Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan bildirgec.org'da: "state of the twittersphere - haziran 2009 (bir twitter raporu)"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Etiket:

para hakkındaki yazılar:

sadece ön sayfa yazıları gösteriliyor, tümünü görmek için tıklayın
tuttum
31

Dyatlov Geçidi'nin Esrarı - 2

Bir önceki yazının sizleri meraklandırdığını biliyorum, ancak emin olun Rus polisi de son dört cesetten sonra en az sizler kadar meraklanmıştı. Hastalığından dolayı geride kalan grubun 10. üyesi Yury Yudin şöyle diyordu; "Eğer Tanrı'ya tek bir soru sorma şansım olsaydı bu ‘O gece arkadaşlarıma ne oldu?’ olurdu."

Yury Yudin
Yury Yudin

Araştırma kapsamında ilk keşifte bulunan günlükler ve amatör video kayıtları incelendiğinde (Blair Witch? Cloverfield? REC? Noroi?) ortaya çıkar ki, grup 31 Ocak günü dağlık araziye varmış ve tırmanışa hazırlanmıştır. Dönüş için yiyecek ve ekipmanları için ormanlık alanda bir stok çadırı kurduktan sonra 1 Şubat'ta tırmanışlarına başlarlar. Hesaplarına göre 1 günde tırmanışı bitirip ertesi gece kampı öteki tarafta kuracaklardır. Ne var ki giderek sertleşen hava, kar fırtınaları ve azalan görüş mesafesi bir şekilde onları hedefleri olan Otorten Dağı yerine Mansi dilinde "Ölüm Dağı" anlamına gelen Kholat Syakhl'a götürür. Dağın ismi hariç buraya kadar yaşananlarda pek olağandışı bir durum yok. Kampta bulunanlar buradan sonra ne yaşadıklarına dair bir ipucu vermiyor.

24 ahkam var
tuttum
32

Dyatlov Geçidi'nin Esrarı - 1

Şimdiden uyarmak lazım, yazı biraz ürkütücü. Korku filmlerinde işlenen "vahşi doğanın kucağında bilinmeyen varlıklarla mücadele eden gençler" temasının gerçek yaşamdaki bir örneğine tanık olacağız. Bir grup kayakçı, Ural Dağları'nda geziye çıkarlar ancak esrarengiz bir dizi olay onları deliliğin sınırlarına ve ölüme sürükler. Gerilim filmi konusu gibi duruyor değil mi? Ama bir zamanlar Rusya'yı çalkalayan ve sonradan unutulan bu olay gerçek.

Igor Dyatlov,  Zinaida Kolmogorova,  Lyudmila Dubinina,  Alexander Kolevatov,  Rustem Slobodin,  Georgyi Krivonischenko,  Yuri Doroshenko,  Nicolas Thibeaux-Brignollel,  Alexander Zolotarev. Yolculuktan önce.
Igor Dyatlov, Zinaida Kolmogorova, Lyudmila Dubinina, Alexander Kolevatov, Rustem Slobodin, Georgyi Krivonischenko, Yuri Doroshenko, Nicolas Thibeaux-Brignollel, Alexander Zolotarev. Yolculuktan önce.

27 Ocak 1959 günü Sovyet Rusya'da dokuz genç kayakçı Ural Dağları'nın uçsuz bucaksız eteklerinde 2 haftalık bir tırmanış ve kayak gezisi için yola çıktılar. Aslında 10 kişiydiler ancak bir tanesi sağlık problemleri yüzünden son anda geride kalınca yola 2 kadın 7 erkek çıktılar.

32 ahkam var
tuttum
30

Süpermarketler -2

Geçen yazıda kısa bir giriş yapmış, paranın ve matematiğin alışveriş olgusundaki yerine değinmiştim. Yine o yazıda söylediğim gibi başlarda belirli periyotlarda –ki bu hafta kavramının da ortaya çıkış sebeplerinden bir tanesiydi, insanlar ürettiklerini (veya avladıklarını) pazar yerine getirirler burada takas ederler ya da satarlardı. Fakat paranın tatlı kokusundan (sanırım güzel bir oksimoron oldu..) olsa gerek bir süre sonra insanlar pazar yerini hergün kurmanın menfaatlerine daha bir uygun olduğunu düşünmeye başladılar.

-bugünlerde de herkes uzmanlaşıyor-
-bugünlerde de herkes uzmanlaşıyor-

Ne var ki, asırlar sonra kuantum mekaniğinin babalarından Heisenberg’in de ortaya koyacağı belirsizlik ilkesi gereği, insanlar aynı anda iki yerde birden bulunamazlardı. Dolayısıyla hem tarlada veya avlakta hem de tezgahın başında olamayacakları için insanlık yeni bir kavramla tanışmak durumunda kaldı: uzmanlaşma! Filozof katili bu terim sayesinde insanlar başlarda masumane iş bölümleriyle (kocanın avlayıp eşinin satması gibi..), biraz daha ileride ise yaptıkları işlerin erbabları olarak bugünkü uzun çarşılarımızın ilk tıfıl örneklerini oluşturmaya başlamışlardı.

Chicago’da Büyük Pazar, 1865
Chicago’da Büyük Pazar, 1865

Özellikle konar-göçerlik zamanlarında bireyin (veya iyimser bir ifadeyle kabilesinin) şahsi zorunluluğu olan zanaat bilme durumu, hayatta kalabilmek için başlıca yükümlülüktü. Nitekim avladıkları hayvanlardan matara yapamasaydılar yeniden avlanmak için su kaynağından uzaklaşamazlar, kili işleyemeseler yiyeceklerini kötü zamanlar için stoklayamazlar, çemberi tamamlamak için ekleyelim, madeni kullanamasalar avlanamazlardı. Şüphesiz bütün bu malzemeleri takas ederek de bulabilirlerdi. Fakat Ademoğlu, kendi cinsini yoktan yere öldürebilen yegane varlık olduğundan mı bilinmez, takas için yüzyüze gelmektense kendi üretmeyi yeğliyordu. Her nasılsa, zaman içinde ve bir noktaya kadar bu güdüsünü törpülemiş, ve toplum içinde yaşamanın avantajları baskın geldiğinde olmazsa olmaz bu edinimleri unutmaya başlamıştı (bugüne bir not, bkz. ampül takamayan elektrik mühendisi). Aynı şekilde ziraat ve ava istidadı olmayan zanaatkarların da kendi tezgahlarını açmasıyla bugüne kadar süregelen pazar ve çarşı uygulaması başlamış oldu.

3 ahkam var
tuttum
30

Süpermarketler -1

Eşyayı takas etmek insanoğlunun en eski eylemlerinden biridir. Adem oğlunun avcı-toplayıcı düzeninden beri insanlar bulamadıkları eksiklerini başkalarıyla trampa ederek tamamlamaya çalışmışlardır. Tarihi çok eski olan bu kavram ayrıca insanoğlunun nasıl bir iktisadi yaratık olduğunu da gözler önüne serer. Mesela İngilizcede ‘barter’ (1592) dediğimiz takas kelimesi Eski Fransızca’daki ‘barater’ (1373) sözcüğünden, onun da Kelt dilindeki ‘brath’dan geldiği sanılmaktadır. İşin enteresan tarafı, bu sözcüğün değişmeden bugün İrlandaca’da da (modern Kelt dili’nde) kullanıldığı ve hainlik veya sahtecilik anlamına geldiğidir.

\

Bu noktada iki çıkarım yapılabilir. Birincisi, ticarette kurnazlığın Anglo-Sakson kökenli olduğudur; ki bu da bugün Birleşik Krallığın neden dünya finans piyasasını elinde tuttuğunu açıklamaya yardımcı olur. İkincisi ise, ‘barater’de olduğu gibi kelimeyi kanıksayan milletlerin sözcüğün anlamında bir değişikliğe gitmediğidir. Yine bu da, sadece İngilizlerin değil bütün insanlığın açıkgözlülüğünün göstergesidir.

yaklaşık 2,4 m. çapındaki Yap Parası (bozdur bozdur harca..)
yaklaşık 2,4 m. çapındaki Yap Parası (bozdur bozdur harca..)

15 ahkam var
tuttum
6

Hitler ve Türkiye üzerine

\illus: delizade

“...çünkü şeref ve namustan yoksun milletler er geç hürriyet ve istiklallerini kaybederler.”

Sizlere I.Dünya Savaşı öncesinde Almanya üzerine Hitler'in bazı tespitlerini aktaracağım. Yazının sonunda belirttiğim benzerlik üzerine düşündürebilirsem ne mutlu.

Hitler, erken gençlik döneminde ve bir asker olarak hem cephe gerisinde hem de cephede yaşadığı tecrübelerden sonra zorunlu olarak, neden-sonuç ilişkisi kuran siyasi bir kafa yapısına sahip olmaya başladı ve hırsla, kinle ve haksızlığa uğrayan bir insanın ezikliği ile her geçen gün kendisini bu minvalde besledi. Oldukça fazla kitap okuyordu, ülkesinin her unsuru üzerinde disiplinli ve itinalı bir gözlem yapmaktaydı. Bu yolda günde 16 saat okuyup çalıştığından bahseder. Bu beslenme uzun bir dönemi içine almaktadır. Tarafsız olmaktan elbetteki çok uzakta olan bu fikir yürütmeleri sonucunda ülkesi Almanya üzerine aşağıdaki tespitleri yapar. Hitler'in eğitim, aile, evlilik, fuhuş ve basın üzerine bazı tespitlerine yer vereceğim bu yazıda.

42 ahkam var
tuttum
20

anti-reklam ajansı

\
reklamların hayatımızın her alanını gün geçtikçe daha fazla işgal ettiği malumumuz. anti-reklam ajansı buna karşı çıkan ve bu konuda toplumsal bilinci geliştirmeye dönük projeler geliştiren bir oluşum.

yalnız türkiye'de değil dünyanın bütün kapitalist ülkelerinde her yeri reklamlar istila ediyor. caddeler, meydanlar dev reklam panolarıyla dolu. otobüsler ve diğer toplu taşıma araçlarını içi ve dışı birer reklam alanı. duraklar reklam panolarından müteşekkil. öyle ki, metronun karanlık tünellerinde reklamlara maruz kalıyoruz.
radyo, televizyon, internet gibi kitle iletişim araçlarını da dahil ettiğimizde bir insan ortalama olarak günde kaç reklamla karşılaşıyordur acaba?

21 ahkam var
tuttum
34

Para hayatı satın alamaz...

\
Daha bir yaşında bile değildim bu efsane son bulduğunda. Son anlarına yetişmiştim ama ne kendisini, ne yapmak istediklerini, ne de felsefesini anlayacak durumda değildim. Belki de baba bile diyemiyordum o zamanlarda. Şimdi olsa "Baba, büyüksün!" derdim herhalde. Tesadüfen oldu tanışmamız. Sene 1993. İngilizce dersinde yine bir "listening" (dinleme) çalışması yaparken kulağıma çalınmıştı. Bu sefer dersi dinleyeceğim tuttu işte nasıl olduysa. "Get up, stand up, don't give up the fight" diyordu adamın biri. Ne güzel bir ritim, ne güzel sözler dedim içimden. İşin ilginç tarafı ilk kez İngilizce söylenen bir şarkını sözlerini anlayabilecek kadar bir şeyler bildiğimi fark etmiştim. Ama kimdi bu adam ve neden ben hiç duymamıştım o güne kadar. Herhalde yeni çıkan birisi dedim kendi kendime, bu adam çok iş yapar müzik piyasasında.
Ben de dahil olmak üzere tüm arkadaşlarımda derin bir merak uyandırmıştı. Konuşmalarda konu hep o oldu uzunca bir süre.
- Adı Bob Marley'miş.
- Ne kadar ilginç saçları var, örüyor mu acaba?
- Jamaika'lıymış diye duydum.
- Hadi canım adama baksana kesin Afrika'da bir ülkedendir.
- Biliyor musun adamın 130 tane albümü varmış.
- Yok artık o kadar da değil biz niye duymadık şimdiye kadar?
- Çok ilginç bir tarzı var ama.
- Reggae deniyormuş bu tarz müziğe.
- Regi mi? Tuhaf bir ismi varmış. Bizdeki arabesk gibi birşey galiba :)
- Ya sen hiç arabesk dinlemedin mi?
- Yoo, regi dinlemedim.
- Dinledik ya derste adamı.
- Ben uyudum ama :)
- Aferin.
İlginç esprilere de konu olmuştu o zamanlarda.
- Evlerine marley döşeteceklermiş.
- Bob Marley mi? :) (Kesinlikle daha kötülerini de yapmıştık)
Bob Marley
Bob Marley

6 Şubat 1945 te Jamaika'da doğmuştu. Asıl adının Robert Nesta Marley olduğunu çok sonra öğrendik. Kesinlikle bizim bilmediğimiz bir reggae efsanesiydi. Reggae'yi Jamaika'dan çıkarıp tüm dünyaya duyuran bir şarkıcı, söz yazarı ve gitaristti.

\

Peter Tosh ve Bunny Livingstone ile The Wailers grubunu kurduktan sonra ilk hit albümleri olan "Simmer Down" da piyasaya çıktı. 1972'de "Catch a fire", 1973 te "Burnin", 1975 te "Natty Dread" ve "Live" albümleri ile İngiltere ve Almanya gibi önemli Avrupa ülkelerinde bile büyük bir dinleyici kitlesine sahip oldu. "No woman, no cry" şarkısı ülkemizde uzun süren bir yanlış anlaşılmaya neden oldu. Şarkıyı "Kadın yoksa ağlamak da yok" şeklinde yorumlayan bir çok kişi, sadece nakarat bölümünden yola çıkarak bu şekilde bir anlam çıkardıklarının farkında değildiler. Oysa ki İngilizce'nin Jamaika aksanında genellikle don't yerine no kullanılıyordu. Yani bu sözleri sevdiği kişiye yazmıştı. "Öyleyse sil göz yaşlarını, hayır kadınım ağlama". Bu yanlış anlaşılma sonucunda bile birçok hayranı oluşmuştu. Sevgilisinden ayrılan ve şarkının sadece nakarat kısmını bilen erkeklerin çoğu bu gruptandı. Hatta "baksana abi dünyanın her yerinde kadınlar aynı, adam şarkı bile yapmış" diyenler bile vardı. Siyahların başkaldırısının önemli isimlerinden Bob Marley'in "kadın yok ağlamak yok" gibi bayağı sözleri şarkılarında kullanacağını aklınız alabiliyor mu?
1978 yılında Afrika'da yaşayan insanlara yönelik yardımlara şarkılarıyla destek verdiği için Birleşmiş Milletler Barış Madalyasını aldı. Müzisyenliğinin yanı sıra insani değerlere verdiği önem ile de herkesin taktir ettiği bir sanatçı olmuştu.
Herkes ondan çok şeyler bekliyordu ama hayat ilginç bir şekilde buna engel oldu. Müzikle uğraşan birisinin futbol yüzünden hayata veda etmesi ne kadar normal olabilir ki? 1977 yılında futbol oynarken başparmağında açılan bir yara nedeniyle deri kanseri(melanoma) oldu. O anki teknoloji ile bunun tedavi edilmesi mümkün değildi. Ayağının kesilmesi, tek kurtulma ihtimali olmasına rağmen dini inançları nedeniyle bunu reddetti. 1981 yılında durumu iyice ağırlaşınca son günlerini geçirmek için ülkesi Jamaika'ya gitme kararı aldı. Belki de kendi ülkesinde hayata veda etmek istiyordu ama durumu iyice kötüleşince uçağı Miami'ye acil iniş yapmak zorunda kaldı. Artık onun için yapacak birşey kalmamıştı. 11 Mayıs 1981 sabahı, 36 yaşında hayata veda etti. Yanında oğlu Ziggy vardı ve son sözleri onu anlamak için yeterliydi.
- Para hayatı satın alamaz...
\

44 ahkam var
tuttum
2

DURDURUN BENİ; ALIŞVERİŞ YAPIYORUM!

Welcome to stopping overshopping

Biz halk arasında "alışveriş manyaklığı","alışveriş çılgınlığı" "harvurup harman savurmak","tutumsuzluk" falan fıstık deriz..Halbuki bu bi rahatsızlık..
Adı da "ONİOMANİA". Araştırma Hastanelerinin birinde yazıldığı kadarı ile bu kontrolsüz alışveriş krizlerinin görüldüğü bir kompulsif alışveriş bozukluğu. Dürtü kontrol bozuklukları kapsamında ele alınan bu rahatsızlıkta kişi kendini rahatsız eden bir uyarıcıya karşı kendini savunmasız hissetmekte. Alışveriş yapmadan önce gerginlik ya da uyarılma duygusunda giderek artma hisseder ve sonra alışveriş sırasında haz alma, doyuma ulaşma ve rahatlama yaşar. Hemen ardından da pişmanlık,kendini kınama ve suçluluk duygusu gelir. Çok para harcamıştır ve vicdan azabı duymaktadır.

91 ahkam var
tuttum
2

Fuhuş Turistine Nasihatlar

Pek çok filmde görmüşüzdür yurt dışına çıkan Türk insanının hallerini. Çoğunlukla çekingen, kabul edilmemekten korkan, içine kapanık, güven eksikliği içinde...

Sınırı geçince bağlanan kravatlar, fulara evrilen başörtüleri, mola yerinde olunan traşlar, sessizce tekrar edilen almanca cümleler, ceplerde yalan yanlış bir adres...

Tabii bu ruh halinde o filmlerdeki karakterlerin çoğunlukla -kaçak- işçi statüsünde olmalarının da payı var.

Şimdi, birazdan bağlantısını vereceğim videoda Türk insanının o yukardaki profilini nasıl aştığını; güven eksikliğini, çekingenliğini nasıl attığını göreceksiniz..

13 ahkam var
tuttum
2

ölüm ve vergiler

vergilerin ödenek olarak dağılım şeması
vergilerin ödenek olarak dağılım şeması

amerika birleşik devletleri'nin topladığı vergiler ile neler yaptığını anlatan, thebudgetgraph.com'a ait 2007 yılı " ölüm ve vergiler " isimli bir şema...
1 ahkam var

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

reklam

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu