
içildiğinde ekşimsi bir tat bırakan, boğazımızı yakan bu bitki asırlardır hayatımızda.
gibi türkiye'de bulunan türlerin latince anlamlarına ya da ne işe yaradıklarına hiç girmek istemem, nasıl olsa 3-5 ağacın bulunduğu her yerde karşılaşılır.
önemli olan bu kadar masit bir bitki nasıl oluyorda bizi çileden çıkaran hastalıkları bir anda söküp atıyor. Bu yazıyı yazarken boğazımda ıhlamurun bıraktıgı pütürlü tat aklıma geliyor...

...insan denen hayvanın ilk ikisi dünyaya düştüler. Adem ile Havva.
İlk günlerinde elma olayı yüzünden birbirlerini biraz suçladılar, küs kaldılar. Konuşmadılar birbirleriyle. Başladılar gezinmeye. Dolandıkça anladılar ki mekan şahane, çiçek, böcek, kuş, et, süt, yumurta, ortalık yemyeşil. Bu vesileyle neşeleri yerine geldi. Çevrede, ortamın güzelliğini paylaşacak bir insanevladı bulamayınca barışmaya karar verdiler. Havva parmaklarını birleştirip küs yaptı, Adem bozdu. Başladılar sevişmeye.
Çocuk yaptılar. Çocukları da çocuk yaptı. Ortalık çocuktan geçilmez oldu, safi sübyan doldu.
Bu çocuklar geliştikçe düşündüler, düşüncelerini paylaştılar. Etrafı daha bir yakından incelediler, bir tanesi dediki; biz bu etrafımızdaki mahlukatların alayından daha zekiyiz, farkettiğiniz üzere bunlar konuşamıyor bile, demekki biz buraların efendisiyiz, çiçek böcek hayvanat ne varsa hepsi bizimdir. Diğerleri onayladılar ve böylelikle bu nesilden itibaren insanoğlunun götü bir nebze daha arşa yaklaşmış oldu.
İleride pisboğazlar doğdu, dediler ki, madem çiçek böcek binbirtürlü mahlukat bizimdir, yeriz lan biz bunları.
Mucit nesil geldi, hacı ateş versene diyene ateşi buldu. Ayağımızı yerden kessin yeter diyene tekerlek icat etti. Amcaoğlunun düğününde havaya atmak için, taşı oduna bağladı silah yaptı. Böyle böyle yaşarlarken sevişmeyide ihmal etmediler. Canı sıkılan etraftaki güzelliğe bakıp galyana gelen tuttuğunu zitti, yeni yeni nesiller doğdu. Her nesil bir öncekinden daha sivri zekalı oldu.
Gün geldi, mekana sığamaz oldular, sıkış tıkış yaşar oldular, yine bir sivri zekalı fikir ve düşünce hareketlerinde bulunmayı uygun gördü (pisboğazlar akımını başlatan düşünürün sekizinci göbekten torunu). Bir gün sıkış tıkış otururlarken çıkıp dedi ki; biz böyle göt göte yaşıyoruz ama gözünü sevdimin dünyası dev gibi be kardeşim! ağaç desen bol, yemek desen bol. Ben şimdi şu arka taraftaki ağaçları kırpsam onların yerine bizim ortanca oğlana bir ev diksem ne de şahane olur, yaşar giderler refah içinde, ve yaptıda.
Bunu gören diğerleri de başladılar ağacı çalıyı budamaya. El birliğiyle ormanın, yeşilin anasını zittiler. Şehir kurdular kendilerine.
Şehirli olmalarıyla birlikte makadları iyice havalara uzandı, yer ile doksan derece açı yaptı. İsimlerini modern koydular, hayvanı ormanı beğenmez oldular. Kıçı açıkta kalmış orman hayvanları mecburen şehir içinde dolanmaya başlayınca, onları da, sittirin gidin lan burdan gerizekalı orman hayvanları biz burda modern modern yaşıyıcaz diyerek, tekmelediler (günümüzdeki kedi tekmeleme vakalarının ilkleri bu tarihte görülmüştür).
Bir süre sonra, üzerinde pürüzler bulunan dünyayı düzleştirip, yerine birşeyler inşa etme fikrinin de boku çıkartıldı. Ev yapalım diyenler, otopark yapalım, golf sahası yapalım... demeye başladılar. Yusyuvarlak yaptılar gezegeni, çentik bırakmadılar üzerinde.
Ne yaptıklarını sonlara doğru farkeder oldular, bu seferde modern-duyarlılar peydah oldu, kesmeyin lan ağaçları şerefsizler, rahat bırakın hayvanatı onlarında canı var, tavrını benimseyerek günah çıkartma yoluna gittiler. Bir öncekilere bok attılar. Kar etmedi.
Hepsini yaparken sevişmekten kimse kopamadı, dünya üzerinde bir insanevladı olsun sevişmeden/çoğalmadan duramadı. Yavaş yavaş başlara döndüler, yine göt göte yaşar oldular. Ardından yaşayamaz oldular. Su kalmadı, ağaç kalmadı, hayvanat kalmadı, dünya kalmadı ne varsa tükendi. İnsanlar da tükendi, ölüp gittiler.
Milyonlarca yıl geçti, hava temizlendi, etraf ağaç doldu, binbir türlü börtü böcük hayvanat türedi, ortam yine şahane oldu.

Uzun ve sağlıklı yaşamın olmazsa olmazlarından olan sebzeler ve besleyici otlar familyasından olan arap saçını ismine ve ilk görüntüsüne bakıp çekinerek, almamazlık etmeyin. Zira birçok pazarda rastlayacağınız bir ot değildir. Özel olarak Ege Bölgesi'nden getirilip yurdumuzun çeşitli şehirlerinde satışa çıkarılır. Çabuk tüketilmesi gerekir. Yemeğini yaparken deniz tuzu kullanılması lezzetine lezzet katar.
İkinci dünya savaşı sırasında Almanya’nın en çok bombalanan şehri olan Köln’ü görmek gibi bir inadım hiç yoktu. Köln hakkında daha önce duyduklarım zaten büyük kilisesi hariç görülecek pek de bir tarafının olmadığı üzerineydi. O kilise de tren istasyonundan çıkar çıkmaz yağmurun altında tam karşımda duruyordu… Velhasıl benim için Köln geldiğim anda bitmişti. Köln’e gelişimin asıl nedeni, beş yıldır Belçika’da Gent yakınlarında yaşayan çocukluk arkadaşımla yaptığımız plandı.
Amerika sınırına çok yakın bir Meksika kasabası.Welcome to Tijuna. Artık özgürlükler ülkesi Amerikada değilsiniz.Bu kasabada garip bir şeyler var. Tequila, sexo, marijuana. Artık polisin dikkatini çekebilmek için sokak ortasında buram buram esrar kokan bir sigara ile yürümeniz yeterli olmayacaktır. Hayat kadıları ve ucuza satılan içki çeşitleri.Polisin görev ve yetkilerinin duruma göre değiştiği belkide tek yer.Özgürlük arayan arkadaşlar için tijuana kasabası bire bir.
Türkiye daha doğrusu Özal döneminde yaratılmak istenen Türkiye iyisi ile kötüsü ile mübdelası, tecavüzcüsü, gaspçısı ile küçük bir kopya Amerika.Ve o dönem yetişen gençlikte canı sıkıldığında özgürce uyuşturucu kullanabileceği küçük yerli bir Tijuana kasabası aradı Anadolu topraklarında ve her şehirde özellikle İzmir, Ankara,ve İstanbul gibi büyük yerleşim alanlarında zaten mevcut olan gecekondu mahallelerini Tijuna kasabası gibi algılayıp giriş çıkışları yoğunlaştırdı.