
Ama lütfen bana kendini anlatma. Özel biri olduğunu anlattığın o uzun konuşmaların sırasında kanında kibir budalalığı zehrini görüp dehşete düşüyorum. Üstelik bazen sana acıyorken buluyorum kendimi.
yarın kapitalizmin dini ritüellerinden biri olan sevgililer günü. "beni şu kadarcık sevsen yeter" diyen cicili bicili aptal kızların jöleye bulanmış salak bakışlı oğlanlara, uğruna çocukların 9 yaşından itibaren savaşçı olarak kulanıldığı; 1 gramı için binlerce insanın toprağa ciğerlerini, kanlarını bıraktığı; vahşigapitalistlerin elde etmek için içsavaş çıkarıp, binlerce insanı öldürüp, süründürüp, madenlerde çalıştırıp sömürdükleri, pırlanta kesimli elmasları aldırmak için binbir cilve naz niyaz yaptıkları gün.
Aşk mı? Para mı?
Doyumsuz olmak mesela;
Lidya'lılardan nefret etme derecesinde tiksinmek aslında,
Ben, seni gerçekten de çok seviyorumlara inanmaya çalışmak gibi,
Ama al şu 100 bin lirayı bakkaldan ekmek al dercesine bir kendini bilmez bir tavır tadında,
Her 14 Şubat yaklaşırken bir kez daha sevgilim yok derken gülmek gibiside yok hani.
"Sevgiler gününde bana zippo alsana"
"O nedir?"
"Çakmakkkk"
"Eee istediğin çakmak olsun, normalde de alırım sana çakmak. Ne var?"
"Olsun. Sen sevgililer günü için al"
Böyle bir diyalog sayesinde zippo diye birşeyi ilk defa duyuyordum. Sevgililer günü yaklaşınca dışarı attım kendimi zippo çakmak bulma amacıyla. Büyük bir tütüncünün önünden geçersen "zippo" tabelası gördüm. Yaklaşıp vitrine baktım. Çakmaklara göz atamadan fiyatlar çarpmıştı gözüme. "Amannnnnnn" gibi bir tepki verdim. 30 eurodan başlıyordu fiyatları. Ama 30 euro olanlar en basit tipleriydi. Fiyatlar yükseldikçe daha janjanlı modeller görülüyordu. Altı üstü bir çakmak yahu? Sigara kullanmamama rağmen kendime de alasım gelmedi değil. Girdim mağazaya. Tezgahtar yardımcı olmak istedi. Bütün modelleri serdi gözümün önüne. Tezgahtar hoş bir kadındı. Beraber kaybolduk çakmakların arasında. Bir türlü karar veremiyordum. Muhteşemlerdi. Renkli olanlar, kabartmalılar, kurukafalılar, kalpliler, şirinler, egzotikler, romantikler, ormantikler, siyahlar, bayraklılar, pornagrafik desenliler... Daha neler neler. Bir sürü çeşit çakmak. Birini alıp kapağını açtım. Alelade duruyordu nedense. İçi hoşuma gitmemişti. Sonra öğrendim ki benzin dolduruluyormuş içine. Bir tane kurukafalı beğendim. Güzeldi. Marka kabartmalıydı. Sizin içinde bir kaç model beğendim...
Aşk nedemek? Yıllardır tekrarlanarak sorulmuş, klasik haline gelmiş bir sorudur. Kimisi tutsaklıktır der, kimisi çok güzeldir der... vs. Ama şimdi iki dakika dürüst olalım.Aşk işkencedir.Evet. Neden mi? Çünkü ya sen kızı seversin aile seni sevmez , ya kız seni sever senin ailen izin vermez. Böyle iki arada bir derede yaşlanır gidersin.
Ayrıca aşka ne gerek var değil mi? :) Sırf masraf.(!) Sevgililer günü geldiğinde sıkıysa hediye alma. O oyuncak ayıcıklar ne kadar olmuş haberin var mı? :) Tabi işi abartan kızlarda yok değil . O kızları oyuncak ayıcık kesmez; en azından pırlanta , tek taş yüzük, araba diye başlarlar. Of valla allah sevgili olanlara kolaylık versin .
beatles 1968’ de “white album” yayınlar. içindeki “helter skelter” şarkısı charles manson’ a göre acaip şifre içerir, insan medeniyetinin çözüleceği mahşer gününü, kıyameti, 4 büyük kitabın mufassal anlattığı büyük hesaplaşmayı günün bahtsız insancıklarına peygamberane haber verir.
“chazz” charles manson insan evladı, sakat ergen hasta gençlik geçirir. anası sünger alkolik. baba dayağı okulundan mezun olanda sokak mektebe yazılır, tıfıl olmaklığından çok tutunamaz yetimhaneye düşer, burada diğer oğlancıklara tecavüz ederek kendini geliştirir. nefsinin zaptedilemez şeytanı vardır, okkalı kilitleri bile söker atar. daha süt bebesi iken ifrit şiirler yazar, 6 telli akor basar, musikinin tesiratını erkenden çözer. tüm müzkirata süratle sardırır, nebati kimyevi uhrevi cinsi velhasılı her nevi mütekeyyif iptilası edinir, ömrünün 7 günü varsa 6’ sı çeşitli sebepten mahpuslukta geçen charles, bunu fırsat bilir, kimilerine epey habis gelen fikrin tohumunu bu gözden uzakta izolede dehşetli söz kimya eğelerde bilemeğe, fikrini diğer filozofların fikirlerine katmağa, büyümeğe serpilmeğe başlar. Bir nevi aziz marquis de sade kaderini paylaşır. aklı az daha pişende kendine üstad seçtiği aleister crowley eseri “book of law” mükerrer okumaları neticesinde iş kurmaya karar verir. bu devirde enayi çokluğundan paranormal kült kurmak köşede büfe bakkal açmaktan daha kolay ve getirili olduğuna uyanır, bilahare kendi cemaatin naçizane kurmak yollu, dostlarına müritlerine sevgililerine kendisini hem tanrı, hem şeytan olarak tanıtmakla bismillah der, işe girişir. epey kanka toparlar, boşta gezen filiz oğlanlar ay kızlar onun fikir cezbesine kapılır, sevgili rütbesi ile azizin kapısın süpürüp ihtiyacın görür, charles üstada dil döndürüp iltifatlar ederler. beat hip freak gençleri onun rengarenk esini ile mat cemiyetin asla kabul etmeyeceği birtakım aşırılıkların sarhoşluğun etin fikrin kaybedilen zamanın anaforunda mutlu mesut yaşarlar, şeyhleri bu esnada tehlikeli olabilir bu sularda dikkatle dümen kırmakta, sevgililerin gemisin yüzdürmektedir. Bu işlerin tafsilatı alelade nefse ağır gelir, yine malumun üzerinden devam edersek, envaiçeşit habasete necasete istinaden epey şeytani yaftalanan bu çevresine, tarikatine nevri dönen amerikan basını bunlara “aile” der. Manson “isa” enkarnesi olduğunu da üstüne yapıştırınca patates kafalı amerikan cahili kıratına göre epey orijinal sayılacak kavramlarüzeri bu harika aşırılık konseptine bigane kalmak olanaksız hale gelir.