Bir yere ait olma isteği var oldukça, insanoğlu hep yarım bir hayatın mahkumu olacaktır. Ait olma isteği tatminsizliğe dönüştüğünde ise mutsuzluğa adım atmak kaçınılmazdır. Objektif olabilme çabası (ki buna ütopya da diyebiliriz.) kalıcı sorgulama hastalığına yol açabiliyor ve tedavisi mümkün olmayıp; beyne format atma, düşünceleri mikser ile ezip buzlukta saklama, düşünebilme özelliğini yok etme gibi ütopik isteklere sebep olabiliyor. Hastalığın ilerleyen dönemlerinde “boş ver” kelimesini hayat felsefesi olarak kabullenip, beyin hücrelerinin yok olmasını aynı boş vermişlikle en ön sıradan izleyebilirsiniz.
Sinir, çeşitli etkenlerin vücuda uyguladığı baskı ile, insan biyolojisine etki eden bir tür histir. Siniri çeşitli kesimler ya da insanlar farklı şekilde yorumlamayı tercih etmişlerdir.
-Cinlerim tepeme çıktı.
-Gerim gerim gerildim.
-Başımdan aşağı -20 derece su boşaldı.
-Hücrelerim amuda kalkıp dans etti.
-Tüm organlarım beynime baskı uyguluyor.
gibi..
Sinirin çeşitli aşamaları vardır;
Birinci aşama: Kişi gözlerini kendi ebatından 3 katı büyüklüğüne denk gelecek ölçüde açar ve yanaklar eski rengine veda eder.
Başlık bir itham olarak anlaşılmasın lütfen. Ancak yaşadığımız çağın tanığı olduğumuz tarz-ı hayatın getirdiği menfi ve istenmeyen kazanımlarımızdan biri de ruh sağlığımızın bozulmasıdır.
Ekonomik,sosyo-kültürel,çevre,enformasyon araçları,gayri tabii gıdalar vs. tüm bu menfi etkenler bedenimizde sebeb olduğu tahribatın daha fazlasını ruhumuza yapmaktadır. Meslek icabı insanlarla birebir temas halinde olduğumdan, maalesef toplumumuzdaki ruhi rahatsızlıkların sanılandan çok daha fazla olduğu kanaati taşımaktayım.
İşin daha acı tarafı ise bu rahatsızlıkların sadece tek bir başlık altında, depresyon ya da stres başlığı altında isimlendirilerek, daha ağır vakaların gerek bilgi eksikliği gerekse böyle bir durumu kabüllenmenin zorluğu açısından gizli kalmasıdır. Bu ise kimi zaman çok acı sonuçlara sebeb olmaktadır.
Ruhi rahatsızlıklar hakkında toplumumuzun daha fazla bilgilendirilmesine önem verilmelidir. Bu konuda hem ilgili meslek erbabının, hem ilgili bakanlık yetkililerinin bir an evvel etkili ve geniş kapsamlı bir tarama ve hemen akabinde de evvela bilgilendirici daha sonra tedavi edici çalışmalara başlamaları şarttır.
Bu görünmeyen tehlikenin gerçekten farkına varmak gereklidir. İlköğretimin ilk devresindeki küçücük çocukların bile birbirlerine rahatlıkla çok büyük zararlar verebildiği gözönüne getirilirse, sebeblerin tespitinin ardından hemen gereken önlemlerin alınıp daha sağlıklı bir toplum için ne yapılması lazım ise yapılmalıdır.

.Ne garip .Karadenizde hamsi tuzlandığını biliyorum. Ama bebeklerin tuzlandığını ilk kez duydum.Aslında bu hata Adana veya Hatay tarafında yaşayan insanların mı ? yoksa onları aydınlatmayan devletinmi ? Hani her yere nasıl yetişecek diyecem ama elektirik faturalarından TRT için kesilen yüzde 2 lik pay hiç değilse bu millete bilgi olarak geri dönse.TRT birazcık ,vatandaşına borcunu ödemeli. Ben öyle düşünüyorum.17 ağustos depreminde hepimizin ruh sağlığı bozulmuş evlere giremiyorduk,ya insan yarım saat kendi halkının ruh sağlığı için piskolog'lu,piskiyatır'lı programlar yapar ama nerde diğer kanallar gibi reyting peşinde.Çocuklarımız tesadüf'en büyümesin.Tuzlanan bebekleri buradan okuyabilirsiniz
evet! kararımı verdim... 3938. kez karar verdim. bu sefer dönüş yoookkk... istifa dilekçeme bugünün tarihini attım imzaladım, koydum patronun masasına... bilmiyorum dilekçemle aralarında ne gibi bir diyalog geçiyor. yeter artık dedim.. yeter! gidiyorum arkadaş... gidiyorum... 20 yılım dolmuş ne yazar? ha ne yazar? çalış çalış çalış... aaaaaa bir yere kadar efendim... işin olur çıkamazsın... akşam paydos evine çıkacaksın dur toplantı... toplantı toplantı toplantı... toplanamadık ayol... olmuyooorrr... açacam köşe başında seyyar köfteci... ("kadın isterse" olur...) yoksa seyyar mantıcı mı olsun? aslında misss gibi ekmek bayii olsa ... dur ya dükkan bulmak lazım, sonraaa... kira, vergi, hem arada bir işim olunca dükkanı kapatacak mıyım? olsun buluruz bir çaresini. olmazsa yanıma bir çocuk alırım. ben yokken o bakar dükkana... ooooohh işler açılır vızır vızır ekmek satışı... belki iş büyür şöyle güzel bir lokanta ya da pasta salonu? neden olmasın? bir yığın çalışan. hepsi tertemiz... güler yüzlü.. sorunsuz... ama... ama .. ya işi arada bir kaytarırlarsa köftehorlar... yok annem hasta... yok karım çocuk ıvır zıvır... olsun arada onları toparlar toplantı yapar gözdağı veririm. yok öyle yağma... hepsinin maaşı sigortası falanı filanı triiinnnkkk yatıyo zamanında naaberr? ay bunlar benim sinirimi kaldırdı.. geç kalır erken çıkar uğraşılmaz kardeşim bu çalışanlarla... ne yapsam?.. bu işte hayır yok gibi... patron ne yaptı acaba.. dilekçemi dikkate almış mıdır? tüh hemen ne vardı dilekçeyi zırt diye masaya atacak. sakin ol sakin ol... yarın c.tesi sonra pazar... belki pazartesiye patron unutur gider.. neyse canım pazartesi bir şey olmamış gibi gelir otururum masama... offf offf bu hafta sonu geçmez... bak yine sinirim boşandı...