

mengenede ruh;
sığıntı kimliğimin
son yükü.
duyulmasın desem de iniltiler,
görülmesin desem de silikliğim,
ne yana dönsem,
ne yana atsam benliğimi,
kurtulamam!
peşimde bir çift göz.
“güzel günler” düşleriydi
tüm uykularım.
yaşamak yürüyebilmekti
özgürlüğe.
ve aşkın ateşiydi
bedenimi ısıtan.
oysa şimdi geride kalan;
cılız ürkek bir köz.

Ne yaptı insan? “Zaman”la baş edemeyeceğini anladı. İnsanoğlu/kızı da zamanı parçalayıp intikamını almak istedi. İşte bu güdüyle takvimler ortaya çıktı. Dünya kuruldu kurulalı nice takvimler kullanıldı. Hepsinin adları tarih kitaplarının bir yerlerinde yazılıdır.
Genelde ülkeler kendi üzerlerinde “egemen” gördükleri kültürlerin takvimlerini kullanma eğilimlerindedirler. Nitekim de öyledir. Öte yandan miladi takvimin başlangıcının aslında Hz. İsa ile bir ilgisinin olmadığını, Keloğlan’ın Noel baba’dan daha gerçekçi bir varlık olduğunu söylememe bilmem gerek var mı?
Anti depresan ilaçlar kullanmaya başladım,depresyondayım.
Bu maceramı uzun uzun anlatmıycam da kısaca bişeyden bahsetmek istiyorum...
Anksiyete bozukluğu derin kaygı,üzüntü,başa bişey gelme korkusu,bitmek bilmez sıkıntılar kısacası kişinin kaygılarını kontrol edememesi demek. Anksiyete bozukluğu olduğunu psikiyatristte öğrenip,bunun için psikiyatristin verdiği ilaçları kullanması gereken kişiler çok zor duruma düşüyor! Aynı durum paranoyaklar için de geçerli olabailir.
Sorun şu;doktorun verdiği ilaç doğru olan ilaç mı?


Yunanistan Cumhurbaşkanı muhterem Papulyas adlı zat biliyorsunuz Ermenistan’ı ziyaret edip sözde Ermeni soykırımı hakkında inciler dizdi. Bu zatın cumhurbaşkanı olduğu ülke, İngiliz emperyalizminin av köpeği olup, 15 Mayıs 1919 günü benim güzel şehrimi işgal etmiş miydi yoksa ben mi yanlış hatırlıyordum? Yine aynı yere döndük. Hay Allah. Beni bu kadar yanıltan hafızam mı yoksa ruh halim mi? Deliriyorum sanırım. İşte bu zatın temsil ettiği devletin işgal ordusu 88 yıl önce camilere doldurup yaktığı Türkler’e soykırımın kralını yapmaya çalışmış olamaz değil mi? Yok yok öyle olsaydı konuşur muydu bu adam böyle? Hiç sanmam. Çünkü Yunanlılar bizim kardeşimiz, hatta Başbakanları Karamanlı Kostak, bizim başbakanımızın dostu, aftosu olamaz değil mi? Zaten Yunanistan’ın 1980’li yıllarda Terör Örgütü PKK’nın evi olan Bekaa Vadisi’ne komando subayları göndererek silahlı eğitim verdikleri de ancak Nur Batur gibi güvenilmez, faşist bir gazetecinin iftiralarıdır kesin. Zaten başlığında Türkiye Türklerindir yazan Hürriyet Gazetesinde çalışıyor. Ha bir de delirmeye yüz tutmuş beynimin kıvrımlarında “Ulan bu PKK Bekaa Vadisi’ne nasıl yerleşmişti?” diye bir soru vızıldayıp duruyor. Yok yok soykırıma uğramış zavallı Ermeni Halkının kurtuluşu, yok pardon intikamı için mücadele edip hak, hukuk, adalet yönünden çok gelişmiş Avrupa Ülkelerinde görevli Diplomatlarımızın katili terörist Asala’dan boşalmış kamplara yerleşmiş olduğunu düşünmek olsa olsa benim paranoyak aklımın ürünüdür. Hatta 1980’lerin başında Türk Silahlı Kuvvetlerinin dağda öldürdüğü PKK teröristlerinden bazılarının sünnetsiz Ermeniler olması kesin bir tesadüf. En olmaz şeylerden biri de, Lice’li rahmetli işadamımız Behçet Cantürk’ün annesinin Ermeni olması münasebetiyle Suriye’de tanıştığı Muhaberatta görevli dayı oğulları ile birlikte PKK aracılığıyla silah ve uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı ise külliyen bir iftiradan başka bir şey olamaz. İyice saçmaladım. Bu ilaçlarla içki içmemek gerekiyor sanırım. Çünkü aklıma delice düşünceler üşüşüyor. Bu zavallı gariban, Türk Milletine hiçbir zararı dokunmamış sempatik Ermenilerin, Rus silahları ile Azerileri katletmiş


Aynı başlıklarla yayımlanan ve iki farklı düşünceyi gözler önüne seren iki yazıyı sunmak istedim.
"Kimse söylemiyor, bari ben söyleyeyim" diye başlayan yazıları buradan ve buradan bulup okuyabilirsiniz. Ayrıca kurtuluş savasına ait gizli kalmış gerçekleri biraz olsun gün ışığına çıkarmayı amaçlayan Hulki Cevizoğluna ait "İşgal ve Direniş" adlı kitabın okunmasının faydalı olacağına inanıyorum. Bu kitapta neler mi var işte size ipuçları;
- İlk kez 'çuval' olayının perde arkası açıklanıyor.
Baktım pek de ayrıntılı olarak anlatılmamış… Nedir Borderline -sınırda- kişilik bozukluğu, insan hayatını ne kadar etkiler…
Önce kısa bir tanım… Sürekli terk edilme korkusuyla yaşamak, bu var olmayan terk edilme durumuyla başa çıkmak için aşırı çaba sarf etmek ana tanımını oluşturabilir . Grileri yoktur. İnsanları, olayları iyi veya kötü olarak tanımlarlar. Kişileri oldukları gibi kabul etmeleri zordur. Kendi zihinlerinde yarattıkları tahta oturtup, diledikleri zaman darbe yapabilirler. Bu darbenin altında yatan çoğunlukla terk edilme korkusudur ki bu korku zaten borderline’ın temelini oluşturur.
bazen şimdiyi yönetmek için önünüzdeki taşları temizlemeniz gerekir...süpürenin , öğütenin kim olduğu hala meçhul ? acaba biraz aşağıya bakın ırakın kuzeyine anlarsınız....
![]() turgut özal ölüm tarihi 17 Nisan 1993 (şüpheli) | ![]() eşref bitlis ölüm tarihi 17 Ocak 1993 (sabotaj olasılığı) | ![]() adnan kahveci ölüm tarihi 5 Şubat 1993 (şüpheli) |
![]() uğur mumcu ölüm tarihi 24 Ocak 1993 (bombalı saldırı) | ||
çok inceyiz, kibarız, anlayışlıyız son zamanlarda birbirimize karşı. ne ürkütücü bir şefkattir bu. sanırım bitmek üzere bizim aşk. mesaj yolluyorum mesela. lütfedip güzel parmaklarını, değerli zamanını, konturunu benim hizmetime yönlendiriyor tamam, peki, ok gibi gereksiz karşı mesaj için ki görmedim ben hiç ondan böyle güzellikler bugüne dek. nerde o eski kavgalar, sinirlenmeler, kırılmalar, küfürler hatta. neyse ki salak değilim, yola getirdim nihayet herifi diyecek kadar. paranoyak? o da belki. ya da morali düzgün adamın nihayet. özler bekler sevdiğini köyden gelebilsin diye. neyse. hikaye hepsi. seviyorum ben. hala. galiba. o ne halt olursa olsun. her haline razıyım. bugün böyle. yarın kimin umurunda.