
Yazıma ilham veren dosta teşekkürler..
Hepimizin çocukluğundan kalma replikler, imgeler vardır hafızalarımızın bir köşesinde. En zayıf anlarda kanayan düşler gibi sızıverir bilincimizin kapalı kapılarının altından gözlerimizin arkasına doğru usul usul. Benim aklıma gele gele atlara olan düşkünlüğüm geliyor. Nasıl da sağdan soldan fotoğraflarını toplardım ve et ürünlerine fon ayıramadığımız zamanlarda tavuğu bile yeni yeni tanırkene “baba çiftliğimiz olsun ve atlarla dolu olsun” gibi sözlerle babamın içinde derinlere bir sızı iliştirirdim o zamanlar farkında olmadan. Gün batımına doğru atımla yol aldığımı hayal ederdim, saçlarımı arkaya savurup. Geniş arazilerde çiftliklerde özgürlüğe başkaldırışlarını, hırçınlıklarını tüm asaletleriyle harmanlayıp koşuşlarını seyrederdim hayran hayran. Atların size düşündürdüklerini sıralar mısınız diye sorsam eminim çoğunuzun aklına ilk o büyülü sözcük gelecektir. Özgürlük… İnekler önde atlar arkada diye bir söz söylemişti biri kimdi o, neyse o konu başka karışmasın.
Bütün bu iğrençlikler birikiminde yaşarken 'aşk' süslüyor dünyamızı. Ve biz memnun değiliz ondan... getirdiklerinden götürdüklerini çıkarıoz parçalara bölüoruz barajlar çekioruz aramıza... Saldırıyoruz Hiroşima' ya döndürüyoruz aşkı.. Ve sadakat'le saldırıyoruz Sadakat en güvendiğimiz bombamızın adı....Aşkı bir vücuda zincirleyen bir terim gibi.. Zorbalıkla kişiyi isteklerinden yoksun bırakan herhangi bir silah gibi.. Hiç anlayamadığım ve belkide hiç anlamak istemediğim bir alışkanlık... Ama yinede olduğu gibi saygı duyuyorum sadakatin kendisine .. Her ne kadar sadakatin ortaya çıkışını aşka bağlasakta zıt kavramlarmış gibi geliyor bana.. Birde biz insan niteliği taşıyan insanların , insanları insan niteliği taşımakla suçlarkenki gibi komik yaptırımlar uygulamasınada şaşıyorum sadakate...Aşkı tek başımıza sahiplenirken ihaneti 3 kişiyle taşıyoruz..Ve aşkla sadakatten aynı cümlede bahsediyoruz.. demokrasi gibi aslında nereye çeksen geliyor. Yinede geniş bir kitle sadakatiyle birlikte almış başını gidiyor...
En iyi bir kaç arkadaşımın sevgilileriyle birlikte olduğum için kendi kendime uydurduğum bir savunma mı bu?

Karanlik karanligi cekermis , aydinlikta aydinligi.... Aydinlik karanliktan neler cekti gizli sakli.
Karanlik cazip bir davetti, etkin bir büyüydü sanki.... Maske üstüne maske geciren bir yüzdü o,
yalandan beslenen hilebaz, hisleri kullanan sahirdi..... Aydinlik ki bunlari dagitmak icin vardi..
nihan olani asikar etmek icin, egri adina ne varsa dogrulamak icin..... İhanet- yasak örtüslerin
tercümani oldu hep, yalnizca sadakat keskin kiliciyla boynunu vurabilirdi onun..... Dilekler dile
geldi bir bir....Özlemler öze dayandi....can canani .. karanligin ölüsü.. hakikat sahiline vurdu..
kelimelerin hepsi isik kesilsin birer birer, kötülük kalbinden vurulsun.... düsünüyorum
..düsündügümü düsünüyorum...unutmamisim..unutsa idim unuttugumu unutur hatirlayamazdim, demekki
unutulmuyor..
(Kemerlerinizi bağlayınız)
Artık içtiğim biranın bile üzerimde etkisi yok sanırım. Sadece azcık başım dönüyor. Halbuki ya gülme krizim tutmalıydı ya da ağlamalıydım doya doya. Şimdi ise içiyorum içiyorum içiyorum,geberene kadar..
Bulamadığım ve asla beceremediğim kadınlığımı arıyorum bira şişemin senin dudaklarını andıran kıvrımlarında. Ve yok,yok,yok. Becerememişim hiç kadın olmayı. Hiç oturmayı kalkmayı bilememişim,nerede susup nerede konuşacağımı,saçmasapan romantik dizilere kanmamayı bilememişim. Peşimden koşturtmamışım erkeğimi. Kapısındaki kedi diye bahsetmiş annesi benden. Halbuki ben sevdiğimden gelmişim penceresinin altına. Çok bunaltmışım, erkeğin sahip olması gereken özgürlük alanına fazlaca girmişim ve sadece bu yüzden terk edilecekmişim. Kim inanır değil mi? Ben hayaller kurdum bu erkekle. Sadece güzel gözlerine sıcak tenine kanmadım. Karakterini sevdim. Hatta çapkınlığını bile sevdim. Peşinde acaba birileri varmıdır diye koşturmayı bile sevdim. Ona yazdığım yazıları bir gün derleyip kitap yapacağımı, cebimde son param kalsa da bu kitabı bastıracağımı ona hiç söylemedim. İlk ona göndereceğimi bilmiyor. Evlenmeden de karı koca olunabileceğini öğretti bana bu adam. Şimdi bana benden vazgeç diyor. Nasıl? Etrafımda sürekli ondan birşeyler görerek mi unutacağım? Tüm eşyalarını geri versem, evime sinen kokusunu yok edebilecekmiyim? Gözümden sakındığım adamı yaban ellere nasıl bırakacağım? Dudaklarıma nasıl başa dudak değecek? Nasıl olacak bu? Bugun 1,5 yıllık ilişkide 'sen benim için ne yaptın ki?' sorusunu duymuş insanım ben. Anlatılırmı bunlar? Anlatılmaz. Etraftakiler bilir. Başkalarına söylenmez yapılanlar. Sadece o bilir. Ya değerini bilir ya da bilmez.
Daha ne diyeyim ya? İyice hafifledim diyeceğim yalan olcak. Paylaşınca azalıyormu sanıyorsunuz derdiniz? Yalan bu, kocaman yalan. Bak hala ağlamıyorum. Belki de votka lazımdır, bira yerine....
(not: burada yazılanlar hayal mahsulü olup gerçekle yakından uzaktan alakası yoktur. Kemerlerinizi çözebilirsiniz..)
Seni çok seviyorum..
Seni, dinlediğim duygusal parçaların eşliğinde ağlarken seviyorum. Sebepsiz, sırf dinlerken aklıma sen geldiğin için..Seni, senin kedileri sevdiğin gibi seviyorum. Üstüne titriyorum ve sevmeden geçmiyorum. Seni, artık eski Türk filmlerinde kalmış olan romantizmle seviyorum. Günümüze kendimi adapte etmeyip, yozlaşmadan, sadakatsizlik yapmadan seviyorum. Seni, bütün dünyanın keşke duysa diyebileceğim büyülükte bir aşkla seviyorum. Seni kahveyle seviyorum, içindeki şekerimsin, hayatımdaki tatsın diyorum. Seni, keşke üstüne nazar boncuklarından elbise yapabilsem diyecek kadar çok seviyorum, korusunlar seni diye. Seni, yastığıma sinen kokunun yetmezliğinde arıyorum, sen varsın orda diye yastığımı da seviyorum. Seni, o kliplerde gördüğümüz, kocası ölmüş olan kadınların hala masaya bir tabak daha koyduğu aşkla, kocasının giysilerini öpüp kokladığı aşkla seviyorum, bunları yaşamaktan korkuyorum. Seni, hiçbir zaman benim için böyle yazılar yazmayacağını bilerek, ama kimsenin duyamayacağı aşk sözcüklerini hep kulağıma fısıldayacağını bilerek seviyorum,o yüzden hiç üzülmüyorum. Seni, hayatıma girdiğin ve babamdan sonra sevdiğim ikinci adam olduğun için seviyorum. Seni, 'gösterme duygularını ona' 'acı çektir,kanırt' diyenlere inat tüm doğallığımla, oyun yapmadan seviyorum. Seni, bana sigara içirtmediğin, ömrüme ömür kattığın için bu hayatı daha bir hevesle yaşayarak seviyorum. Daha ötesi var mı?
Ben seni böyle seviyorum...
Kimse sadakat yeminleri etmesin
demiş sayın Tamer Karadağlı.Zannedersem herkesin kendisi gibi olduğunu sanıyor.İnsanın eşine sadık olması kadar doğal ne olabilir ki!Komik.İzleyicisine çizdiği imajı bence darmadağın etti.Geçtiğimiz haftalarda da Hüsnü Şenlendirici olayında yine üçüncü şahıslar tarafından dağılmış aile görüntüleri vardı.Çiftlerin arasına giren üçüncü şahısların rolü ise hep aynı, masumu oynuyorlar.Pes doğrusu!Peşpeşe yaşanan dağılan yuva haberleri bu aralar gündemi pek meşgul etmekde.Ne yazık ki iki yuvada da hayata henüz yeni başlayan minicik bebişler var.Benim anlayamadığım eşinizi bu durumlarla karşı karşıya bırakırken,onları insanların gözüne soka soka aldatırken,dünyaya yeni bir bebek getirmek niye?Onların suçu ne?
Evet biz kadınlar, bizden korkarım ben!
Bu tabiki kişisel tercih ve düşüncem, kimse katılmak zorunda değil.Zaten kimse katılsın diye de yazmıyorum. Sadece benim etrafımda gördüklerimi paylaşmak istiyorum.
Ben kadınlardan çok korkarım. Bunun ne demek olduğunu anlamaya çalışırken lütfen erkeklerden korkmak eylemiyle karşılaştırın. Örneğin şu dünyada büyük bir sırrımı bir erkeğe mi yoksa kadına mı açacağımı sorsalar, erkek derim çünkü kadın kısmı ağzını tutamaz, zaten çok konuşur, paylaşmayı sever ve en vahimi kötü niyetli olabilir.
Kadınlar erkeklerden hep daha fazla kıskanç olmuşlardır. Mesela bir erkek bir erkeği özellikle statü ve maddiyat konusunda kıskanırken bir kadının bir kadını kıskanması için çok daha fazla sebebi vardır: Karşı taraftaki statü,maddiyat,güzellik,aşk,mutluluk,kıyafet vs..
Ayrıca kadın sadece kadını kıskanmaz erkeği de kıskanır. Bana şu dünya üzerinde herhangi bir kadını kıskanan doğru düzgün bir erkek göstersenize. Erkekler yapmaz çünkü özgüvenleri tam ama kadın hep yarım,ya da parçalanmış. Birşeyler hep eksik.. Aslında böyle tamamlayamayacağını da bilmesi lazım ama bilmiyor..
Mesela kadın çok güzel iftira atabilir. Maksat ayak kaydırmak olsun. Sebep ister mantıklı ister mantıksız olsun. Sizi işinizden ve mevkinizden çok kolay edebilir. Hele hele bir de Türk toplumunda bu çok daha kolay olur. Kanunlar kadından yana. 'Bu adam bana tacizde bulundu' dedi mi zaten olay bitmiştir. Bu işten %90 erkek zararlı çıkar. Bakınız fitiradan bahsediyorum. Ya da daha basit bir örnek verelim. Diyelimki bir kız bir çocuktan hoşlandı ama çocuk yüz vermiyor. eğer abisi varsa gidip abisine çok rahat 'bu çocuk bana asıldı' deyip çocuğu dövdürebilir. (Abi kesin inanır zaten, erkekler asılır ya!) Ya da yine kız çocuğu beğeniyor ama çocuğumuzun kız arkadaşı var. Ortaya çıkan durum hasetlik. Aşkı çekemeyen kadın bu ilişkiyi bitirmek için elinden geleni yapabilir. Mesela şu durumu düşünsenize. Hep kayınvalidelerden yakınılır neden elle tutulur bir tane kayınpeder vakası yoktur(mutlaka vardır ama genellemelere bakın) Kayınvalidelerden çeker hep gelinler yada evlilikler, ya da zaten yüzük takılamadan biten ilişkiler.. (kayınvalideler birer kadındır,unutmayınız, oğullarını kıskanırlar)
Bu yüzdendir ki bir kadın bir kadını herzaman erkeğin onu tanıyabileceğinden daha fazla tanır. Kadın, kadından gelebilcek tehlikenin hep farkındadır, çünkü kendide bunları yapmıştır ya da yapabilir.
Burada yazdığım şeyler hep kötülemek gibi gelebilir size ama bu kötü tarafından baktığım zaman gördüklerim. Elbet iyi yanlarımızda vardır ama siz yeter ki kadınların şeytanlıklarını görmek isteyin. İşte görmeyi istemede biter iş.
Yılandan korkmam ben kadından korktuğum kadar...
Bir erkeğin evliliğe hazır olup olmadığını anlamanın birden fazla yöntemi vardır mutlaka (Adamın size gelipte direkt evlenme teklifi etmesi hariç) :)
Sevgilinizle ilişkiniz ilerledi,1,5 belki 2 yıl oldu. Ciddiyet dizboyu.Artık sizde bekliyorsunuz belkide harekete geçmesini. Günaşırı yada 2 günde bir görüşüyorsunuz. Yine o günlerden biri.. Onu görmek için yanına gittiniz, onu özlediğinizi söylediniz ve adamın verdiği karşılık: 'Daha dün görüştük'
İşte böyle bir adam kanımca evliliğe hiç ama hiç hazır değildir. Çünkü birini hele hele bir kadını hergün görme fikrine tahammül edemez. Bu adam akşam üstleri işinden çıkıp eve gelecek(dışarda arkadaşlarla geçirilen geceler hariç) neredeyse tüm akşamlarını evinde KARISININ yanında geçirecektir. Aman tanrım ne büyük bir felaket dimi? Hergün o kadın, hergün o kadın. İşte bunun bir felaket olduğunu düşünen erkekler zaten daha ilişkinin içindeyken yakayı ele verir ve yukardaki cümleleri ederler.
Düşünün Allah aşkına, sevgilisini sık görmeye dayanamayan bir adam nasıl olurda onunla evlenir? İşte böyle test edebiliriz değil mi bir erkeği?
Siz ne düşünüyorsunuz? Haksızmıyım?