Etrafı kaplayan denizin arasında değil sen, ağaçlar bile görünmüyordu. Bana gelişine dikkat edemeyişim bundan olsa gerek. Ayaklarını gömerek yürüdüğün alevimde, ayak izlerinin simsarı olamazdım ki. Kasırgayı andıran hayat iksirinde, sunak yaptığın çarmıha gerebileceğim bir ruhum yok ki. En fazla kendime ibadet ediyorum kilisede, yahova’ Nın bana yakarışını dinliyorum yaktığım mumlarda.
Ramses gibi bakışlarımda savaşçı ruhumu göremeyen kötürüm gözlerin bilmesi kaypaklığımı, sahip olmalısın hesapsızca saf karanlığıma. Sana öfkeli olduğumu sanma, ben hiç bir kadına kızmadım bu güne kadar. Kim eğlencesine kızabilir ki?
Gece katlayarak gömüyor zerreleri güneşe. Şarlatanımın güttüğü güneşleri kurt potsundaki şeytan yemede. Lezzeti ağır tunç heykel misali kokuşmuşluğu beslemede. Başımı kaldırıp bakıyorum, nasırlaşmış bütün törpülü ponta taşı yüreğim. Ne ismi eksik yaşamı taşır, ne de her hangi hüve’yi kemiren hastalıkta ene’leşir bedenim. Ben hep kendime benzerim.
Rüyalarımda sattığım kambur düşüm, eşiğimde ezdiğim nefesleri avucuma alıp yükseltirken nizama, yapılmış bütün hareketler bütün inançların kandırmacası. Bir yanı devrik, içinde sinmiş saz sessizliğinin yaşatmaya okuduğu dudaklar. Kumlu öpüşmelerin izbesinde verilecek ayrı ayrı hesaplar. Geceyi gerdiğim kemanda, yıldızı sarılmış Mozart’ ı çalıyorum huşuma. Şeytanım meleğe sürçmesin diye, içini dışına geçirip tanımsızlığa matlaştırıyorum eşyayı.