
Saatime bakıyorum. Uçağın bir saat önce alana indi. Tahminlerime göre birazdan burada olacaksın. Önceden rezerve ettiğin otelin karşısındaki otoparktayım. Aracın yanındaki çalılığın üzerine tünemiş birkaç serçenin cıvıltısından başka bir şey duymuyorum. Araç soğuk. Çok soğuk. Öyle ki parmak uçlarım sızlıyor. Yine de sen gelene kadar böyle bekleyeceğim. Bu sızı kalbimin sızısını bastırıyor. Anlayacağın bana iyi geliyor. Etrafın grisi, sisi ve pusunun, şu an bana içimdeki pastel tonlarını almış renklerden daha iyi geldiği gibi. Duygularımın üzerini sanki kalın bir toz tabakası kaplamış. İçimden birine dahi dokunmak gelmiyor. Artık gerçeğin acı ve yalın halini seviyorum. Senin evden bir yolculuğa çıkar gibi gittiğin gün, bu ilişkinin sürüncemede kalmış halini düşünürsek, daha kabul edilebilir en azından!
Üzerindeki yorganı sanki bir ayıyla boğuşuyormuş gibi güç bela açarken nefes nefese kalmıştı yine. Güçlükle doğruldu yataktan. Dizleri, ah o kopasıca dizleri… Nasıl da sızlıyordu namussuzlar. Rutubetten sıvaları çatlamış, duvarları yosun tutmuş bu köhne otel odasında iyice azmıştı romatizması. Ama başını sokacak bir çatısı olduğuna şükretmekten başka da ne yapabilirdi ki. Yedi yüz elli lira emekli maaşı ile Hilton’da kalacak hali de yoktu zaten! Yatağının başucundaki sedef kakmalı, eski bir dosttan hatıra olan bastonuna uzandı. Yetmiş sekiz yılın yorgunluğuna artık isyan eden dizlerinin üzerinde güçlükle doğruldu ve her sabah yaptığı gibi, o berbat odadaki en sevdiği eşyası olan, camın önündeki pejmürde koltuğa atıverdi kendini. Tam o sırada kapı çalınmıştı; tık, tık, tık… Kapı sesini duymasıyla içindeki umut kırıntıları birden çoşkun bir sel gibi dışarı taştı. O mu gelmişti yoksa?Sonunda arayıp bulmuş muydu kendisini? On beş yıl, tam on beş yıl sonra gelmiş miydi yoksa?Olabilir miydi? Bu bir anlık umudu otelin temizlikçisi Neriman’ın tiz sesi boğmuştu yine.

Ağustos, kirli bir ay. Daha yarılanmadı bile üstelik.
Tatil dediğiniz muazzam bir şey. Ağustosun ortasında da aralık ayının sonunda da. Geçen yıl, iznim aralık ayına rastlamıştı. Bir haftasını Antalya’da beş yıldızlı bir otelde geçirmeye karar vermiştik arkadaşımla. Sancılı süreç: Telefonlar, rezervasyon numaraları, havaleler, biletler, faturalar …

Görünüşünden etkilenerek Queen Elizabeth’te karar kılmıştık. Güzel cümlelerle andığım yedi gün kaldı geriye …
Ankara'ya gidip orada ailesiyle tanışma, aile oluşturma hayalleri dibe vurunca yeni hayaller oluşturuldu hemen yaşamlarında, yaza kadar bir şekilde hayatta kalınacak yazın burada iş bulan Zafer doğacak olan bebeği ve küçük kadınınla hayat kuracaktı.
Artık iş hesap sormayı geçmişti, kime ne hesap soracaktı, beni uzman çavuşum, babam milletvekili dedin onların yalan olduğu yetmiyormuş gibi beş parasız ve gidecek yeri olmayan bir asalak mışsın nasıl diyebilirdi. Şimdi her ikisi de asalaktı işleri, paraları, evleri yoktu, Sebahattin abiden başka dostları yoktu, burası Bodrum, Marmaris gibi kış mevsiminde de çalışılabilecek bir yer değildi, burada kışın in cin top oynuyordu.
Sebahattin'le tanışması dönüm noktası oldu böcek için ,artık bir abisi vardı, ufak tefek, oyuzlu yaşlardaki,çulsuz ve parasız bu adam herkesi tanıyor her işi beceriyordu ve sanki uçkuru yoktu.
Hayat böceği işsiz güçsüz, parasız ama asla aç kalmayan herkesi tanıyan bu abisiyle vakit geçiriyor, karnını doyuruyordu. Bazen Sebahattin'in bahçesindeki çadırda kalıyor bazen onun ailesinin evine gidiyordu, kış geldiği için Side'de yaşam zorlaşmıştı, kalabalık bittiği için yalnız bir genç kız çok daha fazla dikkat çekiyordu, parasız,pulsuz,kimsesizler kışın tenhalıgında hemen aç kurtların avı haline gelebiliyordu.
Yazı ortalamak üzereyiz , herkeslerde bir haller tatile gidenler, tatilden dönenler, hazırlananlar, yer bulamayanlar ,tatile çıkamayan benim gibi acınası İstanbul bekçileri. Ben tatile tatil mi derim, ben çıkmadıkça.
Evet tatil zamanı tatilden konuşalım ben çıkamayacak gibiyim tatile, ablamız gitti geldi, kızım bile gitti yarın dönecek ama ben hala kukumca kuşu gibi duruyorum ve duracağım. Tatile çıkmama sebeplerim arasında pek çok şey var mesela evde birkaçyüz litrelik akvaryum ve melum balıkları bunlardan biri , onları kime emanet ederiz, konu komşuyla henüz çok fazla tanışılması zaten apartman dolmadı bile tek tük taşınanlar yeni yeni. Bende tatil yazıları yazarak tatmin olayım diye düşündüm.


Türkiye'de Tatil Blog Yapısı
Blog sisteminin İnternet hayatımıza girmesi ile beraber bir çok alanda farklı bloglar karşımıza çıkmaya başladı.
Blogların en fazla olduğu alanlardan biriside tahmin edilebildiği gibi tatil sektörüdür. Tatil Blog yapısı ile karşımıza yüzlerce web sitesi çıkmaktadır. Sizlere en popüler bir kaçını hakkında bilgiler verelim
Tatilde.org - Tatilde | Tatil Blog
Ege bölgesi seyri ile günlük notlar tutulması ile başlanan okuması ve seyri zevkli orjinal fotoğraf ve videolar ile bezeli genel Türkiye tatil blog sistemi.

sessiz sedasız cem adrian’ın yeni albümü çıktı: emir. bu kez daha zor şarkılar yapmış adrian. ilk iki albümünde olduğu üzere bir seferde dinleyip-kavrayıp-bir köşeye koyamıyorsunuz. her şarkısını tekrar tekrar dinlemek gerekiyor özümsemek için. essentials volume.1 albümünün üstünden pek vakit geçmeden emir’le geri dönmesi sevindirici. sesini daha da özgür bırakmış, şarkılarının kurgusu daha bir esnek olmuş. hala adrian’ı hiç dinlemediyseniz; emir, iyi bir başlangıç olacaktır.