Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan 10marifet.org'da: "Çocuklarımız İçin Çerçeve Yapımı"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Etiket:

saçma hakkındaki yazılar:

\

Evet ilginç şeyler oluyor ?

Geçmişten çörekler çıkarıp yemeyi ne kadar çok seviyoruz... Hayatımızı sadece hayatımızı neden tüm çıplaklığı ve sadeliği ile yaşayamıyoruz. Birileri bizlerin sırtından para kazanıyor onlar oyun kuruyor bizler oyunun piyonları gibi bir birimize saldırıyoruz. Tamam herkes aynı görüşü savunacak demiyorum fakat insanların birbirini aşağılıyacak seviyelere düşmesinin sebebi nedir acaba (bize giren çıkan ekonomi kazığı) hariç her şeyi görüyoruz. Kazığı da görüyoruz ama kazığı çıkarmak için çaba gösteriyor iken kazığı daha da sokma gayreti belki de bizim ki Batsın bu ülke artık batabildiği en son noktaya kadar lanet olsun bu güzel ülkeyi bu hale sokanlara ve alet olanlara lanet okumak iyi değildir fakat insanların birbirine küfürle paslasmasinin yanın da benim ki nacizane bir öfke kalır yoksa başka bir şey mi ? Kazığın kanlı dibi belki de aç insanların evine ekmek götüremiyen insanların ev kirasını ödeyemeyeler ama yine de hayata belki de sırf gıcıklığına da olsa gülümsemeleri (belki sahte de ) ... burjuva piçlerinin varoş sakinlerinin kavgasının kazığı bir
\
gün ters tepecek. İslam dinini karalayanlar tıpkı o karanın için de sahte ışıkları ile kaybolacaklar. Peki ya o suçsuz insanlar hani koyun tabir edilenler onların suçu koyun olmak fakat çoban olup da ne yapıldı ki onların da çoban olmasını beklemek saçmalık olsa gerek. Bir gün Atatürk gibi birisi gelecek belki de umarım gelir Atatürk'ün devrimini yaşattığı en zor anlar da bile başarabilmiş ise şu zaman da o kadar daha zor olmayacağı kanısıyın dayım. Feytullah Gülen o bu şu sen kimsin ? Benliğin kime ait sana mı ? başkalarına mı ?

1 ahkam var

...ve bu, bildiğin gibi, hiç bir şey düşünmüyorsunu düşünüp duran beynime bir şok etkisi yarattı . kimseye faydası dokunmayan düşünceler geldi, arasında bir çocuk 17 yaşında kolunu kaldırıyor ayakta dimdik, sarışın kısa saçlı ve kolunu yere paralel getirdiğinde, dünyanın ağırlık merkezine yapmış olduğu sapma kadar değerli bir yazı yazmak da vardı . aklıma bir şey geldi .... evet nerde kalmıştık, hmmm, hah!, gerizekalı; insan, diğerlerinin zeki, kendisininse iflah olmaz 1 moron olduğu düşünerek, bu düşündüğü yöntemle nasıl sigarayı bırakabileceğini yazarsa...? düşünce: sigarayı bırakmak için çabalamadan ona başka bir düşünceyle nötralize etmek ve düşünmek, uslamlamanın kimyasal fizyljk ve biolojk bir hadise olduğunun ışığında vıdı vıdı... ama ben sigarayı bırakmak falan değil sigarayı içmek istiyorum yani kontrollü içmek bokunu çıkarmadan ziftlenmek istiyorum ki bunu yapanlar var amigdaλ, ki onlar doğal yetenek olabilir ve bunun için böyle bir yazıya ihtiyaç duymuyor olabilirler ama ben öyle değilim yani onlarla aramdaki fark onların doğal yetenek olmaları . insan için pek çok şeyin anλn yoksun olduğu gerçeği mucibince ve son bir aydır okuyup izlediklerim etkileminde sentezlediğim bu düşünce vardı...

0 ahkam var

herzamankisokak, yanımdaki kadının ne alaka karşımda olduğuna hayretle teessüflerimi üflerken kadının suratına, suratına hayalen, adamın biri almış gidiyor elinde iki boyut birden dikdörtgen alüminyum çerçevede, hırsız! diye bağırmak istesem de kadın, lafa tutmuş beni amansız bir donanma sahilde. ama dayanılmazı aşınca saldırılar kadının moulin rouge'una işaret parmağımı dayayıp kişotvari "sus bir saniye kadın!,,, adamı gör bak almış gidiyor iki boyutu birden, cak cak hâlâ halla alla!" hayır nerden söktüyse ırıspıçıcığı şimdi genişlerse delik önü alınmaz artık kaybedişin boyutsuzluğu existancialist esrarengizness düşünmeden bütün bunları. hayır hayır çalıp da ne yapacak ki, değeri nedir nerde bozdurulur bu boyut bilir mi ki de ki bu hırsız satacak bunu? hayır; kadını ansızın terkedip, peşinden koşmaya başlayınca, hırsızın, o kalan tek boyutu da ensemde hissettim, bir çeşit sağanak gibi, hani o yağmurun duvarı, bilirsiniz; son sürrat! önde hırsız arkada kızgın boyut! ortada, kalakalmama ramak kala ama kalakalmamaya çalışarak , koşmaya devam ettim biçare . geldik aşaa caddeye, kutsal hırsızlık masası şefinin yanından geçerken tut dedim şefine, adamın aklı fikri reçine, tut diye bağırdım hırsıza charlot kırpışı yaparken gözleriyle, bir de bunu görende, küfrü bastım ırıspıçıcığına, hırsızlık bakmaya gelmiş teyzelerin gözü önünde, tanesini 18 ytl'ye veren şefin masasının üstündeki hırsızlıklardan .

1 ahkam var

"birden bire çıkıverip gel / şaşırsın kalbim sesimden önce"
...
Ayşegül söylüyor...Ben dinliyorum...Üzülüyorum...
Kuzenim susuyor, ben susuyorum...
Biliyoruz ikimiz de çünkü...
Biliyoruz ki herşeyi unutturur bu gelişler...
Biliyoruz ki sevgi özlemle harmanlanınca daha da bir büyür, nefes aldırmaz insana...
Gelişlere dair umuttur insanı ayakta tutan...
Yine puff olasım var...Yine kaybolası var yüreğimin ve bedenimin...
Hayata gülümsüyorum...Evet, gerçekten de hala gülümsüyorum...Azimle.
Peki o neden bu kadar sevimsiz?
Babam her zaman "mantıklı" davranmamı salık verdi bana...Mantıklı olursan hayat kolaylaşır, dedi bana...Ben beceremiyorum ki...Üzülüyor babam hep bu halime, belli etmemeye çalışarak...
"birden bire çıkıverip gel / şaşırsın kalbim sesimden önce / ne güzel olur bilsen ne güzel / çıldırırım ben seni görünce"
diyor Ayşegül...
çok saçma konuşuyor bazen bu şarkıcılar...
salla gitsin...

23 ahkam var
tuttum
4

hell o

kuyruğuma alışamadım henüz, arkadan nasıl oluyorsa oluyor bacaklarımın arasına giriveriyor yürüken. uzun da namussuz, dengemi yitiriveriyorum. yürüdüğüm yer de öyle sayfiye yeri değil ki yalpalıyım da nassa basacak zemin bulurum diye düşünemiyor insan. etrafta uçurumlar, ateşten nehirler, zift dolu çukurlar. öyle bir yer. bütün bunların üstüne gözüme kaçan küller var. zaten üzgünüm, kahrediyorum, bağırıp çağırıyor, sövüp küfrediyorum. ama bilerek yapmıyorum. içimden geliyor, zaptedilesi şey değil yani. neyse işte böyle yürüyorum. yalnız da değilim oldukça kalabalık bir kafile. sarp kayalıkların eteğinden yol alıyoruz. arkamdakiler de az değil; ne küfürler varmış ben duymamışım diyorum. buraya gelince öğrenmek varmış ama geç tabii. çok geç.

1 ahkam var

sabah olmuş diye kalktı ama sonra gece olduğunu anladığı için kalktığını ve an önceki uyanışının rüya olduğunu sandığı sırada sabah olduğunu farkettiği zaman uyandı. etrafına bakındı, odanın ortasında ışık ve karanlığın bir zar gibi birbirinden ayrıldığını gördü. zar, odanın ortasındaki şövalenin tam ortasından geçmekteydi. burada bir tablo vardı, henüz bitmemiş.

doğruldu ve ketıla yöneldi, aydınlık tarafta. kıpkırmızı düğmesi ketılın, ketıl çalıştı, kahve uyandı, çıtırdadı; ketılın akıcı fransızcasını dinlerken kahve, habeşce ona cevap verdi de o anlamadı.
odanın karanlık tarafına geçerken elindeki sigara - izmaritlerin altında yatan küllüğün olduğu masaya bırakıp, tekrar aldığında dudaklarına külün pürüzlü tadını bırakan filitresi, iki parmağının arasında, pencereyi açtı. avizedeki ampul ve gökteki güneş aynı tuhaflıkla tam ortasından bölünmüş ve dairenin yarısını kaplayan karanlık, avucunu gevşekçe yumruk yapıp yarım güneş ile balkonu arasına tuttuğunda gri betona bir hilal şeklinde bir hüzme vuruyorlardı.

0 ahkam var
tuttum
8

15:23

15:23 . ardımda zaman duruyor . durduğum yerde, burada, dikildiğim ve beklediğim yerde, her arkamı dönüp kulenin saatine baktığımda kendimi her seferinde, yani aslında hep aynı seferde, orada, o zamanda , 15:23'te o saate bakarken donmuş buluyorum . yani, ardımda zaman, duruyor . hmmm . yani, ardımda, zaman duruyor . bunu düşünüyorum . ve yüzümü caddeye döndüğümde kırmızı ojeli tırnaklarını masmavi ve olanaksız bir göl evi manzarasının bulutlarına asmış, çantasıyla o güzel kadını buluyorum . her seferinde, takribi 20 dk.'lık bekleyişin sıkıntısıyla şişen ve gevşeyen pürüzsüz güzellikteki yanaklarla buluşuyorum . tarifsiz dudakları, üç adım ötemde,,, sipsivri topuklarıyla beton zeminde kalbime kadar ulaşan titreşimler yayıyor . tık tık tık . beklemeyi bıraktım . yalnızca onu seyrediyorum .

5 ahkam var

Gökyüzüne uçuyorum kanatlarım bomboş kanatlarımın arasına almak istediklerim elbet de var ama sı alamıyorum. Uçmak sonrası yamaç paraşütçüsü olup dönüp dolanmak istiyorum tikpi çevrende deli dolu dolanmışlığın gibi...
Dolanmışlık deyince senin beni doladığın dolambaç için dolanıyorum halen. Evlilik nedir ?
evlenmek istemek peki ama neden ?
bir insan neden evlenir, yuva, çocuk ve aile kaygısı için mi yoksa başka nedenler arar isek yanlış mı olur
Karaköy'e yıllar önce girmiştim orada ki banyolardan gelen abuk subuk yani iğrenç koku beni oraya bağlamak isteyen tüm zincirleri kırmıştı. Sevdiğim insanlar oldu millilik davalarını her zaman en üst seviye de tuttuk.
Seni istemek seni sevmek seni arzulamak
gerekçe ne peki ?
seks mi ?
Akşam taksim de dolaşırken zırt pırt polis çevirmeleri kimlik sorgulamaları usandırmıştı.
Tersledim polisi yeter dedim adım atamıyorum artık kavga etmek istedim Tarlabaşı ara sokaklarına girdim. Canım uyuşturucu istedi aklıma bir bara girip eğlenmek geçerken bir taraftan da saçma olan hayatıma saçma sapan duygular ekleme kaygısı idi benim ki
Canım sıkıl dı aksara'a indim sevişmek istedim birden öyle işte telefon açtım madam pezevenke reina vardı sordum orda mı diye
gicik bir pezevenkti kendisi bir keresin de dövecektim adı himm yıldız güneşin olmak istedim bir orospunun gölgesin de
düşündüm bu da yanlış geliyor du bana mantıksız yaşamak istemek mantığın dışına çıkmak ters gelen dünya hayatının tersliği için de kaygılanmak
Yok yok şaka kaygı yok tasa yok hiç bir şey yok aslın da hayat yok hayatı hayat yapan bizler hayatı mahvettik. Tebrikler
Sonra OteLe gittik yatağa oturduk yaktık bir sigara o da istemişti ona da verdim sigara çok içten çekiyordu dudaklarımı dudaklarına
sonra banyo yaptım ama yine de kendimi temiz hissetmedim
Yanlışlar yapılıyor hayat geçiyor kavramlar yok oluyor du
o geldi ve bana bir öpücük kondur du
tekrar çıktım bara gittim
kafam iyi idi sarhoş olmuştum ve en üst seviye de uçuş modu ile yolculuğa çıkmıştım.
Benimle gelirmisin ?

1 ahkam var
Etiketler: , ,

O kapının önünde durup da öyle üzülür gibi yapma! Çok aptalca bu yaptığın…Hatta komik!
Arkandan ağlayacağımı falan sanıyorsun, değil mi? Asla…Ne ağlayacağım, ne de sızlanacağım seninle harcadığım zamana…Aksine, derin bir nefes alıp, şükredeceğim yeniden başlayabileceğime.
O kapının önünde durup saçma sapan veda sözleri söyleme! Şu ana kadar dinlediklerim yeter de artar bile! Çek kapıyı ve çık işte…Ne demek “Kendine iyi bak…” ? Ne kadar aptalca bir temennidir bu! Kendimi severim ben bilirsin. Elbette iyi de bakarım, senin hatırlatmana gerek yok ki! Off, tamam yeter! Tamam, çok kahve ve sigara içmeyeceğim! Belim açık gezmeyeceğim, üşütürüm yoksa. Tamam, onu da biliyorum; herkese güvenmeyeceğim! Yeter, sus artık!
O kapının önünde durma diyorum sana! Ya çık git, ya da bırak ben çekileyim odama…Seni çizdiğim resmi yırtıp atıp defterimden, yeni, bembeyaz bir sayfaya, renk renk umut çizeyim izin ver de…
Yoruldum artık…Bakma yüzüme öyle “sözde” yaşlı gözlerinle…Ben iyiyim…
Kapıyı sert kapatma ama çıkarken…Kalbim yeterince gürültülü şu anda…Sessiz çık. Nefesini de al…Kokunu da al…Hatta şurada bir yerlerde şemsiyen vardı, hani kırıldı ya geçen gün biz yağmurda yürürken…Onu da al…Gözlerini sakın unutma! Ne unutursan unut, ama onları sakın ha! Dur bir dakika…Tenimde izin kalmış; onu da vereyim de öyle git…
Artık git…Kapının önünde durma daha fazla!

49 ahkam var

Mim Nehri

geri »

Arama

Merhaba

hafif.org enteresan şeyler araştırıp, birbirimizle paylaştığımız bir topluluk blogudur. Aynı zamanda gelirini yazarları ile paylaşan pillinetwork'ün bir parçasıdır. isterseniz siz de katılabilirsiniz.
pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu