• Tüm sevdiklerini sen de sevmelisin.Özellikle de arkadaşlarını .. Onun vakit geçirmekten hoşlandığı herkesle sen de gerekirse ayrı bile buluş. Asla onları yerme ve onu onlarla aranda bir tercihe zorlama.
• Gizemli ol.Ara sıra kısa süreli soru işaretleri oluştur.Ama çok uzatmadan bu soruların cevaplarını da ver.Açık ve net ol ama bir yanın her zaman esrarengiz kalsın.
• Kendine güven ama kibirli olma. Sen iyisin ama unutma ki o senden daha da iyi. Bunu bil ve bildiğini ara sıra ona da bildir.
• Onunla yarışma, rekabet etme. Mesela tavla oyna ama asla genel ortalamadaki yenme oranının çok yükselmesine izin verme.

Ama lütfen bana kendini anlatma. Özel biri olduğunu anlattığın o uzun konuşmaların sırasında kanında kibir budalalığı zehrini görüp dehşete düşüyorum. Üstelik bazen sana acıyorken buluyorum kendimi.
Bu gün size her zaman anlatmak istediğim ama ukalalık diye yorumlanmasından ürküp (ay ne ürkek, ne cici bi kızdır bu dedirtebildim mi ki acaba) anlatamadığım ama içimde kalmasını istemediğimden hazır ‘’kim ne derse desin canım’’ diyebildiğim bi platformdayken yazmaya karar verdiğim bi konudan bahsedeceğim.
Başlığımda şu;
Ben sevgililerini denYO’luktan alıp antonYO yapabilen sonra da Salma Hayek’lere teslim eden bi kızım… Nasıl mı? Şöyle izah edeyim;
Oldubitti kendine güvensizlikten midir nedir annemin deyimiyle şöyle ‘’yanıma yakışır’’ bi sevgilim olmamıştır. Zaten çoğunlukla da ben seçmemişimdir onları.(Şimdi düşününce bunun da altında kendinde güvensizlik yattığını anlıyorum)
Hep benden hoşlanan birilerinin yaptığı kurlardan etkilenmiş ve bişii hissetmeye başlamışımdır.(bunu söyledim,söyledim geçenlerde o tarifsiz platoniğe tutuldum da gördüm anamın gününü..)
Neyse diyeceğim o ki , sevgililerim her ne kadar bana hoş gelseler de genelde olabildiğince vasat sınıfından olmuşlardır.Evet ‘zeka ilk kriterim’ der dururum ama şimdi geriye baktığımda anlıyorum ki aynı zamanda da son kriterimmiş.Ben başka bişii aramıyormuşum galiba sevgililerimde..
Öyle olmasa üniversitedeki o büyük aşkıma, en azından o gün ‘ok’ demezdim. O beyaz üzerine mavi kocaman yapraklı bermuda shortuyla krem rengi çizgili klasik gömleğini ve ayaklarına da kösele ayakkabısını giyip yurt çıkışına geldiği gün.
Uyansam, sabaha aşık rüzgarda
Uzansam, buluta hayran yağmura
Islansam , nehir in hoyrat dansında
Gel, desem, sabırsız bir çocuk gibi.
Deli et beni, bastırsın karayel
Fırtınalar sessizliğinde,süt içen beyaz bir kedi
Koparır mı, bir meltem, dalından özlemi.
Gel meydana , tepelim güzel bir horon,
Susar sazlar, sensiz olmaz bu düğün.
Topraklar kurak, ıslanmak ister,
Kara bir buluta, gebe hayaller,
Ateşin, içimden geçen, kızgın bir demir
Sözleri dinlemem, gözlerin emir.
Bağışla beni, canım sevgilim
Sana değil, hasrete olmuş, bedenim esir,
Gel, desem, sabırsız bir çocuk gibi
Azabın kıyısında yıkandım, uslandım artık
Yeter bu bekleyiş, çile mi devir
Sabrımla bir devri ördü, ellerim
Geçer mi, bir ömür, soğuk dağında.
Bülbül bile sustu, böcekler sersem,
Tilki kurnaz değil, arı iğnesiz.
Ayrılık, seçilmiş bir sürgün gibi,
Ölüm oyuncak, güldürme beni..
Beni terk eden kadınları hep sevmişimdir. Onlar en azından beni, uğraşmak istediğim şeyle baş başa bıraktılar. Engel olmadılar ve ben özgür kaldıkça daha çok uğraştım o şeyle. Onlar beni terk ettikçe ben yalnızlaştım ve bu her zaman iki tarafında işine geldi. Kadınlar terk etme zevkini aldılar, ben de bu sırada farklı kadınlarla farklı deneyimler yaşamış olmanın verdiği tecrübeyle oyalandım. Birer ay, on beşer gün beni deneyip küçük mutluluklarla evlerine döndüler, birçok genç kızın günlüğünde rol aldım ve çoğuna âşık oldum. Hakkını vermeye çalıştım elimden geldiğince. Kadınlar erkeklerden daha çok farkındaydı, hayatlarının aslında birer oyun olduğunun. Kural dışı yaşamak bir kez olsun denenmeliydi onlara göre, istedikleri zaman gelip benimle birlikte oyunbozanlık etmelerine izin verdim. Onları sevdikçe kaybettim, kaybettikçe amacıma ulaştım. Onları hep sevdim, birlikte oldukça o güzel renkli hayatlarına özendim ama hiçbir şekilde bu oyunun kurallarına uyamadığımı en başından hissettirdim. Diğer türlüsü adaletsizlik ve yalancılık olurdu. Hiçbir kızgınlığım yok ama hâlâ hepsini deli gibi kıskanıyorum. Ben bir deliyim çünkü bütün dünyanın deli olması imkânsız. Terk eden kadınlarım bunu hep başından biliyorlardı… Kaybetmeyi sevdiğimi hissettikleri anda, neyi kaybettiğimi sorgulayacak kadar meraklı oldular hep. Bu yüzden kadınları kedilere benzetmiştim. Merak düşüncenin anasıydı. Ve işin bundan sonrasını hiçbir zaman merak uyandıracak kadar gerekli görmediler.
Hala bir mesaj gelecekmiş gibi...
Hala telefonum çalacakmış gibi...
BİTTİ.
Bil-iyorum. Hala bekliyor bir yanım. Yeniden başlayacak mıyım, hayır. Ama bekliyor hala içimde küçük bir kız. Özlenilmek, aranılmak, peşinden koşulmak istiyor...
‘DÖN’!
demesini bekliyor bir yanım, şımarık bir çocuğun söz dinlemez, inatçı haliyle. Ben de inat’çı olmasını bekliyor illaki...
‘Her çalan kapıda, adıma gelen bir çiçek midir acaba...’ diye küçük bir merak pusu kurmuş içimde...
---
Bu boş hayata alışmam lazım. Yalnız eve gitmeye. Yalnız uyumaya. Saçlarını okşamadan uyumaya, sohbetsiz akşamlara, şarapsız, sözsüz zaman geçirmelere...
Birini bulmak şart mıdır? O biri devamlı insanın hayatında mı olmalıdır? İnsanın kişisel alana ihtiyacı yok mudur? bunların da hepsi ayrı tartışma konuları.
Senin yalnızlığının zorladığı dünyada bizleri de birliktelikler ve o birlikteliklerin gereklilikleri zorluyor elbette. İnsan büyüdükçe anlıyor ki çocukluğunda edindiği dostların yerini hiçbirşey tutmuyor. Büyükken edindiğin arkadaşların hep başka hesapları var. Oysa çocukken en içten pazarlıklı hesabımız kendimizi o arkadaşımızın evine davet ettirip, annesinin tatlılarından yiyip biraz oyuncakları ile oynamak oluyor.
Aşk mı? Para mı?
Doyumsuz olmak mesela;
Lidya'lılardan nefret etme derecesinde tiksinmek aslında,
Ben, seni gerçekten de çok seviyorumlara inanmaya çalışmak gibi,
Ama al şu 100 bin lirayı bakkaldan ekmek al dercesine bir kendini bilmez bir tavır tadında,
Her 14 Şubat yaklaşırken bir kez daha sevgilim yok derken gülmek gibiside yok hani.
Seninleyken hem havalarda uçtum, hem yerlerde süründüm. Hem sevinçten ağladım, hem acıdan, çaresizlikten, günahtan..
Şimdi bir noktada, Dönülmez Akşamın Ufkundayım.
Ne bir kapı kaldı ardımda yarı açık, ne de bir umut.
Sadece ne kadar süreceği bilinmeyen bir bekleyiş var bugünümde.
Dilerim yanında yaşadığım pişmanlıklardan büyük olmasın sensiz yaşayacağım günlerin pişmanlığı.
Hiç diyemedim sana “sevgili”
Adını anamadım dost sohbetlerinde. Adlarınızın anıldığı işittim, dinledim, duymak istemeden, bilmek istemeden.