
Radikal gazetesinin 'Orijinal Demokrasi' adlı yeni reklam filmini gece gece gözüme taktım ve gözüm "tv ekranına dön" der gibi oldu. Bir an kendimi AB Shapper reklamlarında yer alan abilerin ( hani Beyaz'ın bir tiplemesi vardıya Johny White ona benzer abiler :) vaadlerini dinler gibi oldum. ""Yanında bu da bizden"", ""30 gün içinde iade etme hakkına sahipsiniz."" vs.
Reklamdaki Orijinal Demokrasinin keşke hiç iade edilmese düşüncesi içinde olmasını isterdim. Pek ala zorlu bir dağa tırmanmak gibi zor bu durum.
Reklam filmi, temanın çok basit bir fikirle sunularak binlerce şey anlatmasınıda çok güzel vurgulamış.
Kurucu olarak iki Stanford Üniversitesi doktora adayı; Lary Page ve Sergey Brin...
Okul yatakhanesinde alçak gönüllü başlangıçlar; "Arama" cazibesi ve World Wide Web'in enginliği...
Tutunulan kötü bir ad ve bir anda kültürel bir kısa yol haline gelen "internet"...
Beklenilmeyen süper bir sermaye yatırımı, çok başarılı bir "halka arz" ve multi-milyon dolarlık bir pazar zirvesi...
Bu süreçte Google'ın yapamadığı tek şey "başarısızlık"...
Google işe; inatçı bir matematik problemini çözen çok akıllı bir algoritmayla başlıyor. Önce teknoloji, sonra insan diyor ( çünkü kurucuları mühendis )...Dört yıldan sonra Google bu yoldan ayrılıyor. Önceleri Google için teknoloji her zaman öncelikli olmasına karşın, günümüzde Google çalışanları; "Bizler medyanın yönettiği teknolojik bir firmayız" demeye başlıyorlar.
Google yöntemini ilgili sektöre göre belirliyor.
Google önce medyanın yaratılıp, daha sonra ödemenin yapıldığı bir sistem kuruyor.
Google iş hayatına profesyonel program algoritmasıyla başlıyor. Tüketiciler için bilgi ve hizmet aracılığı yapıyor ve medya sektörünün geleneksel gelir kaynaklarını kullanarak bu hizmetlerden gelir sağlıyor.
Google'da saf organik "arama" Google'ı, Google yapan olgudur ve bu hala geçerlidir.
Tek rakibi: Yahoo...
şu reklamcılar çok saf adamlar yahu! ya da hayat onlar için pixar'ın animasyon filmleri kıvamında akıyor olmalı!
düşünelim: ciddi bir iş toplantısında canınız sıkılıyor. hemen, cep telefonunuzu alıyorsunuz elinize ve bir mobil eğlence parkına dalarak onlarca oyundan birini seçiyor ve hoppidi cuppidi oyunlara dalıyorsunuz...
sizin bu ağzı kulaklarınızda halinizi gören diğer toplantı katılımcıları da yanınıza gelerek eğlenceli oyunlarınızı
kah keyif içinde seyrediyor kah tezahüratta bulunuyorlar...
bir keyif... bir "let the sunshine in" modu... haydi, eller havaya!
Eskiden Amerikan filmlerinde görürdük.
"Cefri amca" evine gelir.Arabadan inince ilk iş posta kutusuna bakmak.Kutunun içinden bir sürü reklamın arasından işine yarayacak birşeyler bulmaya çalışır.
Amerika'lı dostlarımız biraz insaflı , reklamlarını sadece posta kutusuna bırakıp gidiyorlar.
Bir de şunu okuyun:
Evinizde ailenizle birliktesiniz , kahvaltıda , tv karşısında veya banyoda.
Kapınız çalıyor.
Belki birini bekliyorsunuz veya bir kredi kartı , bir koli , sucu , kapıcı veya başka bir kimse.
Heyecanla kapıya koşuyorsunuz.Tanınmış bir kargo-kurye şirketinin elemanı size bir zarf gösterip ad , soyad , telefon numarası ve imza istiyor.
Zarfı açıp bakıyorsunuz ,
o da ne!