Herkesin kendi dünyasında yaşadığı kesin. Herkesin kendine ait gerçeklikleri olduğu apaçık ortada… Bu konunun üzerine gidildiğinde, filozofların, din adamlarının ve bilim adamlarının durup başka bir işe yöneldikleri korkma noktası hemen hemen buralarda bir yerdedir. Tüm insanlık ortak bir evrende yaşadığına inanmak ister ve bütün yaşanılanların kendisinden ibaret olduğu düşüncesi insanları korkutur. Korkuya yenik düşmeyi bir tercih gibi gösteren nihilistler de tam olarak bu noktayı geçebilmiş değildir. Gerçeğin peşinden koşan insan kendi farkına vardığında ve gerçeklik denen şeyin bile herhangi bir insan düşüncesiyle yaratılabildiğini kavradığında, panik haline girer, yeniden (sıradan da olsa mutlu) insanlara katılmak ister. Kendini kandırmayı en iyi şekilde başarabilen insanlar her zaman başarılı, huzurlu ve ideal insan tipi olarak gösterilir. Öyleyse hayat bir bakıma kendini kandırmaktan ibarettir.
Uyanıkken yaşadığımız her olayı bilinçaltımızda tuhaf senaryolara çeviririz ve uyuduğumuzda bu gizli filmleri izleriz. Beynimiz her rüya görüşte şizofren bir şekilde ikiye ayrılır. Rüyayı görürüz ama senaryoyu yazan kişiyi tanımayız. Senaryoyu yazan gizlenmeyi, rüyayı gören ise kendini kandırmayı sever. Bunlar karşıttır. Tek bir bütünün iki kutbundan ibarettir insan düşüncesi.
Son zamanlarda ekranlarda dizi furyası aldı başını gidiyor. Sanırım artık tam anlamı ile öğrendi televizyoncularımız dizilerin ne kadar büyük bir getirisi olduğunu. OLsun, geç olsun da güç olmasın demiş atalarımız, geç oldu; bu arada bazı oyuncular açlıktan kendilerini kaybetti, nazıları yaşamlarını yitirdi, bazıları başka mesleklere geçti ama, olsun.
Televizyon izlemenin eski tadını alamayanlar, dizilerin müdavimi olanlar, başka işi olmayıp televizyon izleyenler ve bu sektörden ekmek yiyenler oturup düşünüyorlardır sanırım,bu kadar çok dizi çekiliyor, bunlara nasıl ilgi çekici isimler bulmalı diye. Geçenlerde yazdığım bir yazıda dizi karakterleri için isimler önermiştim, arkadaşlar da katkıda bulunmuşlardı.
Son zamanlarda en çok okuduğum kitaplar arasında yerini alan "Yolculuk Nereye Hemşerim" gerçekten mizah adına önemli bir kitap. Yazarı Gülse Birsel'in , kendine has yorumuyla , olaylara bakış açısıyla , anlatım hakimiyetiyle oluşan bu kitap insanları stresli ortamlarından alıp götüren , kişilerin yüzlerinde tebessüm oluşmasını sağlayan bir yapıya sahip. Yazarın Avrupa Yakası'nı yazarken gösterdiği başarı kitaplarında da devam ediyor. Bu anlattığım kitap yazarın 3.kitabı olmakla birlikte ilk iki kitabı (sırasıyla) "Gayet Ciddiyim" ve "Hala Ciddiyim" dir. Gülse Birsel benim bildiğim kadarıyla (eksiklerim varsa bağışlayın) yazarlık dışında gazeteci, senarist vasıflarınıda taşıyor. Üç kitabını da okuyan biri olarak kitap okumayı seven herkese tavsiye ediyorum ..

Bir akşam televizyonu karıştırırken, bir diziye denk gelmiştim. Sahnelerin birinde mini etekli bir bayan ve arkadaşı vardı. Film bu ya kızın arkadaşı bayılıverdi. Mini etekli bayan, ilk yardım yapamadı veya senarist bunu uygun görmedi. Bu bayan, arkadaşının yere düşmesiyle birlikte çaresizce etrafa bakmaya ve etraftakilerden yardım beklemeye başladı. Neyse ki birileri bayılan gence yardım ettiler. Kızcağızın, o kadar kısa bir etekle yere eğilmesi, rahat hareket etmesi ve ilk yardım yapması mümkün değildi. Mümkündü ama sanırım “şık” olmayacaktı.