
Ya hüzünsün, ya hüznümsün…
Ya da hüzün benim. Ben olmuşum.
Tüm bedenimi kaplamış , kendimi alamadığım, içimden çıkaramadığım , içinden de çıkacak gücümün olmadığı bir hüzün. Öyle yoğun ki sanki bedenimi bile ayakta o yoğunluk tutuyor, hissettirmiyor, istetmiyor. Sadece gerekleri yapan teknolojik bir alet gibiyim. Nerdeyim, kimim, kim için ve kendim için ne ifade ediyorum bilmiyorum. Bildiğim bir tek şey var oda zorda olduğum.
Hastalığımız var, doktora gittik.
Ya da, genel bir sağlık kontrolünden geçeceğiz.
Ya da, orduya katılmak için muayeneden geçeceğiz.
Böyle durumlarda alışık olmadığımız bir durumla karşılaşırız.
Karşı koyamayacağımız bir direktif.
Türkçesiyle yönerge...
"Soyun!"
O ana elbisemizle gizlediğimiz,
vücudumuzun en mahrem yerlerini göstermek zorundayız.
Doğal olarak utanırız, sıkılırız.
Utanmak insan olmanın bir emaresi.
İşareti...
Bedenimizin mahrem yerleri olduğu kadar,
ruhumuzun da mahrem yerleri vardır.
Duygularımızın,
düşüncelerimizin,
hislerimizin,
bakış açımızın,
isteklerimizin,
beğenilerimizin,
nefretimizin...
Düşünceler, ruh tohumları, rasgele spermler
Yüzüyorlar tabiat anaya
Dev, kutsal vajinaya
Bilinçsiz kurbağa yavruları gibi
Ve çoğunu emiyor dev vajina
Bir işinde kullanacak gibi
Düşünceler, imgenin ustaları
Görkemli cennet tasarlayıcılar
Elma bahçeleri, çıplak kızlar
Sert, sulu düşünceler ve aşklar,
Cinsiyetsiz ve ırksız yüzüyorlar
Yakamozları esir almak için
Son buğulu mehtapta…
Düşünceler etli butlu
Renkli ve yüksek çözünürlüklü
Bedenlerde dolaşıp
Elektriği ete buluyorlar
Çoğalıyor, ölüyor, binlerce doğuyorlar
Aynı anda başka yerlerde
Aynı şekilde bin yıl sonra
Çıkıveriyorlar.
Çirkin, sevimsiz ve çoğu zaman arsızlar.
şiir;
ve ekşi erik yerken buruşan yüzün
serin bir gecede dolaşmak gibidir güzün.
bitti.
şiir;
açlıktan kazınırken ayazda midem
önümdeki sıcak çorbanın buğusuydun sen.
bitti.

Ayırt etmeden herşeyi yıkasam- yıksam..
Kirlileri ayırır gibi, bu renkli bu beyaz diyip yaşadıklarımı da ayırsam, sonra ön yıkamalı bir programda 60 derecede (p)aklasam hepsini..
Kezzap dökünce tuvalet taşına nasıl çıkar cızzzzzzztt diye bir ses, tüm mikroplar yok olur, ama gözün de yanar biraz, hele o koku hiç güzel değildir..Artık kezzaplarla yıkanmıyor tuvaletler, ace’li domestoslu oldu temizliklerde.Şimdi yaşananlarda kezzap kadar yakıcı değil, temizlik malzemeleri değiştikçe duygularda değişti, daha hijyen ve hırpalanmıyor artık ruhumuz..Tuz ruhu diyorlar dı adına BİR zamanlar, ruhsuz insanlar olunca temizlik bile ruhsuz şimdi.. Yaaa arapsabunu nerde kaldı, yerleri kayganlaştıran o miss gibi temizlik kokusu yerini, lavantalara, okyanus kokularına(sanki bilirmişiz gibi okyanus kokusunu, kaçınız gördü okyanus- ben görmedim) bıraktı yerini...Meyva kokulu sıvı sabunlar var artık, eskiden Hacı Şakir sabunları vardı, kocaman çocuk ellerime sığmazdı saçlarımı köpürtürken mutlaka düşüverirdİ:) Oysa şimdi binbir çeşitli SPA duş jelleri var, saçlarımızı yıkayınca yıldız gibi parlayıvereceğimiz kandırmaca şampuanlar var.. Parlatabilirler mi acaba içimizi, yaşanan İÇ sıkıntılarımızı, yada çocuk gülüşümüzü verebilir mi o bilmemne tarafından onaylanmış diş macunları..
Emekli SAT komandosu 65 yaşındaki Namık Ekin, Karadeniz’den Marmara’ya 52 kilometreyi sualtından yüzerek ’iki deniz arasında en uzun yüzme rekorunu" kırmaya hazır. Haberin detayı burada

Her daim güleryüzlü, insanları spora teşvik eden, insancıl, ülke adına ve spor adına güzel şeyler yapan bu güzel insana başarılar...

Hava kurşun gibi ağır…
Yağmur arsız…
Anılar ıslak, anılar yorgun…
Caddeler ıslak dışarıda.
Umutlar bekler meçhul bir faniyi. Kıyıda köşede gizlenen, yaşarken yaşamını sessizce içinden, Keşkeleri bitmiş, sankileri ile yaşayan bir faniyi...
Hoyratça harcanmış bir zaman var hayatımda. Yaşama ait ne varsa içimde, sırtımda taşıyorum geceleri. Pejmürde, yırtık pırtık ruhumla.
Çığlıklar dolarken bu kentin sokaklarına, duyan oldu mu fani sesimi acaba? Yoksa söylenecek söz kalmamış mıydı? … İçimden mi kuruyordum cümlelerimi artık?