Dün bir filim izledim. Binyediyüzlü yillari anlatiyordu.. Araba yok, Atarabalari ile yolculuk yapiliyor. Savaslar bilek gücü ile, kilinclar kalkanlarla yapiliyor. Camasir, bulasik makinesi hic yok, elleri ile yikiyorlar. Firin, ütü, elektirik süpürgesi, fön, kahve makinesi, mikrovelle, radyo, telefon, tv, pc, vs.vs. hic yok...

Düsündüm de; galiba biz onlara göre cennette yasiyoruz. Bir elimiz yagda bir elimiz balda. Düsünün bi kere; bu saydiklarima ek olarak bir de en önemlisi elektrik yok...
1830 dan sonra, harp tazminatı meselesini görüşmek üzere Rusya’ya gönderilen Halil Rıfat Paşa İstanbul’a döner dönmez “ Devlet-i Aliye'nin yaşaması için , Garb-ı taklit etmekten başka çaremiz yok “ demişti... Rıfat Paşanın , o dönemin koşullarında böyle bir telkinde bulunması olağan sayılabilirdi elbette...
Cumhuriyetle birlikte yeni Türk Devleti , Batıyla olan ilişkilerini geliştirme yoluna giderek çeşitli ittifakların içine girdi. Zaman içinde , bugünkü adıyla Avrupa Birliği Projesi de Türkiye’nin gündeminde en önemli yerini aldı...