hayat bize sunulmuş bir armağandır
içine eğilip bakmakla kalmayalım
hadi yaa!
katıla katıla ağlasak da, hayıflanmayalım
n'apalım peki?
hayat bazen bir ha-hayt, biliriz bazen; çok bayat
mutluluğun elinden sıkıca tutmak maharet ister
sana da iyi bi zopaa! ne bu la?!
sevgili denen o candan kalb, camdan hayatına titrer
zamanın pansuman ettikleri unutulmalı elbet
revirde misin koç?
izi kalsa da her dikişin, bunu örtecek biri varsa
olur hayat sonnet'li cennet
amaann kafiyeye bak sen!
zit, mit, bit!
hade, hadeee!
ellerim gri bir sessizlik
hayatım kuş tüyü yastıklarda
fagot ile nakkare sana yaraşır
hayatım tiyatro, suflör o
dekorları şua derdi, kim wilde çattı kaşlarımı
seyirciler kuburda alkışlıyor bedenimi
ışıkçılar fener'de, 3 perdelik bir ömür var serde
fahişeler geçtiydi içimden sereserpe
senden geçmeyen gözlerimi tut sepya bir karede
perde!
sürt ellerini tenime
tenim mahşer tenine
kalbim uzakta
söz yanında solar
tanrısını kutsayan gece
gibi kadınlar sevdim
hurûfi benim, o rûmi'ye kanar
boyuna soyundum soyuna
soyuna soyuna çoğalttım
aşkın temini parmaklarında
eğil ak çime
eksik kalan harfler kiracı
senin morfin gözlerine
sen var mıydın yoksa
bursa işi çakıma bakarken
hani diyorum, hazır sevişmişken
bi' öldürsem seni rakımla
rakımı ırak haydarimle
bi'de ece abi'den mor külhani
hani yani
allahına kadar insanken kundaklardan kadavra çıkardık tecavüz eski bir alışkanlıkken matemi nihavent bir şarkı sandık
bir insanın bir insanı anlayamazdı namaz daha kolaydı yurtsuz örümceklere biçilirken mukaddes fraklar ut yerini öperek türedi plastik takvalar illahlah maşrapa maşrapa şaraba illahlah ve illahlah dallı kavuklu ibrişimli sandığa vesselam kaç isyan sığar bu sümüklü fistanbul'a
cehennemle aramda kırık bir suret var - eee? ne var? baksam içim, bakmasam yüzüm kanar sen yok oluşu hecelerken dilimden arkaik yalnızlıklar - bırak olm tıraşı! içimde bakraçlar, zihnimde ayraçlar var oldukça ömrüm hangi mateme sığar - sığır sığar! en iyisi susmak, susana yalnızlık veresiye - sana da dayak ölesiye!
onu nasıl mı tanıdım?
o, buldu beni. webcam marifetiyle millet bilumum organlarını göstererek sanal seksin âlâsını ifa ederken el yordamıyla, bizim zamanımızda bıyıkları yeni terleyenler ile âdet döneminin kanlı patikalarında ürkek adımlarla gezen kızlara yönelik "gençlik" dergileri vardı.
tabii, bunların olmazsa olmazı olan "mektup arkadaşı" köşesi...
kompozisyon dersinde on üzerinden en yüksek not olan beşi alan biri olduğum için de mektup yazarken zorlanmazdım.
severdim yazmayı. "toplumcu" çizgide şiirler yazmaya çalışırdım. engels, marks okuyor, clara zetkin'in ateşli nutukları içimi kavuruyordu. bir de rosa lüksemburg...
kıyameti incelten ömrüm zekatım boşluktan akan gülbank rozet olsun halkıma halka halka cemali süreyya ulu sanrının gönlüne secde ederken cemaat kalksın ayağa
ne çok sevdiniz dillerinizi yalapşapşuka ne çok küfrettiniz ve ne az lütfettiniz melâle sisli, az tireli, bol bahisli modifiye fidelerle morarmış vefa, çürümüş melâl babba al sana babuşka
düşüyorum kalbimin terasından babamın körkütük ıssızlığına soruyorum: metropollerdeki minarelere bisturi, pense ve tülbent sığar mı?
dualite, insanın "dişi" cinsinin türlü çeşitli çaputla (ki "çaput" very moderen bir desenle kreativite edilmiştir helal süt emmiş, mümin ve mümine desinatörlerce) başını bir çene altından, bir de başın tamamını çevirecek şekilde örtmesidir.
"dostum" adorno demiş ki: "sadece kendini anlamayan düşünceler doğrudur."
türban "cenereyşın" in, tahammül sosayti out! ok busty "törki" karakuşi!
Peygambersiz hayat ambersiz ölümdü Yatırlarda saklambaç oynayan filler sökülürdü - öf bea! ne kafiye la bu! Ümit seker nemli bir duada ölümü öperken bir süstür ustura Allahı ararken haymana ovasında - nası ama yani! Hatta kalın sayın ölümlüler! Hattâ hoş ve esir kalın sefil fareler! - miki mouse nerde len? cılk dilimizden Debdebeli bir sabahı çıkartıyorum - ne diyon baba sen yaa! Közlenmiş yalnızlıkların hatırına için Ütüsüz bir pantolon gibiyim esasen, iplemeyin! "Nen var" diye soramadığım hayata kayıyorum hafifçe... ne oldu, bi durum mu var efendi "niçe"!