
Güneş dağların başını yeni yalıyordu. Oğlunu başucuna geldi Döne Ana... Oğlum Hasan! dedi usulca. Kıyamadı uykusuna yavrucağın. Alçak sesle yeniden, Yavrum Hasan! dedi. Geç kalmamalıydı değirmene... Sular azdı bu mevsimde. Su değirmeni ağır çalıştığından, değirmen önünde sıra olurdu. Geç kalırsa, akşama kadar beklemek de vardı... Bıraksa uyusa yalnız kalacak yaşta değildi ki Hasan... Konu komşu herkesin de işi vardı. Kimse bakamazdı. Ablaları tarlada babaya yardım edeceklerdi. Harman da vardı daha...
Harman, tarladan getirilen ekinler, uygun düz bir harman yerinde serilir. Üzerinde, hayvanların çektiği düvenle ezilir. Ekin sapları saman haline gelir. Başaklar ezilir taneler dökülür. Samanla karışık harman bir öbek yığılır, çeç yapılır. Rüzgarda savrularak samandan ayrılır. Günümüzde modern makinalar harman yapmayı kaldırmıştır artık.

Yaklasik 10 mil sonra disaridan baraka gibi görünen iki benzin pompasi olan bir yerde durdum…iceride su amerikan filmlerinde bolca gördügümüz cinsten enteresan hayvan iskeletleri , bufalo kafalari ,rüya yakalayicilar ici doldurulmus sahin yada kartal cinsi kuslarin bol miktarda asili oldugu minik bir bar,….aciiiiiiiiz ve iyi bir filitre kahve lazim hepimize..daha yer bulacagiz cadirlari acacagiz…ates yakip yildiz seyredecegiz ….
Bu yazıda dostlar, yaratılmışların en şereflisi "insan" ile hakaretlerimizde en başta söylediğimiz "öküz" arasında bir mukayese yapalım istedim.
Öküzler…