Genel olarak yaşantımıza baktığımızda hepimiz doğar, kısa bir süre sonra okula gider ve çeşitli kabullenilmiş doğrular üzerine yetiştiriliriz. Şöyleki, çevremizde gördüğümüz yaşam örnekleri çerçevesinde, genellikle her insan iyi para kazanıp, iyi bir işte çalışmayı ve bulduğu eşiyle mutlu bir hayat yaşamayı seçer.
Kabullenilmiş doğrular ?
2+2 ' nin 555' e eşit olduğu hiç aklımıza gelmez. Evrensel bir eşitlik olan "2+2=4" ise bütün Dünya' da aynı şekilde değerlendirilir fakat onur, haysiyet, şeref, namus gibi kavramlar hemen hemen hepimiz yani biz Türkler için aynı çağrışımları yapsada toplumdan topluma değişen bu kavramların insanlar üzerindeki etkileride çok farklı olabilmektedir.
Bu yazıda dostlar, yaratılmışların en şereflisi "insan" ile hakaretlerimizde en başta söylediğimiz "öküz" arasında bir mukayese yapalım istedim.
Öküzler…
Kendine, yaratılmışların en şereflisi olma payesi verilmiş insanoğlu, bireysel dünyasını oluşturan yapısallık içinde kaldıkça, sınırsız bir davranış özgürlüğüne sahiptir. İstediğini düşünmekte hür, çevreye zarardan arınmış eylemlerinde bağımsızdır.
Fakat toplum önderliğine soyunduğu an; onun kişisel keyif yaşamından ve bireysel davranış özgürlüğünden vazgeçmek zorunluluğu ortaya çıkar. Örneğin; şahsi hayatını sürdürürken, istediğini sevebilme serbestliği, toplum yöneticisi olduğu zaman; tüm yurttaşlarını,ayrımsız kucaklama mecburiyetine dönüşür.
Özetlersek yöneticilik; büyük bir ÖZVERİ oyunudur; toplumsallığı becerebilen oynar, hala kendi düşlerini sevme
bağımlılığı devam edenler ise, yönetememenin silikliği içinde yokluğa mahkum olurlar."İsteyici olmamak, yalnız teklif edileni kabullenmeki" kuralı; insanımızın, DEVLET ADAMI olmak için
koyduğu önemli bir ayıraçtı. Asırlarca sürdü bu gelenek. Devlet kapısından ikbale uzanmak, kişisel istekten çok, halkın ve toplum büyüklerinin teklifleri ile gerçekleşirdi. Önüne makam sunulan kişi, görgüsüzlük hırsının verdiği "acüllükle"
dilek üstüne atlayıp, hemence, "OLUR" demez, öncelikle; "benden daha iyisi vardır, benden hayırlısı, daha uygunu bulunur" mazeretini ortaya koyardı. Açlıktan ölüm noktasına gelse bile, başkalarından ekmek dilenmeme milletimizin bir ONUR anıtıydı böylesi davranışlar.


Seppuku’dan önce intihar edecek kişi banyo yapar, en sevdiği yemeği yer ve beyaz bir kimono giydikten sonra, sapı genellikle bir kumaşla süslenmiş, Tanto adı verilen bıçağı önüne koyarak bir ölüm şiiri yazar.