Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan ucandaire.org'da: "Kazuhiko Nakamura"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Etiket:

pişmanlık hakkındaki yazılar:

Karala ismimin üzerini gönül defterinde
sil kokumu evin duvarlarından
çıkar at ruhumu yatağından
ne yaparsan yap
istersen bu evi defalarca yak. yinede atamassın hayalimi,hiç bir zaman yakamassın senin için tatlı bir esinti olan saçımın bir telini.
üzülür ağlarsın belki .
belki de terkedersin bu şehri.
ne yaparsan yap silemezsin benim sendeki izlerimi.

0 ahkam var
tuttum
7

baba

\
Dağ gibiydi, taş gibi ,dünyaya hükmeder gibiydi, aleme ben de varım diyenlerdendi, çok koşardı,çok yürür, çok çalışır, çok hırslanırdı.Yakışıklıydı , etrafını parasına ve yüzüne gülen çok kadın sarmıştı iyi günlerinde.Işıltılı günlere hayrandı, ışıltılı sevmelere... Parlak günlerin insanıydı...Sönmüş yıldızlar onun harcı değildi zaten...Zamana kandı, hiç bitmeyecek sandı, hep aynı kalacak... Evinin duvarlarına kendi resimlerini sıraladı boy boy, askerlik resimleri, gençlik resimleri, taptığı babasının resmi, vesikalık mustafa resimleri...Duvarlara sıraladığı kendi resimlerine hayrandı, kendine, başardıklarına, yapabildiklerine, yaşayabildiklerine deliydi...

Çok sevilirdi etrafındaki insanlar tarafında bir ayrı cephe oluşturmuştu , bambaşka bir kişilik sergiliyordu dışarda...Evinin dışında adam gibi adamdı çünkü... Saygınlığı parası olduğu sürece vardı hep.Ayaktayken hiç dostsuz kalmamıştı, kardeşleri, sevenleri çepeçevre sardıkça büyüdü, büyüdüğünü sandı, ben kralım derdi... Kendi krallığını kurmuştu küçük akdeniz ilçesinde, bencil yakınları arasında, kendince bir krallıktı.Kral olduğunu sandı, halbuki herkesin gözünde madeni bir madde olduğunu göremedi... Evinde de olmaya çok çabaladı, ama sadece bir aslandı, kükremesinden korkulan, asla başı okşanmayacak... Korkutmanın, ürkütmenin sevgiyi getireceğini sandı yıllarca.... Aslında hiç tebası olmayan bir kraldı, bilemedi...

6 ahkam var

üniversiteyi okuduğum şehirde bıraktım en büyük aşkımı
aynı zamanda umut etmeyi, heveslenmeyi, sabırsızlanmayı

şehri güzel yapan içinde yaşadığın insanmış belledim, anladım
kadrin kıymetin bilemeden içine ettim de ayrılırken afalladım

yelkeni saldım rüzgara; karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getirmediğinle ilgilenirmiş dünya diye
rüzgarın yönünü değiştirmeye çalışmayı bıraktım ben o şehirde

üstümden ne heyecanlar geçmiş olacak ki, kaldıramadım kafamı görmeye güzelin cemalini
dün boktum, bugün koktum misali olgunlaştım saydım durgunlaşmayı

0 ahkam var

Canım oğlum,

\
İlk göz ağrım, bir tanem, her şeyim. Sana küçükken masal, şimdi gerçekleri anlatıyorum. Keşkeleri değiştirme, zamanı geri getirme şansım yok. Bazen geriye dönük baktığımda iyi bir anne olamayışıma üzülüyorum. Çektiğim ıstırabın tarifi mümkün değil. Hayattaki en büyük hatam ve yanlışım diyeyim. Buraya yazmaya utanırken ben sana nasıl uygulamışım aklım almıyor. Hem de hiç hak etmediğin halde sadece öfkemi kusmak, kendimi rahatlatmak adına sanki stres topu olmuştun benim için. Ama şimdi gözyaşlarına boğuluyorum, kendi anlayışsızlığıma kızıyorum. Kendimi affettirmek istiyorum. Ama ne zaman geri geliyor, ne de yaşananlar siliniyor. Kendime göre nedenlerim vardı. Ama hiçbir neden şimdi beni haklı göstermiyor. Olayın vahametini anladığımda iş işten çoktan geçmişti. Hala bir ateş içindeyim, bir karabasan gibi zaman zaman beni rahatsız eder. Hayatımın bazı dönemlerinde çok hırçın, agresif ve kırıcı olmuşumdur. Şimdi daha iyi anlıyorum herhalde yaşla ilgili bu duygusallığım, hırçınlığımsa yaşadığım sorunlardandı herhalde. Beni ne kadar anladın? Beni ne kadar affettin? bilemiyorum. Hayatımda değişmeyen tek şey aslında sana olan sevgimdi. SENİ ÇOK SEVİYORUM CANIM OĞLUM sen benim her şeyimsin…
\

40 ahkam var

1970 li yıllarda radyo popülerdi. tv’nin yavaş yavaş evlerde arz-ı endam ettiği günler başlamıştı ama o hala salonların sultanıydı... ailecek müptelası olduğumuz programları daha dün gibi hatırlıyorum. Akşamları takip edilen radyo tiyatrosu vardı... Şimdinin Sılası, Binbir Gecesi o oyunların yanında solda sıfır kalırdı... Hayal gücünüzü kullanırdınız görsellik olmadığından. Hele birde arkası yarın adlı bir dizi vardıkiiiii ... Sabahları hem ev işleri yapılır hem de heyecanla kulak radyoya verilirdi... Sonra bu heyecan komşu ile paylaşılırdı.. dedim ya şimdiki dizilerden farkı görsellikti... Eylem aynı... sonuç aynı.. Hafta sonları ise çocuk saati ya da çocuk tiyatrosuydu sanırım, cumartesi sabahları abimle erkenden kalkıp radyo başı yapardık. Bu yüzden bazı tiyatro sanatçılarının neredeyse bebekliklerini biliriz desem yalan olmaz... Cuma sabahları köy saati vardı.... rahmetli sevgili babacığımla saat 07:30 sularında dikkatle ve keyifle dinler bir taraftan da çayımızı içer, o işe ben okula yollanırdık... Daha neler neler....

radyo oyunu günleri...
radyo oyunu günleri...

272 ahkam var

Malatya’da 2. Ord.Karargahı’nda yürütttüğüm askerli görevim sırasında bütün operasyon sonuç listeleri elime ulaşıyordu, bende aralarından hayatını kaybeden, pusuya düşürülen, sakat kalan ya da akli dengesini yitiren tanımadığım ama genç dostlarımın bu haberleriyle irkiliyordum daha önce olmamış bir tepkimeyle. Öylece kalıkalıyordum, çünkü ben kahve götürüyordum, soğuk su götürüyordum, telefonlarına bakıyordum bir Generealin, haberlerini iletiyordum, hayat korkusu olmadan onlara üzülmek, ağlamak, hiç tanımadığım adamların yokluklarını hissetmek bana kolay geliyordu sanki, bir de üstüne ağlıyordum. Niye ağlıyordum acaba? Acaba ben orda değildim ve onlar gibi hayatımı tehlikeye atmıyordum ve suçluluk duygusu mu hissediyordum yoksa bu, bunları zaten yapmak istemediğimden dolayı duyduum bir suçluluk duygusu muydu? Herşey boş adam sende, insanlar canını veriyordu, ben ağlasam ne olurdu, zırlasam ne olurdu, dönmezlerdi, çünkü dönmekten çokta zevk almayacakları hayatlarını kaybetmişlerdi, bulamazlardı kelimenin o tabiriyle. Tamamen yok olmuştu, artık biliyorlardı cennet ya da cehennem var mıydı yoksa biz mi üretmiştik. Her bir şey boştu arkadaşım, boşu boşuna dökülen gözyaşları ya da kağıda dökülen kalem yaşları, ölenin arkasından ağlamak bile boştu ve sadece kendinizi iyi hissetmenizi sağlayan bir bencillik göstergesiydi. Çünkü insan yaşamı savunurdu, insan bir anti-kahramandı ve ölmek istemezdi gerçekte, o sadece filmlerde olurdu, zaten sizinle hiç alakası olmadığı için saygı duyardınız gerçek kahramanlara.

0 ahkam var

Bu gece, kulağımda ki “Camdan Kalp” şarkısının hüznüne, mail kutuma gelen Sayın Ahmet Altan’ın yazısından bir alıntının, kalbime verdiği sızı eşlik ediyor.

Gözler, tüm gerçekleri söyleyen ve baktığınızda acı ve mutluluğu görebileceğiniz, duyguların saklanmasının en zor olduğu yerdir. Hele ki bir kadının gözlerinde…
Zihnimin kabul ettiği tek gerçektir, mutlu ve mutsuz kadını gözlerindeki ışığın ele verdiği. Mümkün değildir ki sevgiye doymuş bir kadının gözlerinin içinin parlamaması, şevk ve heyecan dolu olmaması, enerjisi ve kahkahası ile gururla gezinmemesi. Ne acıdır ki, sevgiye hasret bir kadının gözlerinin feri sönmüştür. Bakışları donuk ve hissiz olabilecek kadar tepkisizdir. Tüm heyecan ve isteklerini yitirmiş, ertelemiş ve hatta unutmuştur. Amaçları da, kendi ben’i gibi kaybolmuştur. Sadece ve sadece yaşamın gereklerini yerine getirmek için hareket etmeye başlamıştır. Kırgın ve kırılgandır. Artık yıkılmış umutlarını bile hatırlamamaktadır.

80 ahkam var

eğer limitli adsl abonesiyseniz üstelik bilgisayarınıza emule, kazaa gibi paylaşım programlarından birisini kurmuşsanız müzik ya da benzeri şeyleri indirdiğinizde birsüre için indirdim ama doğru mu yaptım acaba diye kendinizi sorgulamanıza sebep olan olay. bu davranışı sergileyen birey ilk iş olarak hemen telekomun limit sorgulama sayfasına girer ama bu davranış nafile bir çabadır. çünkü indirilenler hesaba katılmamıştır. kotasının dolmadığını sanan şahıs oh be ulan neler indirdim hala çok limitim var diyerek aklına gelen herşeye yüklenir. son aşama, böyle olmayacak ben en iyisi limitsiz tarifeye geçeyim diyerek aylık 99 ytl bayılmak ya da hızını 256 ya düşürterek 49 ytl ödemektir.

0 ahkam var

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu