
Kus hadi…
Kurtul!
Daha fazla bekleme buralarda. Yıkımını seyretmeye geliyor kargalar. Üstelik çirkin örümcekler her yerde.
Kus hadi…
Kurtul!
(…)
Derin bir girdapta buhranlar içinde boğuşan beynimi mi kusayım? Alsınlar götürsünler beni. Yorgunum, uçamam ben.
Bir de hiçbir gizemi yok yaşamın. Garip şey, böyle laflar etmezdim ben.
(…)
Alnına sinekler konarken mi değiştireceksin dünyayı? Düş kurmayı bile beceremiyorken. Eğer şimdi kusmazsan, bir daha beni duymayacaksın. Her gece sancılarının koynunda yatacaksın kanlı gözlerinle. Kendi ellerinle boğazlayacaksın benliğini.

Çırpınır durur içime akıttıklarım. Hâlâ bekliyorum. Bir gün gelecek ve bu tutsaklığım bitecek. Özgür olacağım. Tıpkı “şeyler” gibi… Hımmm… Şeyler gibi canım. Özgürlüğü doyasıya yaşayabilen ne vardı ya…? Çıldırtmayın adamı!
(…)
Adımlarımla yoruyorum yolları. Sağımdan solumdan insanlar geçiyor. Soluk yüzlüler, çirkin suratlılar, tedirgin gözlüler, aylak bakışlılar, kahkaha atanlar, ömür törpüleri… İçlerinden birini yolundan çevirip özgürlüğü sorsam, diyorum. Gülüp geçiyorum. Sonra gülüp geçtiğim için uyumadan önce kendime kızacağımı hatırlıyorum. Yürümeye devam ediyorum. Adımlarımla tutsaklığımı aşmayı deniyorum. Hiçbir işe yaramayacağını bile bile. Hiçbir işe yaramayacağını bile bile bir şeyler yapmak bazen haz verir insana. Kendini aldatma zevki. Buyur burdan yak!

Savaş bu…
Derince
Kime karşı?
Niye?
Nereye kadar?
İnanmak yeter mi?
Kendine
Doğrulmak yeter mi?
Dövüşmek için
Susmak yeter mi?
Bilgelik için
Rüyalar yeter mi?
Dinginlik için
Savaş bu…
Delice
Kim başlattı?
Neye karşı?
Nasıl?
Yalnız
Bir hınç var
Ya da kin
Kanımda.
Zehrini kussam
Dağılır mı bu duman?
Kaybolur mu benliğim?
Korkuyorum
Savaş bu…
Sessizce
Altta mıyım?
Üstte mi?
Mağlup muyum?
Galip mi?