Günboyu binmeye tereddüt ettikten sonra buradaydı işte. Kursak derdi ağır basıp, içine işlemiş deniz korkusunu yenmiş, feribotun Harem’den kalkan son seferlerinden birisine binmeye cesaret etmişti.
Trenlerin tempolu süratine alışmış yorgun ayakları, daha attığı ilk adımda devasa ataletiyle bu yekun metal gövdeyi yadırgayıverdi. Soğuk rüzgar denizin yüzünü buruşturup, küpeşteden birkaç aracın olduğu geminin kıç tarafında doğru esti. Hissettiği ürpertiye aldırmadan, hızlı adımlarla feribotun sol kenarından ilerleyip, dar ve paslı merdivenleri takip ederek yukarıya çıktı ve yolcuların olduğu bölüme doğru yürüdü. İçeridekiler, sadece oradaki kalorifer petekleri çalıştığı için yolcu salonunun sağ tarafında toplanmışlardı. Göz göze gelmemek için farklı yönlere dönmüş çay içen iki kişi, ayakta dikilen bir delikanlı, bir anneyle çocuğu, koltuğa gömülmüş yorgun bir kadın, hepsi topu iki elin parmakları adedinceydi tüm yolcular. Çocuğunu uyutan anne, gözlerini karşı koltukta yatan oğlundan kaldırıp, ona elindeki iğne setlerinin fiyatını sordu. Bir diğeri bir örnek aldı. İnceleyip geri verdi .
2006 kasım ayında iki kovan arı aldım bahçeye koydum.Ocak ayının sonlarına doğru kovanın birinde arılar tamamen kayboldu.heralde benim acemiliğimdendir dedim umursamadım.Diğer kovandaki arılar düne kadar gayet iyiydi,dün kontrol ettim, arılar azalmıştı! kovanın önünde bir tane ölü arı görünce biraz yerlere otların arasına baktım ve bi sürü arı ölmüştü, normal bişeydir heralde dedim pek umursamadım.Bir amatör olunca normal olmadığının farkına varmadım.Taaki bugün kanal d'deki arılarla ilgili haberi dinleyinceye kadar.Habere göre Hatay ilimizde arıların 3/2 si ölmüş, Ankara da nerdeyse yarısı yok olmuş, Amerikada ise 600 bin kovan arı ortalıktan kaybolmuş. Uzmanlar bunu küresel ısınmaya bağlıyorlar. daha da kötüsü "einstain'ın söylediğine göre arılar yok olduğunda insanların en fazla dört yıl yaşayabileceği" acaba sonumuz geliyormu?