fakir mefkud'unuzda herkesin kese hacmine göre şerbet sunacak altyapı olmadığından kelli tepkisel, sezgisel, ezgisel, linçsel cümlelere karşı önlemimi aldım.
evet, kime ne benim nasıl bir vedayı kendime münasip görmemden!...
sahi, güneş tecelli nerede?
eyvah, yazı 100'ü buluyor "gerçek"e dönmem lazım!
hafif'i sevdim, hafif'i hafifsemedim; benimsedim.
benimdi sesim. sesiniz nefes oldu yazdığım yazılara; yel oldunuz, ister bir veda yazısı yazarım, ister hiçbir şey yazmadan ayrılırım...
delikanlı adam ağlamaz, delikanlı adam pelikana tecavüz eder! edelim arkadaşlar! hep beraber!

Bu kısacık ısınma turundan sonra konumuza geçebiliriz. Meşhur Kamkars Kardeşleri Harbiye Açıkhava’da dinlediğimde çok şaşırmıştım. Kanuna benzeyen bir alet çalıyorlardı. Tınısını çığlığa benzetmiştim. İnsan çığlığı değildi bu ses. Hayatın, çocukluğun, doğanın çığlığıydı. Sonra birkaç hafta önce İstiklal Caddesinde yürürken bir gruba rastladım. Felaket yağmur yağıyordu ve buna rağmen santuru çalmaya devam ediyorlardı. Sonra Feyruz'un şarkılarında santuru duymaya başladım. Santur en eski çalgılardan biri ve vurmalı çalgılar arasında yer alan bir enstürman.
Biçim yönünden “Kanun”a benzeyen bu çalgı, Osmanlı müziğinde uzun yıllar kullanılmış. Ancak Türkiye’de, belki de müzik sistemimize uygun bulunmaması gerekçesiyle bir dönem unutulmuş. Yirminci yüzyılın başlarından sonra bu çalgıya bir ilgi olmuş ancak bu da oldukça sınırlı kalmış.