Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan yenimecra.org'da: "Dramalı kremalı hayat"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Etiket:

senaryo hakkındaki yazılar:

tümü gösteriliyor, sadece ön sayfa yazılarını görmek için tıklayın
tuttum
0

Beyaz Perdenin Korkusuz Yönetmenleri

tuttum
16

Çalı Serçeleri

\
...

Saatime bakıyorum. Uçağın bir saat önce alana indi. Tahminlerime göre birazdan burada olacaksın. Önceden rezerve ettiğin otelin karşısındaki otoparktayım. Aracın yanındaki çalılığın üzerine tünemiş birkaç serçenin cıvıltısından başka bir şey duymuyorum. Araç soğuk. Çok soğuk. Öyle ki parmak uçlarım sızlıyor. Yine de sen gelene kadar böyle bekleyeceğim. Bu sızı kalbimin sızısını bastırıyor. Anlayacağın bana iyi geliyor. Etrafın grisi, sisi ve pusunun, şu an bana içimdeki pastel tonlarını almış renklerden daha iyi geldiği gibi. Duygularımın üzerini sanki kalın bir toz tabakası kaplamış. İçimden birine dahi dokunmak gelmiyor. Artık gerçeğin acı ve yalın halini seviyorum. Senin evden bir yolculuğa çıkar gibi gittiğin gün, bu ilişkinin sürüncemede kalmış halini düşünürsek, daha kabul edilebilir en azından!

43 ahkam var
tuttum
7

Kasırgalar

\
...

Doluyorum yeniden... Çok yakın, hatta herşeyin olmasına neredeyse beş var! Bu kadar boş bulunman sana hiç yakışmıyor. Şifreleri çözdükçe herşeyin birer birer fişini takıyorum. Işıldıyor ortam. Nasıl da aydınlanıyor! Görüyorsun ama gözlerini yumuyorsun, görmezden geliyorsun. Farkındayım. Benim fişimi takmadığın için oluyor bütün bunlar. Enerjinin önünü tıkadığın için oluyor. Alışmış yollarını rüzgarların, kesmeye çalıştığın için oluyor. Önüne set çekmeye çalıştığın fırtınalar, kasırgalar... Susarak, sinerek, unutturmaya çalışarak!

13 ahkam var
tuttum
4

Çok zor, çok despot: Yavuz Turgul

züğürt ağa
züğürt ağa

Çok zor, çok despot: Yavuz Turgul

Kahraman Çayırlı

Ne kadar da sert! Bozar etrafındakileri. Hatta ağlatır. Kimselere röportaj vermez. “Vay be, konuştuk onunla, konuştuk işte” diye çığrınırlar onunla röportaj yapabilenler. Zor adamdır vesselam.

Sultan filmini izlemeye başlayıp da bırakabileniniz var mı? Türkan Şoray'ı, Bulut Aras ve Şener Şenle buluşturan mükemmel öyküyü, o sert adam yazdı işte… Derken Çiçek Abbas’ı da yazar, ilk kez yönetmenlik koltuğuna oturduğu "Fahriye Abla" gelir sonra, "Züğürt Ağa" (senaryosunu yazdı-Nesli Çölgeçen yönetti), "Muhsin Bey", "Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni", "Gölge Oyunu", "Eşkıya" , “Gönül Yarası” ve nihayet “Kabadayı”...

9 ahkam var
tuttum
0

Beyaz Perde yazarlarından Ali Ercivan ile Röportaj

tuttum
18

Belgesel Film...

Soru: Genellikle takip ettiğiniz televizyon programları?
Cevap: Belgesel Film.

Nanook of the North
Nanook of the North

Belgesel Film (Documentary)
İnsan duygularının ön planda olmadığı, eğlenceden uzak, tarihsel, sosyal, bilimsel ya da gerçek olaylarla ve kurguya dayanmayan konularla ilgilenir. Gerçeğin kendisini iletir. Bu tür filmler, tamamıyla belgelere, gerçek insanlara, gerçek mekânlara ve gerçek olaylara dayanır. Belgesel filmin genel amacı; bildirmek, öğretmek, eğitmek, inandırmak ve coşturmaktır.

Bu terim, Fransızların kullandıkları “documentarie” kelimesinden alınmış ve ilk defa John Grierson tarafından, Robert Flaherty’nin 1926’da çektiği “Moana” adlı filmin eleştiri yazısında kullanılmıştır. Gerçeği, bir öykü çerçevesinde değil, gerçekliğinin kendi dramatiği ile aktarır. Lumiera’nın çektiği ilk gerçekçi filmler, bu türün ilkleri olarak görülebilir ancak, dünya genelinde modern anlamda belgesel sinema Robert Flarherty ile başlamıştır.

Nanook of the North : www.filmreference.com
Nanook of the North : www.filmreference.com

Belgesel filmin ilk örneği, Flarherty’nin 1922 yılında çektiği “Nanook of the North” (Kuzeyli Nanok) olarak kabul edilir. Ancak bu tür, sinema tarihine birdenbire ortaya çıkmamış, bir takım süreçlerden geçerek oluşmuştur. Bu yıllardan da öncesine dayanan teknik ve konu bakımından önemli gelişmeler kaydedilmiştir.

91 ahkam var
tuttum
13

GÜN ve BEN…

Bu sabah, yine güneşin şehrime ayırdığı aydınlıkla uyandım. Her zaman yatmadan önce bıraktığım 2cm’lik perde aralığımdan sızan ışık, bugün yağmurlu ve ne yazık ki güneşin sabah hırçınlığı ile savurduğu keskin ışıkla gözlerim oyun oynayamadı; lakin yağmurun inceden akışı yeryüzüne, tatlı bir dokunuş gibi geldi. Güne uyanmak, yeni hatırlanacakları bana getirir ve hatırlamak istediğim gibi yaşamaya gayret ederim, ben günümü.
Malum sabah uğraşlarımı bitirdim. Evden çıkarken, az önce dinlediğim şarkının sözleri; hep başa sarıyor ve nabzımın ritmini unutacak kadar dalgınım. Madde mi, maneviyat mı ağır basarcasına iş ortamım beni bekliyor. Bazen işte bugünkü gibi dalgın olan bünyem, insanlık oyunu sahnesinde ikinci karakteri oynar. Tam bu nokta da sevgi depomda kaçak olduğunu düşünürüm, şu benzetmeyi duyduğumdan beri, “Her çocuğun içinde, sevgi ile doldurulmayı bekleyen bir duygu deposu vardır. Fakat sevgi deposu boş olduğu zaman, çocuk yanlış davranışlar da bulunacaktır.”
Bu dalgınlıkla yanlışlar yapmamam ve kabuğuma çekilmemem için, sevgi depomu doldurmam gerek diye düşündüm. Bu düşüncem beni bir yolculuğa çıkardı. Yolculuk dediğim 2km’lik yürüyüş mesafesinde olan iş yerime doğru… Sevgi deposunu dolu tutmayı, tıpkı bir otomobilin benzin deposunu dolu tutma ile eş değer görürüm.
Bu yolculuğum esnasında çevremi izliyorum: 1) Bir hengame de olan trafik, bana 1 litrelik sevgi dolduruyor; çünkü yürümeyi seçtiğimden dolayı trafiğin keşmekeşinde değilim.

48 ahkam var
tuttum
8

Hafiften eğlence; “Boynuz Kulağı Geçerse”...

KISA FİLM BAŞLAR...

\

SAHNE 1
İÇ ÇEKİM..............................HERHANGİ BİR YER(Günd
üz)
Dış ses(Harlemsaray)
“Lö gene mi? Şiir…”
İç ses
“yok valla…”
Dış ses(Harlemsaray)
“Lö yoksa gene mi araştırma?”
İç ses
“yok yok…”
Dış ses(Harlemsaray)
“Lö ne o zaman?”
İç ses
“Bekle ağabeycim, bekle de gör…”
Önce, “boynuz kulağı geçer” atasözünü açıklayayım. Temel anlamı, bir işi birinden öğrenirsin, ondan sonrada onu boynuzlarsın (ekarte edersin yani). Yani, kişinin boynuzlama becerisine dayalı durumlar da diyebiliriz. Bu durumda ne yaparsın? Kulağını, gözünü ve hatta başka yerlerini de dört açarsın, açarsın ki başına kötü hadiseler gelmesin…
Şimdi geçelim konunun ince hallerine; efendim bu konu vahim ve müphem bir konu olup, herkesi yakından ilgilendirir. Öyle yakından ilgilendirir ki, adama aşkı öğretirsin, o da sana boynuzunu parlatmayı, öğretir. Elemanına işi öğretirsin, boynuz gelir, “e ben kaçar artık” der, sende kalan parıltılı ve boynuzlu bir kulak. Arkadaşına sır verirsin, alır o sırrı satar, elinde kalan yine boynuzlu bir sır. Yahudiler, öğrenir Hitler’den dayağı, takar boynuzunu bayağı. Devlet, senden alır kulağı, takar sana boynuzunu. Ben diyeyim nane nane, çıkar ortaya naneli Ajdar. Sen dersin ki dane dane, o der ki sana ne… İşte böyle boynuzluların, asıl olanlara taktıkları boynuzları sayarsak, akşamı bulurda, geçerde…
\

SAHNE 2
HAFİF ÇEKİM....................HAFİF BİR YER(Hafiften bir zaman dilimi)

245 ahkam var
tuttum
11

YILMAZ GÜNEY: “Vatanından Çok Uzakta, Sürgünde Ölen Sinemacı”

\

Akdeniz’in şirin bir köyünde (Yenice/Adana) Pütün soyadı ile dünyaya gelen Yılmaz Güney (1937-1984), sefalet içinde büyüdü. Köy hayatından kurtulup üniversitede iktisat fakültesinde okumayı başardı. Genç yaşta devlet yönetimi ile çekişmelere katıldı. Güney, 1958 yılında “Üç Bilinmeyenlerin Eşitsizlik Sistemleri” adlı öyküsü yüzünden komünizm propagandası yapmakla suçlandı ve 1961 yılında yargılanarak, 18 ay hapis ve 6 ay sürgün cezasına çarptırıldı. Bu hüküm ile yönetmen yardımcılığı, senaryo yazarlığı ve başrol oyunculuğuna kadar geldiği sinema kariyeri yarım kaldı.

Yılmaz Güney, yüzden fazla macera filminde oynadı. “Türk Sinemasının Çirkin Kralı” lakabı ile sevildi.
1966 yılında senaryosunu yazıp aynı zamanda oynadığı, Lütfi Akad’ın yönetiminde çekilen “Hudutların Kanunu” adlı filmi, Güney'in sinema kariyerinde dönüm noktası oldu. Film, büyük beğeni topladı.

71 ahkam var
tuttum
0

"Osmanlı Cumhuriyeti" Fiyaskosu....

Merakla beklediğim film "Osmanlı Cumhuriyeti" bana göre tam bir fiyasko. İşin içinde Ata Demirer olunca bol kahkaya boğulacağım ve konusundan dolayı da ilginç bir mizah anlayışı ile karşılacağımı umarken, film boyunca sadece iki kez gülümsedim.
Hadi bundan vazgeçelim, aslında filmin konusu ilginç, buradan yola çıkarak çok daha eğlenceli ve daha etkili olabilirdi diye düşünüyorum. Kurgu zayıf ve yetersiz kalmış. Ata Demirer, Padişah kimliğinden midir nedir? anlamsız bir ciddiyet içindeydi, yüz mimikleri sanki botokstan yeni çıkmış bir bayan gibiydi. Kızıyordu ama kaşları çatmıyordu, ağlayacak gibiydi ama yüzü o ifadeyi vermiyordu, gülecek gibi olsa sadece sesle gülüyordu, hiçbir mimiği verdiği ifadeye uymuyordu, dedim ya botokslu gibiydi. Film bana hiçbir şey hissettirmedi(ne mizah, ne de anlam) tam bir fiyasko...
Yalnız, son sahneye çok sevindim, çünkü Atatürk ölmemişti.

29 ahkam var
1 2 3 4 Sonraki

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

reklam

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu

network siteleri