Sol yandan kalkmak uğursuzluk getirir... Salı günü işe başlamak uğursuzluk getirir... On üç uğursuz bir sayıdır... Gece tırnak kesmek uğursuzluktur... Aradan kara kedi geçmesi uğursuzluktur... Merdiven altından geçmek uğursuzluktur... Uzanmış yatan kişinin üstünden atlamak yanlıştır, boyu kısalır... Bu gibi; duyduğumuz , bazılarımızın da inandığı nice düşünceler saplantılı düşüncelerdir.
Bazı kişiler, yatmadan önce belli hareketler yaparlar.Elini belli yerlere sürerler.Terliklerini yada başka eşyalarını belli yerlere koyarlar. Belli sözler mırıldanırlar. Kimi kişi kapıyı kilitler, elektrik düğmesini kapatır, ocağı kapatır, ya yatar, ya da dışarı çıkar. Sonra bütün bu işleri yaptımmı diye kuşku duyar. Bu işleri defalarca yineler. Bazı kişiler ellerinin kirlendiğini düşünerek, saçma olduğunu bile bile defalarca yıkar. Bazı kişiler kapı tokmağı tutmazlar, el sıkmazlar. Bu gibi davranışlar da zoruntulu davranışlardır.

Bu gün ne aklıma geldi birden biliyormusunuz.Sizinle paylaşmak istedim.''günlük tutmak'' ben 40 yaşındayım ve bu yaşa kadar çok kez niyetlenmeme karşın asla hayata geçiremedim. Ama düşündümde günlüğüme yazmak istediğim pek cok şeyi artık sizlerle paylaşabilirim.2 çocuğuma
da günlük tutmayı aşılamak istedim ama nafile. Çünkü ne demişler hocanın dediğini değil yaptığını yap. Benimkilerde öyle yapıp benden görmediklerini sırf ben istiyorum diye yapacak değiller ya. Bu gün sanki günlük tutmaya başlamışım gibi hissettim kendimi, sevindim.Ama küçük bir sorun var ben tüm iş hayatımı özlememe karşın 2 cılgın erkek çocuğumla dersleri, kursları,sosyal aktivitelri, ev işleri, alış veriş,sağlık problemleri , okula gidiş gelişleri tabiki benim özel insan ilişkilerim v.s. derken zaten bana 24 saat yetmiyordu.Yooo şikayet etmiyorum bütün bunlar olmasa ne
ile zaman geçirirdim bilmiyorum.Şimdi bana göre yeni bir aktivitem daha oldu. Sıkıntı ve sevinçlerimi sizlerle paylaşmak bana ilaç gibi gelecek buna inanıyorum. Her gün türlü iletişim araçlarından can sıkıcı, sinir bozucu haberleri bana hiç bir şey kazandırmayan saçma sapan dizileri izlemektense bir sürü düşünce ve hatta hayallerimi paylaşırım diye düşündüm.Bu gün kandil herkesin kandilini de kutlarım ayrıca.
Herşey gönlünüzce olsun dostlar.
Tuhaf Varlıklarız
İnsanlar gerçekten tuhaf varlıklar. Belki onları anlamak ve tanımak için 25 yıl yeterli değil ama gördüklerim bana pek ümit vermiyor. Etrafımızda olup bitene o kadar duyarsısız. Çevremdeki insanların hatta kendimin bile bazen bu kadar duyarsız olmasına inanamıyorum. Yanı başımızda yaşanan kederlerin ve sıcaklığını hissettiğimiz korkuların yaşamasına izin veriyoruz. Dermanı biz de olmasına rağmen. Mutluluk sadece biz sahipken mi anlamlı? Yoksa yaşanan bütün duyguların tek hükümdarı ve tekeli biz miyiz? Ya da her şey bizim için ve içimizdeki nankör benliği tatmin etmek uğruna mı var? Belki de biz dünyanın yaşamayı hak eden ender insanlarından birisiyiz. O yüzdendir ki, mutlu olmayı, rahat etmeyi fazlasıyla hak eden bizleriz. Düşünün bir: Siz hiç bir insanın kendisi için istediği şeye mazeret bulduğunu gördünüz mü? Hayır. Kendi için bir şey yapılacaksa insan hemen yapar. Bir şey harcanmalıysa ya da feda edilmeliyse hemen yapılır. Ama ya başka birisi...? Yooo! Kesinlikle olmaz. Neden? Mazeret çok. Ben şunu biliyorum ki her mahalle de, her semtte zengin çok insan var. Bırakın zengin olmayı parasını ve sahip olduğu kabiliyeti boşuna harcayan bir sürü insan var. Halbuki bizim önem vermediğimiz bu şeylere hayatlarını bağlamış gerçekten çaresiz ve hak etmediği bir yaşantıya yelken açan bir sürü muhtaç var. Onlara niye acıyorum biliyor musunuz? İnsanlara muhtaçlar da ondan. Allah kimseyi insana muhtaç etmesin!... Zengin arkadaşlarımız kendileri için milyarlar dökerler. Ama bir milyonu başkasının iyiliği ve mutluluğu için verirken paradaki sıfırları dikkatlice sayarlar. Acaba hangisi daha değerli? Bir milyar mı yoksa bir milyon mu? Bugün toplumun içinde kendine yer bulamayan insanlar varsa ve bu insanlar yaşama haklarını kullanamıyorlarsa bu nefes alan ve aklı çalışan her insanın sorumluluğundadır. Eminim ki, yarın bu insanlar bize hesap soracaktır. Ben bir ekonomist değilim. Ama şuna inanıyorum ki, paylaşmak için verilen her şey en çok kazandıran maddi bonolardan, faizlerden çok daha karlı ve akıllıcadır. Çünkü insanın huzurlu bir gülüşü için harcanılan her kuruş paha biçilemez bir gücün anahtarını sunar. Bugün para, kendi gücünü her saniyede ve karede gösteriyor. Hatta ona delicesine tapan insanlar var. Ama para da en az ona tapanlar kadar nankördür. Şunu unutmayalım, bugün toplumu bozan sesler, eylemler, gözler ve düşünceler varsa bunun nedeni geçmişte yapılan yanlış yatırımların sonucudur. Bazen iyi bir yatırım için işletmecilere ya da iktisatçılara değil, hayattan ümidini kesmek üzere olan umutsuz bakışlara bakmak gerekir. Paranız olmayabilir. Bazen ufak bir gülümseme, tatlı bir söz insanları mutlu etmeye yeter. Aslında aradığımız ya da aramamız gereken gerçek mutluluk bizi bekleyen garip bakışların ardında... Unutmayın! Paylaşmak insanı ölümsüzleştirir. Hayatın bütün güzelliklerini paylaşmanız dileğiyle…


(Hep aynıyız!!!)
Ama yine kendime dönemiyorum ben.
(Yok birbirimizden farkımız!!!)
Günlük telaşlar yüzünden erteliyorum hep kendime dönmeyi, göremiyorum, yeterince, bir tek kendimi, kalp gözüyle...
"
Her gün bir yerlerden göçmek ne iyi...
Her gün bir yere konmak ne güzel...
Bulanmadan donmadan akmak ne hoş...
Dünle beraber gitti cancağızım,
Ne kadar güzel söz varsa düne ait.
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım... "
diyerek söze başlarken söyleyeceklerimin sorumluluğunu da üzerime alıyorum. Söyleyeceklerimiz belki çok yeni şeyler olmayacaklar ama bizler yeni yeni kavramaya ve o doğrultuda hareket etmeye başladımız için böyle bir başlangıcı seçtim. İnsan, yeni birşey öğrendiğinde bir tat düşer yüreğine . Yürekteki o lezzet, yüzde tebessüm haline dönüşür. Ve o tebesümün altında yatan o lezzet bazen kişinin kendisine bazen de karşılıkı paylaşımlarla birden çok kişinin yüreğine yansır. Bu paylaşımlardan bizlerde nasibimizi almaya çalışan insanlarız. Bu nedenle öğrenenler öğrenmenin, öğretenler de öğretmenin tadını doyasıya yaşamalı diye düşünüyorum. Ve böylelikle alışacağımızı düşünüyorum acımasızlığı ile ünlü hayat fabrikasında çalışan bir işçi olmaya... Yaz aylarını serinleten sağanak yağmurlar sonrasında bir tepeden diğerine uzanan gökkuşağı güzelliğindeki dostlukların, tebessümle gelmesi gibi öğrenmenin de yüreklerde tebessüm oluşturması için; biraz gönül zenginliğine, bir tutam gönül tokluğuna,bir kaç adet gizlice ve ya açık açık paylaşmayı seven ellere ve biraz da berekete nail olacak gayretlere ihtiyacımızın olduğu yadsınamaz bir durumdur. Satranç oynar gibi hep hesaplı yaşayalım hayatı, geniş bir düzlükte hafif rüzgarların esintisi ile göğe salıp peşinden koşacağımız uçurtmalarımız olsun, ve ya bir tekerleme sonrasında ilk başlayanın kim olacağını seçtiğimiz bir çizgi oyunu... Hayatın yaşanabilir yanlarını taşıyalım bugünlere ve geleceğe. Bunun için ne kadar güzel söz varsa, geçmişe ait. Bunun içindir ki şimdi yeni şeyler söylemek lazım... Belki de söyleyeceklerimiz ve ya söyledikleriniz monitörü karşısındaki bir yüreğe lezzet ve yüze tebessüm olacaktır... belki de olmaya başlamıştır bile.... ne dersiniz? (böyle bir lezzeti almaya başladığımı ve gün geçtikçe de burada daha fazla zaman harcadığımı belirtmek için böyle şey yazma gereği hissettim. tüm arkadaşlara teşekkürler bu tadı bana yaşattıkları için.)
Pazarlama blogları arasında kendimi kaybetmişken birden masaustleriyle ilgili bir siteye rastladım. Burda herkes masaüstünün görüntüsünü yollayıp onun için ne ifade ettiğini kısa bir yazıyla anlatıyor. Gezip görülesi , masaüstü görüntüsünü paylaşılası bir site.
Bi süre önce keşfettiğim bu zevkli oyunu sizlerle paylaşmak isterim.
Amaç resimde görülen kişilerin hepsini bir sal yardımıyla karşı kıyıya geçirmek.Kurallar basit.
Zamanında çogumuzun sınıfta tahta karşısında oynadıgımız o çoban kurt kuzu oyununa benzer zevkli bişey.
Linke tıkladıgınızda görünecek olan o yuvarlak mavi butona basarak oyuna başlayabilirsiniz.
Burada kurallar yazıyor(???) ama okuyamayanlar için kuralları basitçe söyleyim.