çocuğu herhangi birinizden yapabilirim.

yalnız türkiye'de değil dünyanın bütün kapitalist ülkelerinde her yeri reklamlar istila ediyor. caddeler, meydanlar dev reklam panolarıyla dolu. otobüsler ve diğer toplu taşıma araçlarını içi ve dışı birer reklam alanı. duraklar reklam panolarından müteşekkil. öyle ki, metronun karanlık tünellerinde reklamlara maruz kalıyoruz.
radyo, televizyon, internet gibi kitle iletişim araçlarını da dahil ettiğimizde bir insan ortalama olarak günde kaç reklamla karşılaşıyordur acaba?
Engin ARDIÇ'ın "Sıktınız ama ha" yazısını okuduktan sonra İş Bankası'nın reklam filmi üzerinde biraz daha düşündüm.
Sadece İş Bankası değil, öncesinde Mehmet Orelyo'ya İstiklal Marşımızı okutmaya çalışan Alpet onun da öncesinde senfonik bir İstiklal Marşı eşliğinde pistlerde tur atan f1 aracı ile Petrol Ofisi.
Kapitalizmin temel araçlarından biri olan reklamda, bir milletin can damarını titreten unsurların kullanılması resmen bir sömürü. Bir çok entelin, "Türk'e Türklük propagandası" diye nitelendirdiği durum bence işte tam da bu. Etik olmadığını düşündüğüm kadar, etik değerlerin piyasadaki durumu da göz önüne alınca Ardıç, "Suç değil mi?" diye sormakta bence çok haklı. Devlet teşekkülü dahi olsa bu tür istismarların reklam sektöründe engellenmesi gerektiğine ben de inanıyorum. Bugün devlet teşekkülüne eyvallah dersek yarın özel sektör daha da ileri gidince ses çıkarmaya hakkımız olmaz.
dün akşam atv'nin ana haber bülteni bana birşeyler düşündürdü. aslında izlemiyordum. sadece, bulunduğum salonda haberler açıktı ve zaten televizyon bana çok ters bir açıda duruyordu. ben kendi halimde, hiç mi hiç sevmemiş olduğum facebook'a rakip olarak tanıtılan google menşeili opensocial da neyin nesiymiş diye internet araştırmalarındayken, haber bülteninde yeni bir sosyal ağ çılgınlığından bahsedildiğini duydum. adı bebo'ymuş. alallala bu bebo da nereden çıktı şimdi deyip ekran karşısında yerini aldım.
izlediğim şey asla ve kat'a bir haber değildi. ana haber bültenleri ile her zaman övünmüş atv'de uzunca bir yayındı ama kesinlikle haber değildi. bu düpedüz reklamdı. ilk saniyelerde bunu farkettim ve ilerleyen hiçbir dakika beni yanıltmadı. ali kırca'nın kısa bir "facebook'tan sonra şimdi de bebo çılgınlığı başlayacak" minvalli açıklamasından sonra habere geçildi ve haberde herhangi bir atv muhabiri yoktu. çok belli ki o kısmı hazırlayan bebo'nun kendisiydi. özenle seçilmiş bir ses tonu, bir reklam/tanıtım filminde çoğu zaman olan değişik yerlerden alınmış tekrarlarla dolu görüntüler ve atmosferi güçlendirecek bir müzik vardı. işte arka plandaki o güven veren, etkileyici ses (reklam piyasasının olmazsa olmazı) anlatıyor. bebo çok ilgi gören bir sistemmiş. hangi ülkelerde bilmemkaç milyonlarca kullanıcısı varmış. türkiye'de de hızla büyüyormuş. facebook'a güçlü bir alternatifmiş ve ekstra bir dolu özelliği varmış. youtube'a da benziyormuş. falan filan...
