar sonra denizin dibini keşfettiğim zaman hissettiğim sarhoşluktan pek farklı değildi bu. Dipte, belli bir derinlikte insanın çiçek toplayası, dans edesi, melankolik şarkılar söyleyesi geliyor. Balıkların neden sersem sersem dolaştıklarını anlayabiliyorum. Dip o garip büyüsünün içine alıveriyor tüm canlıları. Dipte vurgun yemiş ve hayatları karada yatağa bağlı geçen felçli insanların suda tekrar hayat bulduklarını ilk öğrendiğimde dehşete düşmüştüm. Deniz, onlardan aldığı canı onlara geri veriyordu. Sanki böylece sadece Ona ait olduklarını,Onun esiri olduklarını gösteriyordu. Ve o insanlar tekrar dibe kavuşacakları günü sabırsızlıkla bekliyorlardı, çünkü hayat onlar için sadece dipte vardı. Alan ve geri verenin kaynağının aynı olması nasıl da etkiliyor insanı...Denizin gücünü hissetmek, dalgalarından kaçmamak, dibinde boğulmamak, denizden korkmak ama yine de içine atlamak hayatin ta kendisi gibi. Son derece basit Freud'cu bir kişilik testi vardır: bir kelime söylenir ve ne çağrıştırdığı sorulur. Basit olmasına rağmen son derece isabetli sonuçlar çıkar. Bu test de deniz hayatı simgeler, yani deniz için söylenen her şey aslında kişinin hayatı anlatmasıdır. Cam cinselliği, duvar olumu simgeler... Düşünüyorum da hayatı simgeleyecek denizden başka bir şey bulamıyorum. İşin garibi aslında hayata bağlı olduğumu, onu hem ürkütücü hem de inanılmaz çekici bulduğumu da deniz sayesinde anlayabildim. Galiba en çekici tarafı da bu: hem korkutmak hem haz vermek.''İhtiyar Adam ve Deniz'' bu ikili mücadelenin, insan ihtirasının ve yaşamla verdiği emsalsiz kavganın belki de en sade ama aynı zamanda en vurucu anlatımı olduğu için etkiler okuyanı. Bir rüya dinledim. Anlatan hala etkisindeydi, gözleri fal taşı gibi açık anlatıyordu : Kocaman ağzının içinde denizi taşıyan bir adam vardı, dalgaların sesini bile işitebiliyordum, ağzında dalgaları görebiliyordum, arkadan bir ses ise söyle diyordu 'Adam okyanusu yuttu'.'' Bu rüyanın ne anlama gelebileceğini çok düşündüm. O kadar fazla şey ifade ediyordu ki anlamda boğulmaktansa sihrinde kaybolmayı tercih ettim. Ama dinlediğim başka bir deniz rüyasında simge çok daha canlıydı. Rüya bir gece vakti güzel kumsalda geçiyordu. Anlatan hiçbir zaman olmadığı kadar sık bir şekilde deniz kenarında verilen bir davete katılmıştır. İnsanlar keyifli bir gece geçirmektedirler. Derken denize girme fikri ortaya çıkar. Durgun denize doğru mutlulukla yürüyen kadın elini suya sokar, eğer sıcaksa mutlaka girecektir. Elini sığ suya soktuğu anda aslında bunun ne zannedildiği gibi sığ ne de göründüğü kadar masum ve zararsız olmadığını fark eder. O, karanlık ve derinliğinde insanı yutmaya hazır beklemektedir. Denizin bilinci vardır ve bu açıkça anlaşılmaktadır. Tıpkı hayatlarımızda olduğu gibi, dibinde kaybolabileceğimizi bile bile kendimizi içine bıraktığımız derinlik... Denizi hic görmemiş bir insanın o ilk karşılaşmada hissettiği heyecanı yaşamadım çünkü ben neredeyse denizde doğdum. Ama okyanusun kenarinda durmanin ve açıklara doğru dalıp gitmenin verdiği heyacanı tattım. Ve birçok insan gibi sıkıntımı deniz kenarında iyot kokusuyla attım. Hayatta anlamlı bir şey aradığım zaman ilk gördüğüm oldu deniz. Balıkçıları seyretmeyi sevdim. Filmlerde ihtiyar deniz adamlarının sade bilgelikleriyle hayatın ince felsefesini yaparken kelimelerindeki olgun duyarlılığı sevdim. Gemileri yutan, kentleri sular altinda bırakan mitolojik deniz canavarlarını bile sevdim ben çünkü onlar denize aitti. Tıpkı benim gibi.Ben içine girebildiğim, dibine inebildiğim, korktuğum ama vazgeçemediğim,tutkuyla bağlanabildiğim şeyi, Denizi seviyorum. Ben denizde hayat buluyorum,başka hiçbir yerde bulamadığım bir yudum hayatı...

1 ahkam var

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu