İşe geldiğimde kahvaltı ederken buldum ofistekileri…sarIyer börekçisinin tel, tel kıymalı böreği ve yanında ona eşlik eden tavşan kanı çay…börek tekliflerini geri çevirip sadece çay aldım masama ilerlerken..yok yok, diyette falan olduğumdan değil, kalktığımdan beri kendimi bir acaip hissediyordum..mideme kramplar giriyor kalbim taşikardi olmuş gibi küt küt atıyordu…kendimi hiç iyi hissetmiyordum hiç…gün boyu telefonlarla isteksizce konuştum, hemen her gün girdiğim hafife hiç göz atmadım, gelen misafirlerim tarafından pek suskun ve düşünceli bulundum..algılama yeteneğim dibe vurdu, aklımdan geçenle ağzımdan çıkanı bir türlü dengeleyemedim…öğlen yemeği yemedim, bol miktarda kahve tükettim…gün boyu süren huzursuzluğum çıkma saatine yakın daha da arttı..biliyordum elbette nedenini, akşamın derdi gündüzden gerdi durumlarındaydım ben bugün…

HERŞEYİN BAŞLANGICI
Çocukların gamsızca, düşüncesizce dışarıda oynadıkları, koşup durdukları saatler Schiller için dışarı çıkma saati hiçbir zaman olmamıştı. Bu sebepten dolayı genelde o, akşam saatlerini tercih ederdi. Etraftakiler bu garip, suratı asık adama pek alışamamışlardı. Kimisi korkuyor, kimisi zararsız olduğunu düşünüp ara sıra karşılaştıklarında sohbet etmekten kaçınmıyorlardı. Aslında bu zamana kadar kimseye zararı dokunmamıştı. Somut birşey yoktu ortada. Görenler sadece onun yüz ifadesinden kızgın bakışlarından yola
çıkarak onun zararlı, çok tehlikeli bir adam olduğunu düşünüyorlardı.
Sarılma eyleminin uygulandığı durumları görmek canımı sıkılıyor. Hemen hemen bütün rutin karşılaşma ve vedalaşma seramonilerinde var.
Atalarımızın bu eylemi nasıl keşfettiklerini ve nasıl anlamlar yüklediklerini düşündüğümde içim kan ağlıyor (eheh.).
Gerçekten.
O insanlar sarıldıkları andan itibaren bütün gezegene ve çevre şartlarına ve etkileşim mecburiyetlerine sırtlarını dönüyorlardı. Herşeye.
Sarıldıkları şey hariç.
Hissettikleri yoğunluk, bu hareketi günlük işlerliklerinin içine empoze etmeye yönlendirdi onları.
Tamam. Ama tadında bırkamadık herzaman olduğu gibi.
Aslında Karadeniz'de veya başka herhangi bir denizde kıyılarda sıkça rastlar hatta elimize alır incelerdik.Oysa Ege ve Akdeniz kıyılarında zehirli deniz analarına rastlandığını geçenlerde bir arkadaşımdan duydum.Hatta ayağına sürülmüş ayağı mosmor olmuştu.Eşi de eliyle ovalamış acı daha çok yayılmış,eşinin eline bile aynı acı geçmiş.Ben de araştırdım gerçekten Akdeniz ve Ege denizinde bu zehirli deniz analarına rastlamak mümkünmüş.
