Dün hepimizin bildigi üzere yerel seçim günüydü, kiminin deyimiyle, demokrasi şöleni, kimine göre demokratik sınav falan fişman. Yani dün demokratik hakkımızı kullanarak oy kullandık, her seçimde olan stres bu seçim yine tepemizdeydi seçimlerden önce, yıllar önce eşimin dayısı eşimin haberi olmadan saadet partisine üye yaptırmış, her seçim bizim haberimiz olmadan eşimi müşahit olarak görevlendiriyorlar, eşim her seferinde kıyameti koparıyor, hep evde bir stres, ısrarla rica ettigimiz halde hep müşahit. Ya adam müsait mi değil mi? hasta mı? misafiri mi var gün öncesinden sorulmaz mı, 2004 seçimlerinde eşim hususi oy kullanmadı bu yüzden, 2007 de ise oy kullanmaya gittik eşimi zaptettiler, siz müşahitsiniz diye aynı şekilde kuzenini de, eşimi tuvalete diye kaçırdık okuldan.
Bu yıl yine aynı şey olacak diye gün öncesinden annesine sataşmaya başladı, abinin yüzünden müşahit diye beni tutarlarsa olay çıkarırım falan diye, hele ki Saadet Partisine adamın zaten tahammülü yok iyice çıldırıyor.Ama çözümü bulmuştuk, seçimin bitmesine az zaman kala gidersek müşahite falan ihtiyaç kalmayacaktı, yaşasın ne akıllı vatandaşlardık biz öyle.

Yerel seçimler yaklaşırken, bugüne kadar gözardı edilen ve çok kısa bir süre önce açıklanan bir karar oldu: Cüzdanlarında T.C. kimlik nosu olmayan seçmenler oy hakkını kullanmayacaktı. Yüksek Seçim Kurulu'nun bu kararı açıklamasıyla beraber Nüfus Daireleri haftasonu da çalışmaya başladı. Seçimlere günler kala yaşanan bu karmaşa beni yıllar önce seçimlerde yaşanan ve birçok kişinin bilmediği bir kanuna götürdü. Şimdi gerilere gidiyoruz; Demokrat Parti'nin kuruluşuna...

“ Seçim de yaklaştı! Bir vatandaş olarak soruyorum size: “Kaçımız Afşin’in Keçisi olmuş sandık başına gidiyoruz …
Oy atmaya mı yoksa kendimizi oynatmaya mı BU KADAR KOŞULLAN MIŞIZ? ”
AFŞİN’İN KEÇİSİ
“ Bir zamanlar Afşin adında muhterem bir kişi varmış. Yaşamını idame ettiği medresede eğitim vermek isteyince ahaliye haber salmış. Okuma-yazmaya istekli çoluk çocuk, yaşlı genç demeden herkesi medresesine çağırmış. Günler geçmiş, gelen giden olmamış. Bakmış bu böyle olmayacak: beslediği bir keçisi varmış, onu ahırından çıkarıp boynuna geçirdiği iple medreseye getirmiş ve karşısına aldığı keçiye başlamış tüm bildiklerini anlatmaya. İş bu ya her anlattığı bilgiden sonra keçiye anlayıp anlamadığını soruyor ve anladığını görmek için bir eliyle tuttuğu ipi çekiyormuş. Böylelikle keçi başını sallıyor ve Afşin de keyifleniyor ipin ucunun elinde olduğunu unutuyormuş. Gel zaman git zaman günler böyle geçmiş. Afşin anlatmaya devam etmiş, keçi de dinlemeye…Artık yapmak istediği şey öyle bir hal almış ki keçi ipi çekmeye gerek kalmadan her söylenene başını sallıyormuş. “
Bu hikayenin sonunu siz tamamlamak ister misiniz?